data-nosnippet

Eğitim en genel anlamda, iş yapmaya hazır hale gelmek, kendini iş yapmaya hazırlamak olarak tanımlanabilir. Kendini duygu, düşünce ve beceri olarak görevlerini ve işlerini başarıyla yapar konuma getirme ve özgür kişilik inşasına, eğitim diyoruz. Önemi de bu noktalarda ortaya çıkıyor. Demek ki eğitim ile iş yapma, görev yürütme ve pratik arasında kopmaz bir bağ var. Eğitim pratikten, işten kopuk bir şey değildir. Daha genel olarak ele alırsak, aslında yaşamı öğrenmeyi eğitim olarak tanımlayabiliriz. Mesela bir çocuğun eğitimi bunu içeriyor. Bu, esas eğitim olarak ele alınıyor. Yaşamı ve iş yapmayı öğrenme; kendini ve yaşamını yaratma ve iş yapmaya hazır hale getirme oluyor. Onun duygu, düşünce ve beceri gücünü kazanmasını eğitim olarak tanımlayabiliriz.

Özgür Yaşam Eğitimin Eseridir

Bizde de halkın özgürlüğü, kurtuluşu için çalışmayı bir görev olarak bilme durumu oluyor. Bu işleri yapacak bir duygu ve düşünce gücü kazanmak için yapılan çalışma, araştırma, inceleme ve teorik eğitimler bunu ifade ediyor. Ortaya çıkan düşünce gücünü başkalarına taşımak, bunun için çaba harcamak, onu gerçekleştirmek için söz, hitabet ve propaganda gücü kazanma; dil gücünü ortaya çıkarma, insanlarla bir olma, onları örgütleme, görev verme, yönetme ve tanzim etme; bunların hepsi eğitimimizin amacı hatta kendisi oluyor. Bunları yapacak şekilde kendini eğitme, örgütleme ve yönetme gücü kazanma oluyor. Onun için görevleri takip etme, görevlerin nasıl yürütüleceğine dair plan gücü kazanma oluyor. Yapılacak işlerle iş yapacak kişinin uyumunu belirleme, insanlara görev verme ve denetleme eylemlerinin hepsi bu kapsamdadır.

Önder Apo’nun kendisini sürekli eğittiğini bilmek gerekiyor. Başta her işi yapar konumda değildi, bütün bu işleri yapmaya hazır değildi. Görevler gündeme gelip kendini dayattıkça, görevlerin gereğine göre kendisini eğittiğini bilmek lazım. Demek ki yaşam ve iş yapma sürekli ise, eğitim de süreklidir. Tabi eğitimin hem moral, motivasyon ve duygu boyutu var; hem de düşünce, zihniyet ve anlayış boyutu var. Ayrıca pratik iş yapma ve beceri boyutu da var. Bunlara moral eğitim, ideolojik eğitim, askeri-teknik veya mesleki eğitim deniliyor. Pratiğe geçti mi, insanı iş yapmaya hazırlama alanı bakımından eğitim kendi içinde ayrışıyor. Beceri kazandırıyorsa ona mesleki eğitim diyoruz, düşünce olarak hazırlıyorsa ona teorik-ideolojik eğitim diyoruz, moral veya duygusal olarak hazırlıyorsa ona moral eğitim diyoruz. 

Burada önemli olan yaşam ve iş yapma ile kendini eğitme arasındaki kopmaz bağı anlamaktır. Yaşamın ve iş yapmanın eğitimle mümkün olduğunu, doğru yaşamak ve başarılı iş yapmak için kendini ona göre eğitmek gerektiğini anlamak önemlidir. Kişi kendini bu temelde hazırlayıp eğitmezse yaşamda da başarı ve doğru pratikleşme olmaz. Kendimizi görevler karşısında ne kadar eğitirsek yaşamı o kadar doğru, pratiği de o kadar başarılı gerçekleştiririz. Kendini eğitmeden sürece giren, takla atar ve çöker. Hazırlıksızlık ve anlamamazlık bu şekilde ortaya çıkıyor ve bu da eğitimsizlik anlamına geliyor. Eğitimsizlik ise, yapacağı işe göre kendini hazırlamamaktır. Eğitimsiz olup da işleri başarıyla yapan ve görev yürüten olmak mümkün değildir. Kendimizi ne kadar eğitip hazırlamışsak ancak o kadar işleri yürütür olabiliriz.

Ne Kadar Eğitim, O Kadar Doğru Yaşam

Alternatif bir yaşam tarzı ve bu temelde çalışmak kendini sürekli eğitme olayıdır. Önderlik gerçekliğinin sürekli bir eğitim gerçekliği olduğunu, kendisine has özellikleri olan bir okul olduğunu biliyoruz. Her şeyi eğitime dayanarak yürüttüğü tartışmasızdır. ‘Ne kadar eğitim, o kadar doğru yaşam ve başarılı pratik’ olduğunu bilince çıkarmak önemlidir. Eğitimsiz bir şekilde, yaşam ve mücadele adına hiçbir şey yapılamayacağını bilmemiz lazım. Demek ki eğitim olmadan Kürdistan’da özgürlük ve mücadele adına hiçbir şey yapamayız. Ancak kendimizi eğittiğimiz oranda bunları yapabilir, dolayısıyla pratikleşebilir ve pratikte iş yapıp başarı kazanabilir bir birikim ortaya çıkarabiliriz. 

Diğer yandan, güçlü bir düşünce eğitimine ve anlayış kazanmaya ihtiyaç var. Çünkü verili olanın, düzenin tersine iş yapacaksın. Ne yapacağını bulacak ve yaratacaksın. Bunu da kendini eğiterek yapabilirsin. Ancak eğitim bunu sağlayabilir. Anlayışını değiştirdiğin, yeterli kıldığın, söz konusu işleri ve görevleri yapmaya kendini ikna ettiğin ölçüde iş yapabilirsin. Anlayış birliği ve ikna olmadan iş yapılamaz. İnsanlar bildiğini, ikna olduğunu, anladığını uygular. Öyle olmazsa uygulayamaz ve uygulamazlar da, yapılması gereken görevlerin gereklerini yerine getirmezler.

Kendi pratiğimizden çıkan sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: Kürdistan’da insanlar ikna olduğu kadar, özümsediği, benimsediği kadar uyguluyor. Ve benimsemişlerse de ölümüne uyguluyorlar. Beceriklidirler ve başarılı iş de yapabiliyorlar. O konuda “insan yapısı geridir, iş yapamıyor!” görüşü kesinlikle doğru değildir. Bunlar uydurma ve hakaret içeren görüşlerdir.

İdeolojik Eğitim Kendini İkna Etme İşidir

İdeolojik eğitimden kasıt ikna yaratmaktır. Devrimin işlerine, devrimci yaşamın, özgürlükçü yaşamın, toplumcu yaşamın güzelliğine kendimizi, çevremizi inandırma ve ikna etme işidir. Çeşitli bilgileri edinmek ideolojik eğitim değildir. Onlar teorik bilgi edinmeyi ifade ediyor ve ideolojiyle bağı yoktur. İdeoloji aslında kendini ikna etme işidir. Devrim gerçeğine, özgürlükçü yaşama ve öyle bir yaşam için mücadele etmek gerektiğine, o yaşamın yüceliğine ve güzelliğine bağlanarak kendini buna ikna etmek demektir, başka bir şey değildir. Bilincin, teorik bilgiden farklı olması da bundan dolayıdır. Teorik bilgi edinme ayrı, bilinç ayrıdır.

Bilinç, ideoloji ile ilgilidir. Diğeri davranış ve beceri eğitimidir. Beceri eğitimi, yeteneklerimizi başarıyla pratikleşebilir hale getirebilmek, devrimin tarzını ve yöntemini kazanabilmek, araçlarını yetkin kullanabilmek içindir. Propaganda da dilimizi yetkin kullanabilmektir; halkla ilişkilerde halka uygun hitap edebilmek ve halk karşısında doğru davranabilmektir; savaşta askeri-teknik malzemeleri yetkin kullanabilmektir; yönetimde ise insanları görevlendirip yönetebilmenin yol-yöntemini, usulünü ve üslubunu öğrenebilmektir. Bunlar beceri eğitimi oluyor. Yeteneklerini pratikleştirme, iş ve görev karşısında etkin kullanabilme, görevleri başarmanın araç ve yöntemlerini doğru uygulama eğitimi oluyor. Buna meslek eğitimi, teknik eğitim de diyebiliriz, askeri eğitimler de bu kategoriye giriyor. “Basın eğitimi, siyasi eğitim, örgütsel eğitim, propaganda eğitimi” diyoruz. Bunların hepsi yeteneklerimizi kullanma ve görevleri başarmak için yöntem ve araçları yetkince kullanmayı ifade ediyor. 

Önderlik Eğitimi Nasıl Başladı?

Mademki Önderlik gerçeği bir eğitim gerçeği, parti tarihimiz de bir ‘eğitim mücadelesi çalışması tarihi’ ise, o halde bu tarih nasıl gelişti? Hangi evrelerden geçti? Nelerle, hangi yöntemler ve araçlarla kendimizi eğittik? Kendimizi nasıl doğru yaşar ve parti görevlerini, halkın ve devrimin işlerini başarıyla yürütür hale getirdik? Bu konuda Önderliksel çıkıştan günümüze kadar geçen tarihsel evreyi bilmek lazım. Burada önemli olan; eğitimsiz hiçbir işin yapılamayacağını, her şeyin başında kendini eğitmenin ve hazırlamanın geldiğini bilmektir. İş yapma yetisi kazanma sürecinin bütününe eğitim diyebiliriz.

Bu başlangıçta nasıldı? Önderlik araştırma ve incelemeyle, okuyup tartışmayla işe başladı. Anlama, gözleme, bilgi edinme, onları yorumlama, okuyup inceleyerek doğru bilgilere ulaşma ile kendini eğitti. Demek ki Önderlik eğitiminin böyle bir boyutu var. Önderlikte, bilgi edinme ve bilgiyle bilincini kurma, o bilgiyi ideolojik bilince dönüştürebilme, bir inanç ve ikna haline getirebilme esastır. Baştan itibaren insanların devrim için, parti işleri için çalışır hale gelmesinde; bunun gerekli olduğuna, böyle yapmanın doğru ve yüce olduğuna inandırmak ve bunu nasıl yapacağının da bilincini edindirmekten geçiyor. İlk eğitimler böyle oldu. İlk çıkış da, sistem ve düzenden kopma, kendi yaşam ölçü ve özelliklerini yaratma çıkışı oldu. Her şeyden önce şu soruldu; alternatif bir yaşam nasıl olacak, sistemden nasıl kopulacak? Sistemin yaşamı ve işlerinden kopmak ciddi bir iştir. Çünkü düzenin ölçü ve özellikleri içerisinden çıkıp, ondan kopma ve yeni bir şey içine girmek başlangıçta ciddi bir yalnızlaşma ve ayrışma yaratıyor. 

Sistem de insanı kendisine hizmet ettirebilmek için eğitiyor. Ruh, duygu, düşünce, davranış her şeyi şekillendirerek kendine kazandırmak istiyor. Şimdi Apocu olmak, alternatif bir yaşam ve çalışma içine girmek onların hepsinden kopmayı ve terk etmeyi gerektiriyor. Bu kopuş sadece mekân değiştirip farklı bir alana gitmekle gerçekleşmiyor. Tersine düzenin içinde, sistemin içinde de ondan kopmak mümkündür. Sistemden kopabilmek için şehirden, köyden, yaşam ortamından kopup dağa kaçmak da gerekmiyor. Bu bir yanılgıdır, kesinlikle doğru değildir.

Kesin bir kopuş; özgürlükçü olmakla, alternatif bir yaşam kazanmakla ve bunun için sistemin sunduğu verili yaşam ile çalışmanın tamamından kopmakla sağlanır. Reel Sosyalizmin ölçüleri, ‘kapitalizmde ne kadar çok ilerlersen, sosyalizmin temelleri o kadar çabuk gelişir’ biçimindeydi. Bunun böyle olmadığı, hatta tersi olduğu ortaya çıktı. Bu görüş pratikte doğrulanmadı ve yanlış bir görüş olduğu anlaşıldı. 

Eğitim Hareketi, Farklı Stratejik Dönemler

Eğitim olarak önemli aşamalardan da geçtik. Hep bir eğitim hareketi olduk, ama eğitim yaklaşımı, tarzı ve biçimi hep aynı olmadı. Farklı stratejik dönemlerde eğitimlerin içeriği de, hedefleri de, araçları ve yöntemleri de farklı oldu. Örneğin ideolojik dönem eğitimlerinin amacı; yeni bilinci edinmek, kendini ikna etmek ve o bilinci propagandayla başkalarına taşır hale gelmekti. O bilincin gerektirdiği yaşam ölçülerine girmekti. Bunun yolu ve yöntemi ise daha fazla teorik, daha çok ideolojik eğitim oldu. Eğitimin araç ve yöntemi de okuyup incelemek ve araştırmaktı, bunu hem bireysel hem de grup düzeyinde yapmaktı. Bunları tartışma ortamlarında, seminerlerde ve grup eğitimleriyle evlerde yaptı, kütüphanelerde, yurtlarda, okullarda ve derneklerde yaptı. O dönem bütün bu alanları kullandı ve tümünü kadro eğitmenin, kendini eğitmenin bir mekânına dönüştürdü. En temel olanı da evlerdeki grup eğitimiydi. Böylece yaşam iki boyuta inmiş oldu. Biri, kendini eğitip hazırlamaktı. İkincisi de çalışmak, mücadele etmek, propaganda yapmak, gençlik mücadelesi veya başka mücadelelere farklı düzeyde katılmak oldu. 

Özgürlük Hareketi 24 saat devrimcilik üzerinden çıkış yapmış bir hareketti. Önderlik gerçeği buydu ve partileşmesi de böyleydi. Özgürlük Hareketi bu anlamda da diğer örgütlenmelerden farklıdır. Bu yönüyle reel sosyalizmden daha ilk günden koptu. Yine diğer Kürt hareketlerinden de daha ilk çıkışta farkını ortaya koydu. Hiç onlar gibi olmadı. Eski devletçi paradigma altında mücadele yürütürken de, örgütlenirken de böyle yürüttü ve bir ölçü geliştirdi. Bu günümüzde de devam ediyor. Demek ki, Özgürlük Hareketi’nde ‘ne değişiyor, ne değişmiyor’ onu da iyi anlamamız lazım. Hep değişim, dönüşüm ve yenilenmeden söz ediyoruz. Değişenleri var, değişmeyenleri var. Baştan itibaren değişmeyen ve daha çok kökleşerek sistemleşenleri de var fakat rolünü doldurup eskiyen veya yanlışlığı ortaya çıkıp da değiştirilmesi gerekenler de var. Değişimi tek boyutlu anlamak kesinlikle doğru değildir. 

Kendini Eğitmeden Yaşama Katılınamazdı

Birinci Stratejik Dönem’in eğitimleri grup eğitimleriydi, okuyup tartışma üzerineydi.  Bunu çok fazla yapıyorduk. Öyle ki, neredeyse teoriyi ezberler düzeyde eğitim vardı. İkna olma pratikle çok bağdaştırılamadığı için ne kadar çok teorik düşünce ezberlenirse ancak o kadar ikna olma ve ona bağlanma gerçekleşiyordu. Bize ait özgün bilgi yoktu. Hep insanlığın, ezilenlerin dünya genelindeki mücadele tecrübelerinden öğrenmeyi esas alıyorduk. Başta Reel Sosyalizm olmak üzere, Ulusal Kurtuluş Hareketleri, tüm özgürlük mücadelelerinin deneyimleri ve ortaya çıkardıkları teorik bilgiler, Özgürlük Hareketi için kendini eğitmenin araçları ve bilgi miraslarıydı. Onlar olmasaydı veya onları esas almasaydık kendini eğitecek, inandıracak, ikna edecek ve yeni bir yaşam arayışına itecek başka bir şey bulamazdık.  Bunun için; tecrübe birikiminden öğrenmek, bu birikimleri ifade eden kitapları okumak, grup halinde incelemeler yapmak ve tartışmak kendini eğitmenin temel yöntemleriydi. Bu yöntemler her alanda hayata geçirildi ve uygulandı. Öyle ki, kendini eğitmeden Özgürlük Hareketi’nin yaşamına katılınamazdı. Bu önemli bir husustur. Çünkü alternatif bir yaşam öğreneceksin ve bunu kendine göre yaratamazsın. Bir de diğer yaşamdan kopacaksın ve yeni yaşamı uygular hale geleceksin, bu da ancak kendini eğiterek olur. Bu nedenle çalışıp iş yapmadan önce, onu yapar hale gelebilmek, bunun için kendini eğitmek, kendini doğru yaşayan ve iş yapan hale getirerek pratiğe katılmak esas oldu. 

Bu yaklaşım hem Türkiye metropollerinde hem de Kürdistan kentlerinde uygulandı. Partileşmeye giden süreçte yüzlerce parti okulu oluşmuştu. Kadroların kaldığı her ev ve her yer bir okul görevi gördü, yaşam ve eğitim ortaktı. Şimdi de bu öyle olmak durumundadır. Çünkü Özgürlük Hareketi’nin çıkışı da böyledir. Yaşam yeri ayrı, eğitim yeri ayrı olmaz. Bu Özgürlük Hareketi’nde yoktur. Yaşamı yaratmak ile onu iş yapar hale getirmek arasında hep bir bağ vardı. Özgürlük Hareketi bu bağı diyalektik olarak hep kurdu. Böylece yeni bir duruş, çalışma ahlakı ve tarzı ortaya çıktı. Bu yeni bir eğitim tarzını da ortaya çıkardı. Diğer yerlerdeki gibi hep okul düzeni ve imkâna dayalı eğitim olmadı. Bir küçük bilgiyi bulmak için araştırdı, yorumlayarak da yeni bilgiler açığa çıkardı. Doğruluğuna inandığı kitaplardaki bilgileri edinmek için yoğun bir okuma, inceleme ve tartışma yürüttü. 

Yaşam ve Eğitim Ortaklığı

Özgürlük Hareketi her zaman eğitim halindeydi. 1978-79’da partileşme sürecinin bir boyutu pratik mücadeleyken, diğer boyutu da eğitimdi. Hatta eğitim daha fazla, pratik daha azdı. Nitekim eğitimler bir ideolojik mücadeleydi, kendini değiştirme dönüştürme çabasıydı. Düzenden koparak Önderlik gerçeğini ve çizgisini anlama, özümseme ve o temelde yaşamı yaratma mücadelesiydi. Bu da büyük bir çaba ve mücadeleyi gerektiriyordu. Öyle bir anda bir söz söylemekle gerçekleşmiyordu.

İdeolojik eğitim ile askeri eğitim arasında amaç itibariyle aslında fark yoktur. İkisinde de esas olan kişilik devrimi yapma, yeni bir kişilik yaratma, kişiliğe özellik kazandırma, kişiliği değiştirmedir. Birisi ikna ederek, anlayış vererek davranış değişikliğine gidiyor; diğeri davranışları değiştirerek anlayış değişimine yol açıyor. Yani çıkış noktaları farklı olsa da ikisinin de amacı kişilik devrimi yaptırmaktır. Tabi askeri eğitimin teknik bilinç kazandırma boyutu da var, becerileri işlevsel kılma boyutu da. Ama ideolojik boyutları ortaktır. Askeri eğitim ile ideolojik eğitimi birbirinden kopuk ele almamak gerekir. Çıkış noktaları ve yöntemleri farklı olsa da yaratmayı hedefledikleri husus benzerdir. Bu nedenle birbirini tamamlarlar. İdeolojik ve askeri eğitimleri beraber görmek mümkündür; ortak sonuç verir ve gelişme yaratır. 

Demek ki, ne kadar eğitim olursa o kadar pratikleşme ile iş yapma gücü ve imkânı kazanılıyor. Bu başta da böyleydi, şimdi de böyledir. Eğitim yapmanın da duyguda, düşüncede, beceride, davranışta değişiklik yapmayı ve iş yapmaya hazır hale gelmeyi içerdiği gerçekliği halen devam ediyor. Eğitimin anlamı ve önemi değişmiş değildir. Hatta mücadele büyüdükçe ve çok yönlü hale geldikçe eğitime daha fazla ihtiyaç oluyor. Kendimizi eğittiğimiz oranda büyüyen, gelişen ve çeşitlenen görevleri yapabilir hale geliyoruz.