Önder Apo, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile birlikte Kürt tarihini dört döneme ayırabileceğimizi belirtti. Buna göre MÖ 3000 ile MÖ 500 yılları arasında geçen 2500 yıllık dönemi “proto Kürt tarihi”, MÖ 500 yılından ortalama olarak M.S. 1800 yılına kadar geçen dönemi “örtük Kürt tarihi”, son iki yüz yılı ise “inkar-yokluk tarihi” olarak tarif etti. PKK ile başlayan dönemi ise “PKK gerçeklik tarihi” şeklinde tanıma kavuşturdu. Eksen Çağı olarak bilinen dönem ise MÖ 800-MÖ 200 yılları arasındaki süreci kapsamaktadır. Yani eksen çağı “proto Kürt tarihi”nden “örtük Kürt tarihi”ne geçiş dönemini ifade etmektedir.
Proto Kürt topluluklarının içinden Kürt kimliğinin kesinleşerek belirginlik kazandığı ve tarihsel rolünü oynadığı bir dönemden giderek ikincil bir konuma düşerek tarihteki izlerinin gizlendiği bir döneme geçiş eksen çağında gerçekleşmiştir. Hegel “Her tarih, İsa’dan gelir ve İsa’ya gider. Tanrı’nın oğlunun zuhuru dünya tarihinin eksenidir.” der. Bu yaklaşımı esas alacak olursak eksen çağı Kürt tarihi açısından da bir miladı ifade etmektedir. Kürt tarihi açısından eksen çağına kadar yaşananlar ile ondan sonraki dönemde yaşananlar birbirinden büyük farklılıklar göstermiştir. Bu durumun eksen çağında yaşanan gelişmelerle yakından bağı bulunmaktadır.
Proto Kürt Tarihi
Yapılan son araştırmalarla birlikte Hegel’in sözünü şu şekilde çevirmek mümkün hale gelmiştir: her tarih, Göbeklitepe’den gelir ve Göbeklitepe’ye gider. O muhteşem yapının bulunuşu dünya tarihinin eksenidir! Göbeklitepe, Paleolitik dönemden neolitik döneme geçişin gerçekleştiği bir dönemdir.
Elbette tarihsel akış bir süreklilik arz eder. Bu tür adlandırmalar, bölümlendirmeler bu akış boyunca ortaya çıkan gelişmeleri anlaşılır kılmak için başvurduğumuz bir yöntemdir. Bu tarihsel akış çizgisel tarzda ve hep ileri doğru olmamıştır. Bir önceki dönemden birçok yönden farklılık gösteren, niteliksel ve niceliksel gözle görülür değişimlerin olduğu ‘kırılma anları’ da yaşanmıştır. Bu kırılmaların bazıları insanlık için gelişme olarak ifade edebileceğimiz sonuçlar doğurmuşken bazıları ise kendinden önceki döneme göre gerileme, kaybetme olarak ifade edilebilecek sonuçlara neden olmuştur. Yine bazı kırılma anları kimi yönleri ile olumlu, kimi yönleri ile olumsuz sonuçlar getirmiştir. Bu nedenle tarihsel akışı anlamak için yaşandığı mekân ve zamanı göz önünde tutarak tarihsel sosyoloji yapmak en doğru yöntemdir. İçeriklerine bakılmaksızın bu anlara devrim anları demek de mümkündür. Fakat bir karışıklığa mahal vermemek için, toplumsal doğanın kendi iç gelişiminin sonucunda yaşanan kırılma anlarını devrim olarak, dışsal olan ve dıştan dayatılan gelişmeleri de karşı devrim olarak tanımlamak daha uygun bir yöntem olmaktadır.
Köleliğin ve sınıfsallığın toplumsal doğanın zorunlu bir sonucu olmadığını, bu nedenle her zaman buna karşı direnen toplulukların olduğunu da biliyoruz. Bu toplulukların ortak bir dil etrafında ilişki geliştirmesi ve kastik unsurlara karşı erkenden savunma temelli bir dayanışma ve direniş geliştirmesi aşiret tarzı bir form ve bilinç kazanmalarını sağlamıştır. Kabile niteliği kazanan bu klan topluluklarının ana kadın kültürü etrafında toplumsal gelişmelerini sürdürdüğü, kendi iç gelişmelerinin sonucu olarak neolitik dönemin tüm yaratımlarını geliştirdiği bilinen bir tarihsel gerçekliktir. Uruk’ta açığa çıkan aristokratik karşı devrime kadar geçen bu sürece bu nedenle neolitik devrim denilmektedir.
Yukarı Mezopotamya’da bugünkü modern halini alan insanlık, yine bu mekânda bir çok devrim ve karşı devrimi iç içe yaşamıştır. Dilin hızlı gelişimi, onun etrafında eş zamanlı kabile örgütlenmesinin oluşumu ve birçok maddi ve manevi yaratım bu mekânda başarılmıştır. Tüm bu özelliklerin Proto Kürt topluluklarda da yaşandığını ve aralarında bir süreklilik olduğunu gözlemlemek mümkündür. Proto Kürt tarihinin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz MÖ 3000 yılına kadar geçen bu süreçte yaşananları tarihsel sosyoloji yöntemi ile değerlendirdiğimizde Kürt olgusunun tarih sahnesine kendiliğinden ve birdenbire çıkmadığını görmüş oluruz.
Proto Kürt tarihini anlamak için günümüzde Kürtlerin yaşadığı mekânda gerçekleşen gelişmelere bakmak yararlı olacaktır. Bu gelişmeler çoğunlukla Yukarı Mezopotamya’da gerçekleşmiştir. Kürt olgusu, Toros-Zagros dağ sistemlerinin oluşturduğu kavisin etrafındaki geniş mekânda ve uzun zaman boyunca gelişen diyalektik ilişkilerin sonucunda şekillenmiş bir toplumsal gerçekliktir. Kürt olgusu neolitiği geliştiren ve yaşayan toplumsal varlıkların içinde şekillenmiştir. Bu niteliğinden ötürü neolitiği en derinlemesine yaşayan halk olmaktadır. Ayrıca yaklaşık on bin yıl önce şekillenen aşiret formu da günümüzde Kürtlerde hala varlığını ve etkisini sürdürmektedir.
Bu temel niteliklerin yanı sıra Göbeklitepe’den günümüze doğru Hurrilerden Mitanilere kadar Yukarı Mezopotamya’da yaşamış kültürlerin kullandıkları dillerden, temel kültürel özelliklerine kadar, hatta tanrılarının adlarına kadar birçok olgu günümüzdeki Kürt olgusu ile örtüşmektedir. Kürtçe’nin lehçelerinde aynı kavramsallaştırmaları bulmak mümkün olmaktadır. Hala yaşanan bir hakikat de, bu coğrafyaya yapılan fetih saldırılarının, kültürel yapının köklü oluşu karşısında zafer elde edememesidir. Buradaki kültür büyük oranda kendini koruyarak günümüze gelmiştir ve bu Kürt kültürüdür. Bu nedenle bu döneme proto Kürt tarihi demek en doğru tanımlama olmaktadır.
Kürtler aşiret-kabile kültürünün taşıyıcılarıdır
Buna dayanarak Kürt olgusu açısından yapılacak önemli bir tespit, neolitiği geliştiren ve yaşayan en eski toplumsal varlıklar olmalarıdır. Diğer bir tespit ise öz savunma temelinde gelişen direniş ve dayanışma örgütlenmesi olan aşiret-kabile kültürünün taşıyıcıları olmalarıdır.
MÖ 3000 dolaylarında Sümer koloniciliği şekline bürünen kastik katilin Yukarı Mezopotamya’ya doğru Kürtlerin ana-atalarının yaratımlarına el koyma amacıyla geliştirdiği ve zamanla süreklileşen saldırılara karşı coğrafyanın derinliklerine çekilerek direniş konumuna geçmişlerdir. Bu durum Kürtlerin bir dağ-aşiret toplumu olarak form kazanmalarına yol açmıştır. Kürtlerin bu nitelikleri hem kendileri hem de insanlık için büyük değerler yaratmalarını sağlamıştır. Ancak aynı özellikler zamanla Kürt toplumunun form değiştirmesinin önünde engel teşkil etmiştir. Neolitiği ve aşireti derinlemesine yaşayan Kürtler sonrasında neolitiği ve aşiret formunu aşmada büyük zorlanmalar yaşamış, çoğunlukla da bunlar Kürtlerin önünde engel olmuştur.
Göbeklitepe’den başlayan örgütlü şiddetin sonucunda özgür klan bireylerinin, tarıma ve yerleşik yaşama geçmeye, tapınaklarda çalıştırılmaya zorlanması yani kastik katilin şiddete başvurarak klanların komünal niteliklerine saldırıp kendi hizmetine almak için köleleştirmesi Proto Kürtlerin yurdunda yaşanan saldırılardır. Kastik kesimin insanın beynine ve emeğine ilk çöküşü burada gerçekleşir. Bu coğrafyada yaşanan ikinci kapsamlı saldırı ise MÖ 3000’lerden itibaren aristokrasinin gelişmesi ile olmuştur. MÖ 2000’lerden itibaren tunç teknolojisinden de yararlanarak atlı savaş arabalarını geliştiren aristokrasi tüm dünyaya yayılmıştır. Çağın en ileri teknolojisine sahip olduklarından karşılarında kimse duramaz. MÖ 1200-800 yılları arasında insanlığa ‘karanlık dönemi’ yaşatmışlardır.
Aristokratik karşı devrim bir yanıyla teknolojiyle tüm dünyaya yayılırken teoloji ile de yaptıklarına meşruiyet kazandırmaya çalışır. Bolca erkek tanrılar ve onların temsilcisi tanrı-krallar ortaya çıkar. Kastik yapının kendini dayandırdığı ilk mitoloji ve ilk mitler bu dönemde, yine bu coğrafyada ortaya çıkar. Bu kastik-aristokratik yapıya karşı ilk itiraz ve direnişler de yine burada gerçekleşir. Eksen çağı bu direnişlerin ifadesi olmaktadır.
Kısaca, köklerini MÖ 10 binden MÖ 3 bine kadar geçen süreçte bulduğumuz Proto Kürt tarihine bakacak olursak; birincisi MÖ 3000’den Med-Pers dönemine kadar yaşanan bir tarih olup aşiret-kabile kültürünü güçlü yaşamıştır. İkincisi, kendini savunmak için konfederasyon tarzı birlikler oluşturmuş ve dağları mesken tutmuştur. Üçüncüsü, defalarca kez saldırı ve işgale maruz kalsa da kendi özünü korumuş, hatta diğer kültürleri etkileyecek kadar derin ve köklü bir kültürü yaşamıştır (yaşamaktadır). Ama tüm bunlarla birlikte değişen dünya koşullarında kendini değiştirmekte zorlanan ve bu niteliklerine takılı kalan bir halk gerçekliğini de görüyoruz.
Kürtlerde Komün İdeolojisi ve Direnişi
Somut örnekleri bugün çok az bir farkla Botan’da, Zagros’ta yaşanan Proto Kürt tarihinin son örneği Medler olmaktadır. Medler, Asurlara karşı savaşmış, Aryen dilini konuşan, dilleri bugün bile anlaşılabilen, tartışma konusu edilmeyecek kadar kesin Kürt topluluklardır. Med tarihinin öne çıkan en temel özelliği bir komün tarihi olmasıdır. Aşiret konfederasyonları denilen olgu, Zerdüştlük ideolojisi etrafında şekillenmiş komünal toplulukların oluşturduğu komünler federasyonudur. İç ihanet ve işbirlikçilik sonucunda, Persler tarafından yenilgiye uğratılıncaya kadar da bu niteliklerini korur. Perslerle birlikte devletleşme gelişirken komünal topluluklar savunmaya çekilirler. Federasyon niteliğini yitirmiş, zayıf kabileler kalır.
MÖ 500’lere gelindiğinde Medya’da Zerdüştlüğün geliştiği görülür. Proto Kürt tarihinde belirttiğimiz yaratımlara ek olarak Kürtler bir ideolojiye de kavuşarak kendi tarihlerinin en parlak zamanını yaşarlar. Bu dönemde aşiret-kabile bağlarını aşan ideolojik bağlar gelişmeye başlar. Komünler ideoloji temelinde oluşturulur. Eksen çağı, Kürtlüğün kesinleştiği ve komünler tarzında örgütlenen ideolojik bir güç olarak belirdiği dönemdir. Bundan sonrası “örtülü tarih” olarak yaşanacaktır. Kürtlerin yapıcısı olduğu bir tarih olmasına rağmen adının duyulmadığı, başkalarına mal edilen bir tarih. Kürtlerin öznesi olduğu bir tarihte hep ikinci sırada sayıldığı, başkaları adına savaştığı, ürettiği, düşündüğü bir tarih. Önder Apo bunu şöyle tanımlar, “Kürt tarihinin ikinci aşaması olarak ‘örtük tarih’, yani yükselen uygarlık güçlerine karşı özgünlüğünü yitiren ve onların gölgesi altında varlığını sürdüren bir tarihtir.”
Medlerin Asurla savaşı bu dönemde yaşanır. Aynı zamanda bu savaş eksen çağının başlangıcı rolünü de oynar. Farklı bir ifade ile bu savaşta Asur’un yıkılışı ile Asurların temsilciliğini yaptığı antikçağ köleliği son bulur. Kastik bir tabaka olan aristokratik kesime ilk ciddi yenilgiyi bu savaşla Medler yaşatır. Asurların yıkılışı ile birlikte teknikte tunç çağı kapanır, demir çağı açılır. Teolojide mitoloji ağırlığını yitirir. Devlet idaresinde tanrı kral anlayışı yumuşayarak elçilik kurumuna yerini bırakır. İdeolojik açıdan da ‘tanrıların dışkılarından yaratılan’ insan anlayışı yerini komüne dayalı bireyselliğin geliştiği, felsefeyle birey düşüncesinin önem kazandığı koşullara yerini bırakır.
O nedenle Medlerin Asur’u yıkması o gün için bilinen tüm dünya tarihi açısından sadece bir dönemin kapanması değil bir özgürlük soluğudur. Medlerin bu zaferi eksen çağı olarak adlandırılan bu ahlaki direniş ve yüceliş döneminin önemli parametrelerinden biri olur. Medler, kastik katilin insan kafasından surlar yapan azılı versiyonu Asur yayılmacılığının sonunu iki temel özelliklerine dayanarak gerçekleştirirler. Bunlar komünalite ideolojisi ve öz savunma örgütlülüğü olan kabile konfederasyonudur. İdeoloji ve örgütlülüğe kavuşan komünlerin kastik katil karşısında zafer kazanabildiğinin somut örneği Medler olmaktadır.
Bu zafer sadece bir özgürlük soluğu olmamış özgür düşüncenin de önünü açmıştır. Eksen çağının ruhu ve özü bu zafere dayanmaktadır. Bu zafer ise, Kürtlerin toplumsal yapısı olan komünalite ve oluşturdukları akıl gücüne dayanmaktadır. Eksen çağında yaşanan ideolojik dönüşümün öncülüğünü Zerdüşt inancı yaparken, politik dönüşümün öncülüğünü ise Demirci Kawaların öncülüğündeki kabile federasyonu yapmaktadır.
Kastik sistem bu coğrafyada büyük bir gelişme olarak ortaya çıkar. Kastik sistemin karşıtları da burada bir direniş geleneği olarak ortaya çıkarlar. Eksen çağını başlatan süreç, “Zerdüşt’ün büyük özgürlük zihniyetini, ruhunu ve iradesini aradığı ve geliştirdiği Medya ülkesinde mayalanmıştır.” Aynı şekilde kastik yapıya karşı komünlerin bir araya gelerek komünler komünü oluşturması da bu ülkede gerçekleşmiştir. Bu komünler komünü kastik yapının tanrı kral ideolojisine karşı Zerdüşt geleneğini esas alırlar. Zerdüşt geleneği demokratik, komünal bir gelenek olarak kastik sisteme karşı gelişen bir direniştir. Zerdüşt geleneği, Göbeklitepe’den Asurlara kadar süregelen kastik katil sisteme karşı insanlığın özgür zihniyet ve irade direnişidir. Merkezinde de Hurrilerden Medlere kadar hep Kürtlerin ana-atalarının yer aldığı bir direniştir. Zorbalığa, dinselleştirilmiş kastik zihniyete, insanın hiçleştirilmesine karşı özgürlük ahlakına dayalı bireyin iradeleşmesidir.
Demirci Kawa ise aristokrasinin tunç teknolojisine karşı demir tekniğini geliştiren kabile-aşiret konfederasyonlarının politik öncüsüdür. Hem üretimde hem de savunmada demir tekniğini kullanmıştır. Bu özelliğiyle kastik aristokratik sistemin sonunu getirirken eksen çağının zeminini hazırlamıştır. Demirci Kawa direnişi özgürlük yanı ağır basan Kürt halk direnişçiliğinin sembolüdür. Göbeklitepe’den bu yana kastik katil sistemine karşı direnen komünal halk geleneğinin zafer kazanmış bir örneğidir. Efsanede Kürt gençlerinin beyni ile beslenen kastik katile karşı teknik anlamda kendini donatmış halkın karşı direnişidir. Kastik talancılığa karşı halkların emek mücadelesidir, Newrozudur.
“Tüm Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya’ya kadar halkların en büyük yenilik, yeniden doğuş ve özgürlük bayramı olarak değer yüklemesi de bu tarihsel gelişmeyle yakından bağlantılıdır.” Her ne kadar tarihi neolitiğe kadar gitse de Newroz, Kürtlerin komün ideolojisi ve direnişinin bayram coşkusu ile kutlanmasıdır. Newroz sadece yeni bir günün doğuşu değil eksen çağının da doğuşunu ifade etmektedir. Eksen çağı için tarihin Newrozudur belirlemesinde bulunmak yanlış olmayacaktır. Bu nedenle Zerdüşt geleneği ile Demirci Kawa direnişi Kürtlerin insanlığa sunduğu en değerli armağanlardandır. Kürtlerin insanlık tarihine büyük katkılarıdır.
Komünalite ve Devlet İkilemi
Eksen çağında Kürtler, komünalitenin direnişini temsil etmektedirler. Ancak tarihin ana dinamiği olan komün ve devlet çelişkisi bu dönemde de kendini görünür kılar. Medler ile Pers aristokrasisi arasında yaşanan çatışma da özünde bu çelişkinin yansımasıdır. Benzer bir çelişki Atina’da da yaşanır. Atina çevresinde ‘Dem’ diye adlandırılan kabileler bulunur. Bu kabilelerin temsilcileri Atina’da bir araya gelerek kabile yönetimi oluştururlar. Atina’da aynı zamanda aristokrasi de mevcuttur. Demler ile aristokrasi arasındaki çelişkiler çatışmaya dönüşür ve bu mücadeleden halk kaybederek çıkar. Atina’da komünlerin tasfiye edildiği bu olayın bir benzeri de Medya’da Harpagos’un ihaneti sonucunda Med halkının başına gelir.
Astiyages ile Harpagos arasındaki çatışma, Kürtlerde yaşanan devlet-komün ayrışmasının kırılma anıdır. Esasında Astiyages, kabile konfederasyonu olarak kalmayı ve komünleşmeyi savunmaktadır. Pers aristokrasisinin eğilimi ise devletleşme yönündedir. Burada Harpagos’un ihaneti belirleyici rol oynamaktadır. Astiyages’e ihanet ederek çatışmanın Persler lehine sonuçlanmasına sebep olur. Harpagos’un bu tutumu Kürt tarihine ihanet çizgisi olarak geçer.
Eksen çağında Kürtler açısından belirtilebilecek diğer önemli bir nokta da bu işbirlikçilik ve ihanet çizgisinin devletçi eğilim tarafından geliştirilmesidir. Üst tabaka yani direnişçi komünal aşiret yapılarının içinden bir sapma olarak çıkan aşiret aristokrasisi, güçlü uygarlıklar kuran komşu halkların egemen aristokrasisi ile işbirliği geliştirirler. Kesinlikle ihanet temelinde gelişen bu işbirlikçilik, dış güçler adına kendi toplumlarını denetim altında tutup kontrol etmektedir. Önder Apo bu kesimleri ‘judenrat komitesi’ olarak tanımladı. Öze yabancı yönetimlerin görevlendirilmiş temsilcileri olmayı politika ustalığı, sanatı diye sunmaya çalışmaktadırlar. “Görevi bekçilik olan, yaratıcı olamaz; başkaları adına hep kontrol eder. Bu yönüyle geleneksel Kürt işbirlikçiliği tarihin tanıdığı en verimsiz, özüne karşı hain ve onursuz bir sınıf karakterindedir.” Bu niteliklerinden dolayı Kürt tarihinde hiçbir zaman ilerici bir rol oynayamamışlar, aksine topluma her zaman kaybettirmişlerdir.
Devlet-komün çatışması yansımasını ideolojik alanda da bulur. Zerdüşt geleneği içinde de resmi ve gayrı resmi din ayrışması ortaya çıkar. Heredot tarihinden öğrendiğimiz kadarıyla Kambyses’in Mısır işgali sırasında ölmesinden sonra toplumda çok büyük etkinliği olan Med Mag rahipleri Gomata adında bir rahip öncülüğünde ayaklanır. Buna karşı Darius öncülüğünde Perslerin etkili aileleri bir araya gelerek Mag etkisini kırmak için harekete geçerler. Bundan sonra yaşananları Şehit Kasım Engin Kürdistan Tarihi kitabında şöyle anlatır: “Sonuçta; tüm Maglar katliamdan geçirilir. Denilebilir ki Medlik bilinci ya da Kürtlük bilinci ve ona öncülük edebilecek tüm entelektüel ve aydın zihin katledilir. Arta kalanlar bugünün İran’ının içleri diyebileceğimiz sahaya sürgün edilirler. Çok az sayıda Mag Medyaya kaçabilir. MÖ 512 yılında gelişen bu katliam Kürtlerin gerileyişinin de tarihidir aynı zamanda. Bu katliamı Kürtler açısından bir felaket olarak ele almak yerinde olacaktır. Aydın zihinlerin, kendisi olabilecek zihinlerin acımasızca tasfiye edilmesi yutulacak bir lokma değildir. Bu Magamoni ile birlikte Medler düşünsel olarak tarih sahnesinde silinmiş gibi olacaklardır.”
Persler, yenilgiye uğrattıkları Mag rahiplerinin komünal dinini kendi imparatorluklarının çıkarı için kullanır. Yetmiş bin Mag rahibinin öldürüldüğü söylenir. Bu rakam yetmiş bin komün olduğunu, Magların komün ocakları olduğunu göstermektedir. Pers kralının yedi yıllık Mısır seferi sırasında bu komün ocakları Zerdüşt ideolojisi etrafında toplanarak devletleşme eğilimine karşı zafer kazanırlar. Ancak yedi yılın ardından korkunç bir katliamla yenilgiye uğratılırlar. Burada yenilgi sadece fiziki olmaz. Aynı zamanda Zerdüşt ideolojisi asimile edilerek devletçi eğilimin resmi dini haline getirilir.
Özcesi eksen çağında gelişen Kürt ideolojisi işbirlikçi-ihanet çizgisi nedeniyle özünden boşaltılarak kastik aristokratik yapının hizmetine alınmış olur. Zerdüştlüğün asimilasyonu aynı zamanda Kürt ideolojisinin de zayıflatılmasıdır. Magların uğradığı katliam ile birlikte Kürt ideolojisi tamamen güçten düşürülür. Eksen çağına öncülük eden ideolojik güç oldukça zayıflamış olarak dağların doruklarına ve kuytuluklarına çekilir. Êzidilik ve Alevilik olarak ancak kendini savunacak ve sürdürebilecek düzeyde kalır.
İdeolojisi zayıflatılmış toplumun örgütlülüğü de zayıf olur. İşbirlikçi ihanet çizgisi komünal toplumun içindeki ağaç kurdu gibi toplumu zayıflattıkça zayıflatır. Asurları yıkmış o heybetli konfederal birlik Harpagos’un Astiyages’e dönük ihaneti ve komplosu sonucunda Perslerin denetimine girer. Örtük Kürt tarihi olarak tanımladığımız bu dönemle birlikte Kürtler ancak dağlara sığınarak kendini savunabilecek düzeye gelir. Eksen çağını açmış, insanlığa öncülük etmiş halk gerçekliği başkalarının askeri, danışmanı, hizmetçisi olarak adından söz edilmeyen ikincil bir konuma düşer.
Komünaliteyi yaşayan ve yaşatan Kürtlük insanlık için değer yaratıp öncülük ederken, devletleşme eğilimi Kürtlüğü değersizleştirip başkalarının hizmetine sunmuştur.
Sonuç
“Büyük bunalımlar büyük şiddet ve alçalmaların yanında, büyük düşünce ve vicdan yükselişlerine ortam açabilirler.” Toplumsal sorunların ağırlaştığı dönemlerde çözüm için toplumsal zekâ yoğun bir şekilde devreye girer. Büyük felaketi çözümlemek için büyük düşünmek gerekir. Eksen çağı da böylesi siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunların ağırlaştığı bölgelerde gelişti. Sorun alanlarından uzakta inzivaların sonucunda bu düşünceler açığa çıkmadılar. Savaşların yoğunlaştığı, kentlerin ortadan kaldırıldığı, soykırımların yaşandığı yani kastik toplumsal katilin şiddetini en yoğun şekilde hissettirdiği mekanlarda eksen çağının büyük düşünce ekolleri açığa çıktı.
Bu sonuçların açığa çıkmasını sağlayan etken ise Kürtlerin komünal nitelikli aşiret formları ile onun konfederal temelde geliştirdiği siyasal birlikleridir. Kürtlerin Asurlara karşı 300 yıllık direnişi ve sonunda ulaştığı zafer eksen çağının başlamasında çok kritik bir rol oynamaktadır. Kürdistan’da da Asur şiddetinin doruğa çıktığı, kastik katilin bir yılan gibi toplumun gençlerinin beynini yediği, yuttuğu bir zamanda halkların özgürlük için şahlanmasının sonucunda eksen çağı gelişmiştir. Çünkü özgürlük arayışının olduğu anlarda toplumsal zekâ en yoğun şekilde işler. Kürdistan’da sorunun böylesine derinleştiği dönemde bir yandan özgürlük isyanı olan Demirci Kawa öncülüğündeki isyan gelişir, bir yandan da Zerdüşt öncülüğünde ‘hikmetler çağı’ veya ‘bilgelik çağı’ olarak da bilinen komünal ahlaki bir direniş gelişir. Bu özgürlük isyanı dalga dalga yayılarak Asya içlerine kadar ulaşır. Bugün bu isyanın coşkusu Newroz bayramı olarak bu coğrafyalarda kutlanmaktadır. Bu direniş ve düşünsel çıkış Greko-Romen çağının açılmasından tutalım, Buda ve Tao-Konfüçyüs çıkışlarına kadar etki eder. Yahudi toplumunun kaderi üzerinde de belirleyici bir etkisi vardır. Babil sürgününü sonlandıran süreci başlatır. Asur yenilgisi günümüzde Amerikan hegemonyacılığının yenilgiye uğratılması ile eşdeğerdedir. Halkların öz güçlerinin dirilişidir.
Kürtler tarihte devlet-komün çelişkisinin en yoğun yaşandığı alanda yaşamaktadırlar. Kürtlerin yaşadığı coğrafya hiçbir zaman izole, sakin bir yer olmadı. İlkler hep bu coğrafyada yaratıldı. İnsanlık gelişim için burada toplandı, buradan yayıldı. Savaşlar burada yapıldı, ticaret yolları buradan geçti. Aristokrasinin tunç tekerli arabaları buradan yola çıktı. Ona karşı komünlerin isyan yolculuğu burada gelişti. Ama ön önemlisi de kastik yapıların ortasında yer aldığı için her zaman işgal ve istilalarla karşı karşıya kaldı.
Bu gerçeklik karşısında Kürt toplumu içe kapanık ve direnişçi bir özellik edindi. Ancak üst tabakasında da dar aile çıkarcılığı ve işbirlikçiliği geliştirdi. Zerdüşt misali ideolojik öncülüğün oluştuğu zamanlarda kısa süreli kabile konfederasyonları kursalar da bu özellikler gelişkin siyasal yapılar oluşturmalarını engelledi. Kürt aristokrasisi çıkarları gereği kastik yapıların işbirlikçisi olarak devletçi eğilim sergilerken, halk esas olarak aşiret toplulukları biçiminde komünalitenin eşit ve özgür ruhunu yaşadı.
Bu ayrışma günümüzde de yaşanmaktadır. Ama bununla birlikte, eğer tarihin çok az farkla şimdi olduğunu göz önünde tutarsak içinde yaşadığımız dönemin de bir eksen çağına beşiklik ettiğini görürüz. Her ne kadar Harpagoslar Kürtlüğü kastik uygarlığın hizmetinde bir ulus devlet olmaya zorlasalar da Apocu ideoloji ile şekillenen Kürt aklı çağın Rönesansına öncülük etmekte, aşiretten kopmuş yoksul, emekçi Kurmanc kesimleri komünler şeklinde örgütleyerek komünaliteyi canlandırmaktadır.