data-nosnippet

Kötüye diren. Kötü her yerdedir. 
Senin beynindeki düşüncede, senin dilinde ve senin eyleminde… 
Kötüyü ara ve diren. İçine dön, içini dinle.
Kalp ateşinin yanı başında, seni baştan çıkarmaya çalışan kötünün fısıltısını bulacaksın.
Ateşli doğru ile korkutucu kötünün mücadelesini kendi nefsinde yakalayacaksın!
Sen bu sırra erdiğinde, tanrı sensin.
Zerdüşt

Önder APO, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile Eksen Çağı konusunu gündemimize koydu. “Eksen çağı kavramıyla, tanımıyla yepyeni şeyler söylüyorum.” değerlendirmeleri hepimiz için yeni bir konu ve merak konusu oldu. Aslında Önderlik önceki savunmalarında da Eksen Çağı olarak bahsettiğimiz dönemi Bilgelik Çağı olarak değerlendirerek önemini ortaya koymuştu. 

“Komünal İdeoloji” Önder APO’nun sosyal bilim literatürüne kazandırdığı yeni bir kavramdır. Fakat ne sosyologlar ne de teologlar bu gerçekliği çözümleme çabasına girmezler. Pozitif sosyolojinin toplumu olaylar ve kurumlar toplamından ibaret gören ve ‘uzun süre’ kavramını görmezden gelen sosyoloji anlayışı, toplumsal tarihi açıklayamamakta ve hatta oldukça yanlış sonuçlara yol açmaktadır. 

Bu anlamda Önder APO çok güçlü bir tarihsel sosyoloji yaparak gerçekleri aydınlatmaktadır. Son olarak Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun üçüncü bölümü olan “Tarihsel Toplumda Devlet ve Komün” başlığı altında Eksen Çağı’nı ele alması, konuyu anlamamız açısından ufuk açıcı olmuştur. “Tarih sınıflar savaşı değil, devlet ve komün savaşıdır.” tespiti yeni bir perspektif sunmaktadır. Önder APO’nun, “Budhacılık, halk Zerdüştlüğü ve Yunan felsefesi komün ideolojileridir. Hem de çok şiddetli bir tartışmayla kendilerini ortaya koymuşlardır. Burada başlayan komünalite-devlet ikilemi, günümüze kadar geliyor.” değerlendirmesi ekseninde tarihe bakmak, önemli sonuçları da açığa çıkartmaktadır.

Eksen Çağında Zerdüştlüğün Çıkışı 

Eksen Çağı kavramını ilk Karl Jaspers 1949’da yazdığı Tarihin Kaynağı ve Ereği kitabında kullanmıştır. Jaspers’in fikrini geliştiren birçok düşünür ve tarihçi Eksen Çağından söz etmiş ve önemli araştırmalar yapmışlardır. Genelde bu çağda beş ekolün Kürdistan, Çin, Hindistan, Antik Yunan ve İsrail gibi farklı bölgelerde, birbirinden bağımsız fakat aynı dönemde ortaya çıkmasının, insan düşüncesi ve dini anlayışta derin değişikliklere yol açtığı kabul edilmektedir. Bazıları ise Zerdüşt’ü bu ekolden saymayarak dört ekolden bahsetmektedir. Gerekçe olarak ise Zerdüşt’e ilişkin belgelerin yetersiz oluşunu öne sürmekte, belgelenmiş dört eksen örneğini esas almaktadırlar. 

Oysa bu çağa bizzat Zerdüşt öğretisi kaynaklık etmiştir. Ama ne yazık ki, Zerdüşt hâlâ tarihte hak ettiği yeri bulmuş değildir. Yaratıcılık da sık rastlanan bir özellik değildir ve tarihte bu düzeydeki yaratıcılıkların örneği de azdır. Bu özellikleriyle Zerdüşt, komünal ideolojiyi yaratışıyla, Doğu ve Batı felsefesinin temellerini atarak, insanlık tarihinin yönünü ve gidişatını değiştiren bir rolün sahibi olmuştur. Ahlaki ve düşünsel gelişmelerde bir dönüm noktası özelliği taşıyan bu dönem Eksen Çağı olarak adlandırılmaktadır. 

Zerdüşt’ün hem Doğu hem de Batı felsefesinin oluşumunda öncü bir rol oynadığı gerçeğini Leslie Lipson da teslim etmektedir. Hatta Lipson, bir adım daha ileri giderek, Zerdüşt’ün çıkışını Aydınlanma çağından bile daha büyük bir çıkış olarak değerlendirmekte ve görüşlerini şöyle ifade etmektedir: 

“Tarihte pek çok ahlaki çıkış vardır; ama bunlardan ikisi en seçkin olanlarıdır. İlki M.Ö. 7. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar uzanıp 6. yüzyılda doruğa ulaştı. (…) Bu ahlaki dalganın halkaları Akdeniz’in doğusunu yıkayıp Yunanistan kıyılarına ulaştı. Ahlaki ilerlemedeki ikinci harikulade olay 18. ve 19. yüzyıllardaydı. Sözü edilen bu olaylardan ilki (M.Ö. 7.-5. yüzyıllar arası) ise asıl benzersiz, en olağanüstü Aydınlanma ve İlerleme Çağı’dır. Ahlaki alanda buna paralel olabilecek bir örnek, ne bu tarihten önce ne de sonra görüldü. Ansızın birbiri ardına dahi sayılabilecek insanlar ortaya çıktı ve din veya metafizik içeren/içermeyen, çok yüksek düzeyde ahlaki öğretileri bildirmeye başladılar. Kimdi bunlar? İran’da Zerdüşt (M.Ö. 630-579), Çin’de Lao-Tse (M.Ö. 600-531) ve Konfüçyüs (M.Ö. 551-479), Hindistan’da Gautama (Buddha) (M.Ö. 563-483), Yunanistan’da Sokrates (M.Ö. 470-399).”

Görüyoruz ki bu sürecin yaratıcı gücü Zerdüşti düşüncedir. Çünkü Zerdüştlük yeni bir yaşam felsefesi olarak, komünal kültürü esas alan kabileleri bir araya getirip, kastik katil sisteminin devamcısı olan Asur zulmüne karşı harekete geçirmiş ve böylece komünal ideolojinin temelini atmıştır. Bu birliğin ruhu ve ilham kaynağı elbette ki Zerdüşti öğretidir. Önder APO bu büyük birlik için şu tarihi tespiti yapar: “Bir araya gelmeleri çok zor olan kabileleri ortak dini ve ahlaki inanç temelinde bir araya getirmeyi başarması tarihin yeterince üzerinde durmadığı bir devrimdir. Görüldüğü gibi Kürtler birlik sağlamada, sırtını yaslayacak tarihi mirastan da yoksun değildir. Üstelik sağlaması çok zor olan devrim niteliğinde büyük birlik gerçekleştirilmiştir.”

Tarihteki büyük kültürel aşamaların ve önemli uygarlıkların hemen hepsinin çıkışından önce bir ideolojik inşa veya fikri hazırlık diyebileceğimiz uzun bir hazırlık (kuluçka) dönemi vardır. Önder APO’nun “kuluçka dönemi” olarak tanımladığı bu ideolojik oluşum sürecini anlamak; hem Zerdüşt adıyla sembolleşen olgunun ne olduğunu daha net kavramamızı sağlayacak hem de Aryen Mitolojisinde birinci, ikinci, üçüncü Zerdüşt biçimindeki adlandırma ile ifade edilenin ne olduğuna ilişkin bir aydınlanma sağlayacaktır. Bunu, Yahudiliğin çıkışında İbrani Peygamberler geleneğinin rolünden; Grek uygarlığının çıkışında Tales’ten, Sokrates ve Aristo’ya kadar devam eden filozoflar geleneğinden; Avrupa kültürü ve uygarlığında Aydınlanmacı düşünürler sürecinden; hatta Ekim devrimi öncesindeki neredeyse bütün 19. yüzyılı kapsayan sosyalist aydınlanma hareketlerinin oynadığı rolden de anlamak ve görmek mümkündür. 

Aryen mitolojisinde birinci, ikinci, üçüncü Zerdüşt diye belirtilen ve uzun bir tarihsel sürece yaydırılan Zerdüşt adının, aslında geniş anlamda komünal kültüre öncülük eden ideolojik bir sistem olarak düşünülmesi daha gerçekçidir. Bir insanın ortalama doğal ömrünü kapsayan bir tarihsel kesitte, Medyalı Mag rahipleri arasından çıkan bir isim olarak Zerdüşt’ün varlığı bilinmektedir. Sözünü ettiğimiz şey, bunun ötesinde, binlerce yılla ifade edilen ve uzun bir tarihsel zamanı kapsayan komünal kültürün ideolojik gelişmesidir. Önder Apo bunu, “Artık klan-kabile varlığından ideolojik temelli komünlere geçiş yapılıyor. Klan bağı yerine ideoloji geçiyor. Yani aşiret-kabile eksenli komünlerden ideolojik temelli komünlere geçiş başlıyor. Mag’lar önderliğindeki bu süreç, yüzlerce yıl sürer.” diye ifade etmektedir. 

Zerdüşt kendisinden önceki Mag rahipleri tarafından geliştirilen Mazdeizmi reforme ederek, dönemin ihtiyaçlarına cevap verecek bir öğreti oluşturur. Mazda dininde ve Hint mitolojisi ile dinsel inancında da gördüğümüz Aryen kültürünün üç önemli figürü olan İndra, Mitra ve Varuna adlı Tanrıçaların bileşiminden Ahura Mazda adıyla tek tanrılı bir sistem geliştirir. Çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçiş sürecini başlatmasından ötürü ve bir de yaşadığı çağda genelde kendini ifade etme tarzı olarak dini tarz öne çıktığı için peygamber olarak kabul edildiyse de, öğretisi felsefeye ve duruşu da filozofluğa daha yakındır. Onun, özgürlük ahlakını temsil eden öğretisi M.Ö. 700 ile 550 yıllarını kapsayan dönemde, bir nevi Kürt zihniyet ve ahlak devrimi olarak Med çıkışında ve Med-Pers uygarlığının inşasında ideolojik ve kültürel temel teşkil etmiştir. Böyle bir temel ve zemin olmadan uygarlıksal çıkış düşünülemezdi. Salt zor ve şiddet yöntemleri ile yine askeri ve siyasi güce dayanarak uygarlık inşası mümkün değildir. 

Önderlik, “Temelinde güçlü ideolojik harç olmayan hiçbir güçlü siyasi ve uygarlıksal oluşum, gerçekleşme şansına sahip değildir. Med-Pers imparatorluğu doğmadan önce, ideolojik temel ve kimlik, böyle bir irade ve zihniyet devrimi ile hazırlanmaktadır. Zerdüşt bu irade devriminin en güçlü temsilcisi olmaktadır. Nasıl ki İskender, hocası olan büyük Aristo’ya dayanarak tarihin o zamana kadarki en büyük imparatorluğunu kurmuşsa, Med-Pers imparatorluğunun kurucuları da Zerdüşt ahlakına dayanarak bu rolü oynamışlardır.” demektedir. 

Zamanla bir dünya imparatorluğu konumuna yükselen Med-Pers İmparatorluğu’nun bu başarısının askeri güçten ziyade Zerdüşt öğretisi ile bağlantılı olduğu tüm tarihçiler tarafından kabul edilen bir olgudur. Bu konuya ilişkin tarihçi Andre Ribhard şunları belirtmektedir: “M.Ö 663’ten başlayarak bu ulusal çaba, Med’ler için bir gelenek değeri kazanm岩şt岩. Zerdüşt, Med’lerin geleceğe olan güvenini ifade ediyordu. (…) Böylece bu insanın etrafında bütün bir halk umut kazanırken, Medya yaylası üzerinde Keyaksar intikam aletini dövüyor, ordusunu hazırlıyordu.” Aynı şekilde tarihçi ve siyaset bilimcilerden A.G. Frank ve B.K. Gills de, “Büyük İskender kısmetini aramak için Doğu’dan başka nereye yönelebilirdi?” sözleriyle aynı üstün konuma işaret etmektedirler. İskender şahsında bir anlamıyla Batının, Doğu karşısındaki durumuna dair en açıklayıcı yorumu yine Önder APO yapmaktadır: “Med-Pers uygarlığı, Doğu’nun son görkemli ve göz kamaştırıcı İlk Çağ uygarlığıdır. Yine gelişen klasik Yunan uygarlığına göre her bakımdan kıyas kabul etmez bir üstünlüğe sahiptir. Aristo’nun öğrencisi İskender aslında derin bir Doğu kültür kompleksi altında kıvranan, buranın muhteşemliğine sahip olmak için kıvranıp duran çevre ülkenin yeni yetme barbar istilacısı konumundadır.” 

Kısmetini aramak için İskender’in Doğu’ya yönelmesi bu nedenledir. Doğunun Zerdüşt geleneğinden kaynaklı bu kültürel üstünlüğü var olduğu müddetçe Batı gerçekten de hep sıradan bir konumda kalmıştır. Fakat İmparatorluk, Pers hanedanı tarafından ele geçirilip Zerdüşt öğretisi yozlaştırılarak niteliklerinden ve özünden uzaklaştırıldıktan sonra, Darius’un askeri-siyasi gücü onu ayakta tutmaya yetmemiştir. Buna karşılık aynı dönemlerde, Doğu’dan aldıklarını Ege’nin iki yakasındaki felsefi düşünce gücüyle de yoğurarak bir Grek kültür sentezi yaratan Helenler, kültürel üstünlüğü sağlamayı başarmış ve böylece İskender’e zaferin yolunu açmışlardır. 

Böylece Eksen Çağı; aynı zamanda hem kastik katil topluma karşı demokratik komünal direniş, hem de Doğu ve Batı uygarlıklarının yaşadığı yol ayrımı ile çatallaşmasının başlangıç noktası olmuştur. 

Zerdüşt: Tarihin Bildiği İlk Komünalist

Zerdüşt’ün kişiliği ve öğretisi hakkında farklı görüşler var. Kimileri peygamber, kimileri de filozof veya felsefe kuramcısı olduğunu savunur. Yani hem filozof hem de peygamber olarak bilinir. Önder APO ise son Manifesto’sunda Zerdüşt’ün komünalist olduğu yönünde bir tanım getirdi. Zerdüşt’ün kastik toplum karşısındaki direnişini demokratik komünal bir gelenek olarak değerlendirdi.

Temelinde komün ve devlet çelişkisi bulunan bu iki yürüyüş kolu arasında o dönemde başlayan mücadele, özünde aydınlığın karanlığa karşı mücadelesidir. İç ve dış tehditler Aryen toplumunu zayıf bir duruma getirmişti. Aryen toplulukları için iki yol belirir; ya kastik katil sisteme teslim olmak ya da varlıklarını ve özgürlüklerini korumalarını sağlayacak ideoloji, felsefe, yol-yöntem, önderlik ve örgütlenme yaratarak birliklerini sağlayacak ve hem kendileri hem de diğer halklar için hakikatin yaşanmasını yeniden mümkün kılacaklardı. 

İşte Zerdüşt, böyle bir tarihsel toplumsal ihtiyaç sonucunda ortaya çıkar. Zerdüşt, bu hedefe ulaşmak için, özgürlük ve adaletin kaybedildiği noktada aranması gerektiğinin farkındadır. Bu bilinçle, özünde komünal kültürü yeniden canlandırmak, buna dayalı toplumsal birliği sağlamak, zihniyet ve kişilikte devrim yaparak devletçi uygarlığa karşı direnmek ve toplumu özgürleştirmek ister. 

Zerdüşt, toplumun içine düştüğü kötü durumu ve yaşam tarzındaki köleleştirici yaklaşımları kabul etmez. Zerdüşti kaynaklarda anlatılan bir hikâyede şu aktarılır: Zerdüşt ilk inzivaya girmek üzere yola çıktığında uzun bir yürüyüşten sonra çok güzel ve yemyeşil bir vadiye gelir. Çok güzel ve berrak bir su akmaktadır. Biraz daha ilerlediğinde bakımlı tarlalar ve düzenli kurulmuş evlerden oluşan bir köyle karşılaşır. Köye girişinde dereden su alan bir genç kızla karşılaşır. Kızın adı Ardiusur’dur. Kızdan su ister ve bu köy ile vadinin kime ait olduğunu sorar. Kız köyün güneş din adamı Vahu Mana’ya ait olduğunu ve hep aydınlık ve mutluluk içinde yaşam sürdüğünü belirtir. Zerdüşt su içmek için, kızın adını sorar, o da adının Ardiusur, yani akan derenin adıyla aynı olan ışığın kaynağı anlamına geldiğini söyler. Zerdüşt suyu içtikten sonra da, “Bu suyu içen her kim olursa olsun yakıcı bir susuzluk çekecektir, ki bunu ancak bir tanrı dindirebilir.” der. Zerdüşt kendi aşiretine döndükten bir süre sonra Turanilerin kralını görmek için hazırlanan heyet ile Baktria ülkesine gider. Mücadele ettikleri tarafı tanımak istemektedir. Turanilerin memleketine ait izlenimlerde ise karanlığın ve kötülüğün tarifi yapılmaktadır. Turani kral Argaspa misafirlerine bir gösteri izletmek ister. Bir leğen dolusu kan getirilip, kralın ayaklarının önüne konur, sonra iki dev yılan sürünerek gelip leğen kenarına uzanırlar. Tam o sırada çığlık çığlığa bağıran yarı çıplak bir kadın zorla içeriye getirilir. Her tarafı kan içinde kalmıştır. Kadın Ardiusur’dan başkası değildir. Kral, “Albords (Elbruz) Dağının bu onurlu kızını, yemeleri için yılanlara vereceğiz. Fakat onu ganimet olarak da verebilirim. Kim yılanların leğenine kanını akıtıp başını benim ayaklarımın dibine istediğim sürece koyarsa ona veririm.” der. Zerdüşt tam müdahale edecek iken, bir Turani savaşçı atılır ve kanını leğene akıtır, başını kralın ayaklarının dibine koyar. Kral kızı almasını söyler. Zerdüşt de kendisine yalvaran gözlerle bakan Ardiusur’a dayanamayarak müdahale eder. Kral, “Sen kan kurbanı olursan ve sonuna kadar bana bağlılığına yemin edersen, kız senin olsun.” der. Zerdüşt kendi aşiretinden adamlarca zorla oradan uzaklaştırılır. Zerdüşt kendisine geldiğinde bir ormandadır ve büyük bir susuzluk çekmektedir. O zaman Ardiusur’u ilk gördüğünde, onun söylediklerini hatırlar, haklılık ve iyilik için haksızlık ve kötülüğe karşı büyük bir mücadelenin kararlılığına böylelikle ulaştığı anlatılır. Bu hikâyede iyi ve kötünün savaşımı ön plana çıkmaktadır. Tarım toplumu olan Vahu Manu’nun köyü iyiyi, Turanilerin memleketi ise kötüyü temsil etmektedir. Geçen isimler de bunu kanıtlamaktadır. Vahu Manu, Ahura Mazda’nın altı kutsal ölümsüz meleğinden biridir ve Ardiusur da Anahita denilen su tanrıçasının diğer bir adıdır. Turaniler ise aslında kastik katil sistemi temsil edenlerdir. Bu hikâyenin bu kadar ayrıntılı kurgulanması ise bir bakış açısını içermektedir. Yani Zerdüşt’ün yaşama, kadına, mücadeleye bakışı ve Turanilere teslim olmaması, komünal geleneği tercih ettiğini göstermektedir. Diğer tarafta gerçekte Aryen topluma ait olmayan, devletçi toplumun ve yabancılaşmanın getirdiği geleneğe ise Zerdüşt karşı çıkar. Elbette Zerdüşt’ün isyanı bu olaydan ibaret değildir. Toplumun karşılaştığı büyük sorunların bilincinde olan Zerdüşt köklü çözüm arayışlarına yönelir. 

Etik, Komünalitenin Özgür Bilinci ve İradesidir

Zerdüşt’ün asıl büyük önemi; özgür insan iradesini ortaya çıkaracak bir ahlak ve zihniyet devrimine öncülük ederek, kastik katil sistemin egemen ideolojik kalıplarını parçalamasıdır. Kastik katil sistemin devamcısı olan Sümer rahip ve Mısır firavun sistemlerinde somutlaşan bu ideoloji ve zihniyetin özü; kutsal ve mutlak tanrı ile egemen tanrı-krala karşı iradesi hiçleştirilmiş, çaresiz, kul insan gerçekliğidir. İşte Zerdüşt, gerçekleştirdiği ideolojik reformlarla bu ideolojiye darbe vurmuştur. Önder APO, Zerdüşt’ün bu tarihî rolünü şöyle ifade ediyor: “Büyük ihtimalle M.Ö. 600 yıllarında yaşayan Zerdüşt’ün en büyük önemi, Çin’de Konfüçyüs, Hint’te Buddha ve Greklerde Sokrat’ın oynadığı büyük ahlaki reformculuğu, hepsinden önce ve çok güçlü bir biçimde gerçekleştirmiş olmasıdır. (…)  Reformculuğu budur ve bunu bütün diğer reformculardan önce yapıyor. (…) Özgür insan iradesinin isyanı biçiminde, Tanrı’yı sorgulayan bir üslup kullanıyor ve Tanrı’dan cevap istiyor. O döneme kadar insanoğlu Tanrı’yı sorgulayamamıştır. İşte Zerdüşt’ün ilk gerçekleştirdiği budur. (…) 3000 yıllık bir zihniyete sahip ruh yapılarına ‘ayağa kalk, iradene ve zihnine sahip çık ve saygılı ol’ demek, çok zor bir ahlak ve zihniyet devrimidir. Özde gerçekleştirdiği bir felsefi devrimdir ve toplumda da gelişen bir ahlaki devrimdir. İşte Zerdüşt’te en çok gerçekleşen ve gittikçe önemi daha iyi anlaşılan uygarlık katkısı budur.”

Yaşadığı çağda yaygın olan çok tanrılığı reddederek evreni düalizm ilkelerine göre yorumlayan Zerdüşt, zıtların çatışmasından senteze ulaşmayı ve özgür birey iradesine ve ahlakına sahip çıkmayı esas almaktadır. 

Zerdüşt düşüncesinde ışığı temsil eden Ahura Mazda doğruluk, adalet ve yaşam anlamına gelen iyilik ilkesi olurken; onun karşıtı, karanlığı temsil eden Ehriman ise yalancılık, adaletsizlik ve ölüm demek olan kötülük ilkesi olarak kabul edilmektedir. 

Zerdüşt’ün düalist felsefesinin önemli bir özelliği ve ahlaki erdemi, bu seçimi yapma özgürlüğünü insanın kendisine bırakmasıdır. Burada kişi ister Ahura Mazda’nın ister Ehriman’ın tarafını tutar, bu kararı kendi özgür iradesiyle verir ama bu seçimin sonucuna da katlanır. İnsanın bu denli önemli sayılması ve merkezi bir konuma yerleştirilmesi ilk kez Zerdüşt komünal ideolojisinde görülen bir durumdur. “Ben size öğretilmesi gerekeni öğreteceğim, seçiminizi siz yapacaksınız.” diyen Zerdüşt, özgür ve bilinçli bir tercih için iyi dinlemeyi ve aydınlık bir bilince sahip olmayı salık verir. Gathalar da bunu şöyle belirtir: “Dinle kulaklarınla bu en gerekli olan şeyleri! İki inanç arasında (doğru bir) karara varmak için onları açık bir zihinle gör. Her insanın büyük ceza ve mükâfat gününden önce karar verecekleri bu seçimi sen kendin düşünerek bul.” (Yasna: 30)

Zerdüşt’ün düalist felsefesi, kötülük meselesine tatmin edici ve mantıklı bir izah getirmesiyle o zamana kadarki hiçbir dinin ve kültürün başaramadığını başarmıştır. Ahura Mazda’yı kötülükten arındırmakta, ancak ondan sonra insanlara ahlaklı olma çağrısı yapmaktadır. Ardından düşünce, söz ve eylem terazisinde ağırlığı ahlak değerlerine verecek ve Zerdüştlüğün amentüsü sayılan “Manahica, vacahica, akemca!” (İyi düşün, doğru söyle, güzel yap!) söylemini haykıracaktır. 

Kendinden önceki binyıllara varan anlam gücünü kendinde harmanlayan Zerdüşt öğretisinin temelini de bu olgular oluşturur. Zerdüşt felsefesinin temel ilkesi ‘iyi düşün, doğru söyle, güzel yap’tır. İyi düşüncelerden kastı sorgulayıcı bakış açısıdır. Zerdüşt kendi çelişkilerini sürekli Ahura Mazda’ya soran, tartışan ve cevabını bekleyen bir filozoftur. Kendi felsefesine göre insanlığa şu mesajı vermek ister: Köleciliği, doğaya karşı yabancılaşmayı, insan topluluklarının düşmanlaşmasını, emekten ve üretimden kopmayı sorgulamalarını söyler. İyi düşünmek, sorgulamakla birlikte aynı zamanda insan yararına düşünsel üretimdir de. Düşünce iyi duygulara ve uyumlu yaşama bir çağrıdır. 

Tanrının sahip olduğu yaratıcılık vasıflarını insana da atfetmek ve özgür iradeyi esas alıp, insan iradesinin özgürlük sınırlarını tanrıyı sorgulayacak düzeye kadar ileri götürmek hiç şüphesiz tarihi bir çıkıştır. Zerdüşt’ün kastik katil zihniyetini yıkan ve özgür insan iradesinin başkaldırısını ifade eden sözleri, Avesta’nın günümüze ulaşan bölümlerinde mevcuttur. 

“Sana soruyorum Tanrım, bana doğruyu söyle.
Aşağıdaki yeri, yukarıdaki gökyüzünü kim koruyor?
Suları ve bitkileri yaratan; rüzgâr ve buluta hız veren kim?
Ey tanrım! İyi düşüncelerin yaratıcısı kim?
Sana soruyorum Tanrım, bana doğru cevap ver
Kim iyi ışığı ve karanlığı yaratan?
İyi uyumayı ve uyanmayı yaratan kim?
Kim düşünceli insanlara görevini hatırlatan?
Sabahı, öğleyi ve akşamı yaratan kim?”
(Yasna: 44)

Zerdüşt’ün komünal ideolojisi; içerdiği yüksek ahlaki değerler, büyük ahlakçı özelliği ve özgür insan iradesine büyük önem atfeden zihniyetiyle tarihe damgasını vuran evrensel bir çıkışın öncüsü olmuştur. Kul anlayışının yerine özgür iradeyi koymak komün ideolojisine kavuşmak anlamına gelmektedir ki Önder APO bunu, “Komünalite etik-estetiği içinde barındırır. Etik, komünalitenin özgür bilinci ve iradesidir. Komünalite, müthiş bir özgürlük bilincini ve iradesini edinmek zorundadır. Bu edinilmeden ne komünalist olunur ne demokratik toplum inşa edilebilir. Bu da yetmez; komünalitenin etik ve özgürlük bilincini ve iradesini demokratik toplum somutunda açığa çıkarmak gerekir. Demokratik toplum özgür ve iradeli toplumdur. Etik ve estetik komünalitenin yaşam ilkeleridir.” diye ifade eder. Komün ve devlet çatışması sürecinde iyi ve kutsal olan şey, aynı zamanda güzel sayılır; zararlı ve kötü olan, yani insana ve tarihsel topluma düşmanca yaklaşanlar da çirkin görülür. 

Zerdüşt Öğretisinin Etkileri

Zerdüştlük, kendisinden önce oluşan birçok inancın farklı yönlerini döneme cevap verebilecek şekilde ele alıp sentezleyerek komünal ideoloji haline getirirken, aynı zamanda kendisinden sonra oluşan birçok inanca ve felsefeye de kaynaklık etmiştir. Dolayısıyla Zerdüşt’ün yaşadığı dönem tek tanrılı dinlerin doğuş ve gelişim aşaması ve yine felsefenin ön sürecidir. Birçok şeyi ondan almışlardır. Zerdüşt, felsefi düşünceye ve dinsel yönteme geçiş aşamasının düşünce yapısını inşa etmiştir. Zerdüşt’ün düşünce yöntemi her iki alana da temel oluşturmuş, çıkışlarında etkili ve yol gösterici olmuştur. Zerdüşt’ün görüşünden, dünyaya çağlar boyu yön verecek iki temel düşünce yöntemi doğmuştur: din ve felsefe. Bu iki alanın bazen tamamen karşıt uçlarda seyretmesine rağmen birbirinden etkilenen karakterli olmaları, belki de beslendikleri bu ilk ana kaynaktaki ortaklıkları nedeniyledir. 

Zerdüşt birçok yeni kavram ve olguya kendi inanç sistemi içerisinde yer vermiştir. Bunlardan birçoğu, daha sonra üç büyük dinin kutsal kitaplarında yer almıştır. Zerdüştlükte yer alan kıyamet olayı, ölülerin yeniden dirilmesi durumu, mahşer günü ve o gün kurulacak büyük mahkeme, farklı görevleri olan kutsal melekler, üzerinden ancak günahsızların geçebileceği ince ve keskin Sırat Köprüsü gibi inanışlar hemen hemen aynı sayılabilecek biçimde önce Tevrat’a, oradan İncil ve Kuran’a geçmiştir. 

İslam dininde, Müslümanlığın beş şartından ilki olan Kelime-i Şahadet inancının, neredeyse olduğu gibi Zerdüşt inancından alındığı belirtilmektedir. Zerdüştilerin Fravarana adını verdikleri, temel bir dini cümleleri vardır; “Ben Mazda’ya tapan biriyim; Zerdüşt’ün öğretisine bağlı olduğumu ilan ediyor ve bunu açıkça ikrar ediyorum.” Bu deyiş İslam dinine, “Ben Allahın birliğine, Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna tanıklık ederim.” biçiminde Kelime-i Şahadet adıyla geçmiştir. Benzerlik yorum gerektirmeyecek kadar açıktır. 

Bu konuda Önder APO, “Zerdüştlük yok olmadı, her üç İbrahimi dinin içinde özümsendi, böylece yaşıyor demek daha doğru olacaktır.” diye ifade etmektedir. Yani Zerdüşt nasıl ki kendinden önceki inançları geleceğe taşıyarak kalıcılaştırmışsa, kendisinden sonra gelenler de Zerdüşt geleneğini özümseyerek kalıcılaştırmıştır. Bu yanıyla Zerdüşti din, geçmiş ile geleceği birlikte yaşayan bir özellik gösterir. 

Komünal İdeolojinin İlanı 

Görüyoruz ki tarihe büyük arayışlar ve arayışçılar olarak geçen ve büyük devrimler ile büyük tarihi direnişçiler olarak yer edinen toplumsal eylemlilikler ve büyük kişilikler işte böylesi süreçlerde çıkmışlardır. 

İnsanlık hiç de öyle sanıldığı gibi tarihin başından beri devletçi uygarlık sistemini ve onun dayatmalarını bir kader gibi kabul etmemiştir. Toplumsal dokunun bir hayli zayıflayarak güçten düştüğü, köleci devletin toplumun sırtında taşınamaz bir ağırlığa dönüştüğü ve toplumsal varoluşun köleci güçlerin çıkarlarına endekslendiği süreçler; köleci uygarlık güçlerinin merkezileştiği tüm alanlarda büyük arayışlara yol açmıştır. Devletçi uygarlık güçlerinin dayatmalarına karşı büyük direniş ve karşı koyuşlar yaşanmıştır. Devletçi uygarlık karşıtı büyük ahlaki öğretilerin; başta Mezopotamya, Hindistan, Çin ve Grek gibi devletçi uygarlığın merkezileştiği alanlar olmak üzere, birçok yerde ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Bunların başında Zerdüşt gelir, Hindistan’da ise Buddha’nın, Çin’de Lao Tse’nin ve Grek’te de Sokrates’in başını çektiği komünalistler kuşağı, devletçi uygarlık güçlerinin toplumsal dokuda yarattığı tahribatı giderme ve toplumu sağlığına döndürme çabasında önemli çıkışlar yapmışlardır. Günümüzde halen insanlığı etkilemelerinden de anlaşılacağı gibi; bu büyük ahlaki öğretiler, insanlığın değerlerini korumada ve devletçi uygarlık dayatmaları karşısında toplumun komünal varlığını sürdürmesinde moral kaynağı olmuşlardır.

Sonuç olarak, önemle vurgulamamız gereken gerçek şudur ki; tarih sadece devletli uygarlıkların yürüyüşü değil, bilakis ondan daha fazla demokratik ve komünal hareketlerin yürüyüşüdür. Bu nedenle Önder APO vardığı tarih bilinciyle, “Komünal ideolojinin ilanını yapıyorum.” dedi. Zerdüştlük, bu tarihi perspektif dâhilinde anlaşılması ve güncellenmesi gereken bir komünal ideoloji olarak, insanlığın özgürlük arayışında önemli bir yer tutar. Ana-kadın inancından Zerdüşt’e, oradan da günümüze dek yaşamın gerçeği ve geleceğin hayalleri özgürlüğe dairdir. Zagros – Toros insanından başlayıp, tüm dünya insanına kadar genişleyen bu özgürlük düşüncesi hayaller ve ilkelerle büyümüştür. Günümüze dek çarpıklaşma artsa da, bu öz kendini koruyabilmiştir ve bu özle, özgürlüğün zaferine ulaşılacaktır. Bu durum Önder APO’da en özlü, örgütlü ve eylemli hakikate bürünerek can bulmuştur zaten, bize düşen de bu tarihsel yolu hakkıyla takip edebilmektir.

Kaynakça:

  • AİHM Savunmaları, Abdullah Öcalan.
  • Bir Halkı Savunmak, Abdullah Öcalan.
  • Özgürlük Sosyolojisi, Abdullah Öcalan.
  • Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü, Abdullah Öcalan.
  • Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü, Abdullah Öcalan.
  • Antik Çağın Devrimcisi Zerdüşt, Kolektif.
  • İnsan Evriminde Din: Eski Taş Çağından Eksen Çağına, Robert N. Bellah.
  • Zerdüşt Dini: Zerdüşt’ün Gathaları, Dr. Irach J. S. Taraporewala.
  • Zerdüşt, Konfüçyüs ve Muhammed, Claude Emmanuel Joseph Pierre.