data-nosnippet

20. yüzyılın başlarından günümüze kadar Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasında yürütülen ulus-devlet inşası, tekleştirici politikalar ve küresel hegemonik güçlerin stratejik çıkarları ekseninde şekillenen tarihsel sürekliliği anlamak gerekiyor. Özelde 9 Ekim 1998 tarihinde başlatılan uluslararası komplo zinciri ve Rêber Apo’nun Suriye’den çıkarılmasıyla başlayan süreç, münferit bir dış politika hamlesi olmanın ötesinde, yüzyıllık bir parantezin açılışı ve kapanışı olarak incelenmelidir. İmralı Adasında sergilenen 28 yıllık destansı direniş, kapitalist modernite uygarlığını kökten sorgulayan bir zihniyet devrimi ve paradigmasal değişim olarak okunmalıdır. Burada, komplo olgusunu, tarihsel köklerini, güncel müzakere ve barış dinamiklerini, demokratik komünal toplum çözümünü ve çok yönlü saldırılara karşı geliştirilmesi gereken stratejik tutumu derinlemesine anlama çabasındayız.

Tarihsel Süreklilik ve 1998 Uluslararası Komplosu

20. yüzyılın başlarında Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasında çizilen sınırlar, ulus-devlet modellerinin inşası ve bu süreçte uygulanan tekleştirici politikalar, günümüz siyasi ve toplumsal krizlerinin temel kaynağını oluşturur. 1998 yılının Ekim ayında başlatılan ve Rêber Apo’nun Suriye’den çıkarılmasıyla başlayıp uluslararası bir komplo zinciri neticesinde esaret altına alınmasıyla sonuçlanan süreç, münferit veya anlık bir dış politika hamlesi olarak okunamaz.

Aksine bu süreç, Rêber APO’nun dediği gibi, “15 Şubat 1925’te Şeyh Sait’e karşı düzenlenen komployla başlayan ve 18 Kasım 1937’de Seyit Rıza’nın komployla idam edilmesine kadar giden Kürtlere yönelik soykırım uygulamalarının bir devamıdır. Serbest Fırka’nın kapatılmasından (1930) İnönü’nün başbakanlıktan düşürülmesine (1937), 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden 28 Şubat 1997’deki postmodern darbeye ve en son 2000 sonrası darbe hazırlıklarına kadar geçen yaklaşık yüzyıllık süredeki tüm benzer olaylarda aynı çizgi çatışması vardır. Önce Almanya, sonra sırasıyla İngiltere ve ABD hegemonik güçler olarak bu çatışmaları dışarıdan destekleyip kontrol ediyorlardı. Tüm bu komplo ve suikast olayları özünde Ortadoğu halklarına, özellikle Anadolu ve Mezopotamya halklarına karşı yürütülen hegemonya savaşlarının birer yansımasıydı. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt meselesine yaklaşımda benimsenen inkâr ve tasfiye konseptinin, küresel hegemonik güçlerin Ortadoğu’daki stratejik çıkarlarıyla ortaklaşa devreye sokulduğu uluslararasılaşmış bir aşamadır.”

9 Ekim 1998’de startı verilen uluslararası komplonun gelişimi ve tarihsel arka planı bilinmeden günümüz de doğru anlaşılamaz. Uluslararası hegemon güçlerin geliştirdiği komplo zincirleri, sadece bölgesel aktörlerin yerel çıkarlarıyla sınırlı kalmamış, küresel kapitalist modernite sisteminin Ortadoğu’daki dizayn çabalarının omurgasını teşkil etmiştir. 20. yüzyıl boyunca ezilen halkların, özellikle Kürt halkının özgürlük arayışları, sistem dışı bir alternatif olarak belirdiğinde, uluslararası merkezi güçler hemen devreye girerek bu arayışları boğmayı hedeflemiştir.

İmralı’da Zihniyet Devrimi

9 Ekim 1998 tarihi, sadece bir kişinin fiziki olarak bir ülkeden çıkarılması operasyonu değil, bir halkın özgürlük iradesinin, ortak yaşam potansiyelinin ve alternatif bir medeniyet paradigmasının tasfiye edilmek istendiği küresel bir aklın devreye sokulduğu tarihtir. Aradan geçen 28 yıllık zaman zarfında, komplonun asıl sahiplerinin hesaplarının nasıl boşa çıktığı, buna karşılık İmralı zindanında üretilen demokratik modernite teorisinin küresel bir çekim merkezine dönüştüğü açıkça görülmektedir.

28 yıldır özellikle Rêber Apo’nun İmralı koşullarındaki destansı direnişini ve uygarlığı tüm yönleriyle deşifre eden paradigmasıyla komploculara tarihsel bir ders vermesini nasıl okumak lazım?

İmralı’da ortaya konulan irade, sadece fiziksel bir direniş değil, kapitalist modernite uygarlığını kökten sorgulayan bir zihniyet devrimidir. Rêber Apo, savunmalarında uygarlık tarihini devletli uygarlık ve demokratik uygarlık olarak iki ana kola ayırarak, kapitalist modernitenin insanlığı sürüklediği çıkmazı ve krizleri gözler önüne sermiş, buna karşı halkların kendi öz gücüne dayanan demokratik komünal yaşam modelini inşa etmiştir. Bu bağlamda, İmralı tecrit ve işkence sistemi, uluslararası komplonun süreklilik kazanan kurumsal bir halidir. Ancak bu tecrit sistemi, Önderliğin geliştirdiği derin teorik hamleler ve ideolojik-politik açılımlar karşısında adeta duvara çarpmıştır. Fiziksel esaret altında kalmasına rağmen, düşünsel olarak sınırları aşan ve evrensel bir nitelik kazanan bu direniş, komplocu güçlerin hesaplarını altüst etmiştir. Tarih boyunca hiçbir Önderlik, böylesi ağır tecrit koşullarında bu kadar kapsamlı bir zihniyet dönüşümüne imza atamamıştır.

İmralı’dan Barış ve Demokratik Toplum Müzakerelerine

Bugün gelinen aşamada, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü yönünde atılan adımlar, komplo siyasetinin iflas ettiğinin en somut kanıtıdır. Müzakere masası, devletçi aklın tekçi ve imha edici paradigmalarına karşı, halkların ortak ve özgür yaşam iradesinin bir zaferidir. Ancak bu süreç, tarihin hiçbir döneminde düz bir hat üzerinde ilerlememiş; aksine çok katmanlı riskleri, provokasyonları ve dönemsel tıkanıklıkları barındırmıştır. Önümüzdeki dönemin en büyük riski, tasfiye konseptini terk etmek istemeyen derin yapıların ve uluslararası hegemonik odakların süreci sabote etme girişimleridir. Buna karşılık en büyük fırsat ise, toplumsal tabanın barışa olan inancı, kadınların ve gençlerin öncülük ettiği demokratik siyaset dinamizmidir. Mücadele tarzı, klasik dar ve grupçu yaklaşımlardan arınmış, toplumsal diplomasiyi, kurumsal örgütlülüğü ve demokratik ittifakları esas alan çok boyutlu bir stratejiye dayanmalıdır.

Demokratik Komünal Toplum Çözümü

Kapitalist modernite sistemi, günümüzde sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda çok boyutlu bir medeniyet krizini (ekolojik yıkım, toplumsal çürüme, anlam daralması, psikolojik bunalımlar) üretmektedir. Ulus-devlet modelinin yarattığı yapay sınırlar ve kimlik baskıları, toplumsal dokuyu tahrip etmiştir. Bu küresel kaosa karşı Rêber Apo’nun geliştirdiği Demokratik Konfederalizm ve Demokratik Komünal Toplum paradigması, insanlığa sunulmuş en tutarlı ve uygulanabilir alternatif çıkış yoludur. Bu gerçekliği anlamak ve özümsemek, ezber sloganlarla değil, derin bir zihniyet dönüşümüyle mümkündür. Toplumun kendi öz örgütlülüğünü (komünler, meclisler, kooperatifler) kurması, ekonominin rant ve kâr odaklı değil ihtiyaç odaklı yeniden yapılandırılması, ekolojik dengenin korunması ve kadın özgürlükçü zihniyetin toplumsal yaşamın merkezine yerleştirilmesi hayati bir zorunluluktur.

Saldırılara Karşı Tutum ve Stratejik Yaklaşım

Bugün Rêber Apo’ya ve özgürlük hareketine yönelik yürütülen özel savaş ve psikolojik harp yöntemleri, 9 Ekim 1998 komplosunun güncellenmiş ve dijital/medyatik araçlarla çeşitlendirilmiş versiyonudur. Bu saldırıların arkasında yer alan çevreler; uluslararası hegemonik merkezler, bölgesel işbirlikçi iktidarlar ve özel savaş laboratuvarlarında üretilen algı yönetimi odaklarıdır. Amaçları, halkın Önderlikle olan gönül ve irade bağını koparmak, paradigmanın yayılmasını engellemek ve tasfiye politikasını tırmandırmaktır. Bu çok yönlü saldırılara karşı geliştirilmesi gereken tutum, ideolojik netlik, örgütsel disiplin ve kesintisiz bir bilinçlenme faaliyettir. Özel savaş oyunlarına karşı toplumsal uyanıklığı artırmak, demokratik siyaset alanını genişletmek ve Rêber Apo’nun düşüncelerini her alanda pratikleştirmek en güçlü yanıt olacaktır. Sonuç olarak, yüzyıllık komplolar devri kapanmakta, halkların özgürlük, adalet ve barış içinde bir arada yaşayacağı Demokratik Modernite çağı bütün görkemiyle mayalanmaktadır.