15 Ağustos Büyük Gerilla Atılımı’nın 42. yıldönümünü yaşıyoruz. Bu tarihsel adımı 42 yıldır aralıksız olarak dağda, ovada, köyde, kasabada, kentte, tüm Kürdistan’da ve yurtdışında büyük bir coşku ve heyecanla karşılamak, günün anlam ve önemini daha da derinleştirip güçlü kılıyor.
42 yıl az bir süre değildir. Bu adımı 42 yıldır büyük bir moralle karşılamak, sıradan bir yıldönümünün çok ötesinde bir anlam taşır. Bu coşkunun dünyanın dört bir yanına yayılması, 15 Ağustos’un Kürdistan halk tarihinde sarsılmaz bir geleneğe dönüştüğünü gösterir. İşte bu nedenle Kürdistan halkı, 15 Ağustos’u Ulusal Diriliş Bayramı olarak ilan etmiş, 42 yıldır bu bilinç, heyecan ve coşkuyla günler öncesinden kutlamalara başlamıştır. Halkımız, bu 42. yıldönümü vesilesiyle, devrimci yürüyüşünü gelecek yıllarda da büyüterek ve anlamını zenginleştirerek sürdüreceğini tüm dünyaya bir kez daha ilan etmektedir.
Bayramlaşan her gelenek sadece bir karşılama değil, aynı zamanda bir hafıza tazeleme, o güne anlam veren değerleri canlandırma, yaşama ve yaşatma günleridir. Bayram, anma ve kutlama gibi kutsallaşarak tarihe geçen günler, her zaman böylesi derin anlamlarla örülmüştür. İşte 15 Ağustos da Kürdistan ve Mezopotamya halkları açısından tam olarak böyle tarihsel bir anlama sahiptir.
Yeni Bir Özgürlük Çağının Başlatılması
Bilindiği üzere, Kürdistan ve Mezopotamya halkları için 21 Mart, tarihsel bir dönüm noktasıdır. Kuşkusuz 21 Mart, doğanın kendini yenilediği, ilkbaharın karşılandığı ve yeni bir yılın müjdelendiği gündür. Bu yönüyle doğa ve insanlık için değerlidir, ancak Kürdistan ve bölge halkları için mevsimsel bir değişimin çok ötesinde bir anlam taşır. 21 Mart’ı böylesine köklü ve anlam açısından zengin kılan şey ise bir çağın kapatılıp yeni bir özgürlük çağının başlatılmış olmasıdır. M.Ö. 612’de, Med kabilelerinin akraba ve komşu kabilelerle birleşerek, dönemin en zalim, köleci ve sömürgeci gücü olan Asur İmparatorluğu’nu yıkıp yerle bir etmesi bu tarihsel anlamın özüdür. İşte bu nedenle Newroz, tam 2638 yıldır özgür yaşamın sönmeyen müjdesi olarak coşkuyla kutlanmaktadır. Ateşin Newroz’da kutsallaşması da bu özgürlük muştusunun dağların doruklarında yakılan ateşle duyurulmasından gelir. Tarih ve efsane, direnişi bize böyle anlatır.
Demek ki günleri anlamlı kılan ve onları diğer günlerden ayıran en önemli özellik, o güne yüklenen anlamın efsaneleşmesidir. İşte 15 Ağustos da tam olarak böyle tarihsel bir anlam ifade etmektedir. Newroz’dan tam 2596 yıl sonra, yine Kürdistan topraklarında, 15 Ağustos 1984 tarihinde yeni bir özgürlük ateşi yakılmıştır. Med kabilelerinin torunları, sömürgeci zulme, inkâra ve soykırıma karşı dağların doruklarında özgürlük ateşini yeniden tutuşturarak Kürdistan halkına ve kardeş komşu halklara yeni bir yaşamın müjdesini vermişlerdir.
Aslında Önder APO bu müjdeyi, 53 yıl önce bir Newroz gününde Ankara Çubuk Barajı’nda arkadaş grubuyla yaptığı toplantıda vermişti. Ta o zaman, sömürge olan Kürdistan’ın özgürlüğe kavuşacağını ilan etmişti. Bu tarihsel hakikatten yola çıkarak, önderlik ettiği Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni daha sonra Çağdaş Med Hareketi olarak tanımlamıştı. 21 Mart 1982’de “üç kibrit çöpü” yakarak zindan hücresinde Newroz’u karşılayan Mazlum Doğan’ı da Çağdaş Kawa olarak adlandırmıştı.
Dağlarda Yeniden Tutuşan Özgürlük Ateşi
15 Ağustos 1984 günü Kürdistan dağlarında, Eruh ve Şemdinli’de gerçekleşen Büyük Gerilla Hamlesi de böylesi köklü bir tarihselliğe ve anlama sahiptir. Kökleri tarihin derinliklerine uzanan ve oradan beslenen bu direniş geleneği, ilk doğduğu dağların doruklarına taşınmıştır. Oradan da Kürdistan ve Mezopotamya halklarına yol gösteren bir özgürlük ateşine, bir Kutup Yıldızı’na dönüşmüştür.
Nasıl ki 21 Mart efsaneleşmişse, 15 Ağustos da öyle efsaneleşmiştir. 21 Mart’ın anlamı efsanevi kahramanı Demirci Kawa’da simgeleşmişse, 15 Ağustos’un ruhu da Komutan EGÎD (Mahsum Korkmaz)’da somutlaşmıştır. Abdullah Ekinci, Mehmet Sevgat, Mustafa Yöndem ve Ahmet Kesip gibi daha nice ölümsüz büyük komutanın şahsında yaşamsallaşmıştır. 15 Ağustos, bozkırı tutuşturan bir kıvılcıma dönüşmüş, Kürdistan halkının yüreğinde küllenmeye yüz tutan kor ateşi yeniden harlamış ve feri sönmüş gözlere ışık olmuştur. Donuklaşan yüzlerde bir tebessüm yaratmış, kuruyan umutları yeniden yeşertmiştir. Aslında doğa, 21 Mart’taki mevsimsel dönüşümle kendini nasıl yeniliyorsa, 15 Ağustos da Kürdistan halkının, üzerindeki ölü toprağını atarak yeniden filizlendiği günün adı olmuştur. İşte bu nedenle 15 Ağustos, Ulusal Diriliş Günü ve Bayramı olarak tarihsel bir anlam kazanmış ve Kürdistan halkının yaşamındaki sarsılmaz yerini almıştır. Tam 42 yıldır da her geçen gün daha büyük bir coşku ve heyecanla kutlanan bir güne dönüşmüştür.
21 Mart, Newroz ve Demirci Kawa ile efsaneleştiği gibi, 15 Ağustos da Ulusal Diriliş Bayramı ve Komutan EGÎD ile efsaneleşmiştir. Ancak bu adım sadece bir efsane olarak kalmamıştır. 1984’te o “ilk kurşun” sıkıldığı andan itibaren, sadece sömürgeciliğin yarattığı sessizliği dağıtmak ve kulaklardaki pasları açmakla kalmamış, beyinlerin en dip hücresine varıncaya kadar toplumsal bilinci ayaklandırmıştır. 15 Ağustos, o günden bu yana kesintisiz bir yürüyüş içinde olan halk gerçekliğine dönüşmüş, somut bir varlık ve özgürlük bilinci halini almıştır.
15 Ağustos Öncesi ve Sonrası
15 Ağustos’la başlayan bu yürüyüş, gerilla öncülüğünde savaşan bir halk gerçekliğine dönüşmüştür. Bu süreç, Kürdistan halk tarihinde bir milat olmuştur. Artık her şey 15 Ağustos 1984 “öncesi” ve “sonrası” olarak adlandırılmaktadır. Bu tarihsel kırılma, sadece Kürdistan halkı için değil, Türkiye halkları için de benzer bir anlam taşır. Çünkü Kürdistan’da patlayan o ilk mermi, sadece sömürgeciliğin beyinlerde kurduğu karakollara sıkılan bir kurşun olmakla kalmamış, Türkiye halklarının zihnine ve yüreğine kazınan devlet korkusunu da derinden sarsmıştır. Bu yönüyle 15 Ağustos, ikili bir tarihsel özelliğe sahiptir. Bu ikili karakterin ilk boyutu, Kürdistan’da yarattığı devrimci dönüşümdür.
Kürdistan’da 1926-1930 yılları arasında gelişen Ağrı Direnişleri, dönemin emperyalist gücü İngiltere’nin siyasal ve ekonomik pazar ağında yer alan İran rejimiyle ittifak halinde T.C. tarafından kanla bastırılmıştı. Sırf Kürt özgürlük güçlerini kuşatabilmek için, o döneme kadar T.C. sınırlarında bulunan Kotor kasabasının, İran devletiyle yapılan bir toprak tavizi anlaşmasıyla Küçük Ağrı Dağı karşılığında feda edilmiş olmasının bu trajik sonuçta payı büyüktür. T.C., bu kirli diplomasi sayesinde direnişçileri kuşatarak askeri bir sonuç elde etmiştir. Kazandığı bu askeri sonucu tam bir psikolojik savaşa dönüştürerek sömürgeci egemenliğini perçinlemek istemiştir. Dönemin gazetelerinde yayınlanan o meşhur karikatür, bu imha konseptinin en çarpıcı örneğidir. Büyük ve Küçük Ağrı dağları arasına çizilen bir mezarın üzerine kazınan, “Muhayyel Kürdistan burada metfundur” (Hayali Kürdistan burada gömülüdür) ibaresi bu sömürgeci zihniyeti ele vermektedir. Egemen güçler, 1938 Dersim Soykırımı ile Kürt halkını bir daha o mezardan çıkamayacak şekilde gömmeyi hedeflemiş, ardından devreye sokulan sinsi Beyaz Soykırım” (asimilasyon ve kültürel kırım) politikalarıyla da bu yok edişe son noktayı koymak istemiştir.
T.C.’nin, Beyaz Soykırım’岩 tamamladığını ve Kürtlerin bir daha asla ses çıkaramayacağını düşündüğü bir anda, Önder APO tarihsel çıkışını gerçekleştirmiştir. Bu çıkış, kaskatı kesilmiş betonu çatlatarak kendine yol bulan ve güneşe uzanan bir çiçeğin sarsıcı etkisini yaratmıştır. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi ise, derinliklere kök salan bu direniş çiçeğinin ağaca dönüşmesini ve meyve vermesini engellemek amacıyla yapılmıştır. 15 Ağustos 1984 Büyük Gerilla Hamlesi, 12 Eylül faşizmine karşı ağaca dönüşen o çiçeğin, artık tüm dağları ve ovaları sararak şehirleri özgürlükle kuşatmaya başladığının en büyük müjdesi olmuştur.
Diriliş Tamamlandı Sıra Kurtuluşta
15 Ağustos’ta verilen bu müjde, dalga dalga tüm Kürdistan halkına ulaştı. Beyinlerde yıkılan karakollar, sömürgeci esareti parçalayarak savaş içinde dirilen bir halk gerçekliğini ortaya çıkardı. İşte bu sebeple 15 Ağustos, Ulusal Diriliş Bayramı olarak Kürdistan halkının bilincine ve yüreğine kazındı, gönüllerde taht kurdu. Bu hamleyle halkın duygusu, düşüncesi, dili ve yürüyüşü değişti. Kürt halkı, sömürgeciliğin yok etmeye çalıştığı özgüvenini yeniden kazandı. Artık korkan değil, düşmanına korku salan bir güç haline geldi. Yaşanan bu süreç, yeni bir ruhsal şekillenişin, yani direnişle kendini küllerinden yeniden yaratma kültürünün doğuşuydu. Kürtler bu devrimci kültür içinde kendilerini yeniden biçimlendirmeye başladı. Artık Ağrı Dağı’na kazılan mezarda değil, Kürdistan’ın her karışında dimdik ayakta, canlı ve yaşayandır.
Gerilla halklaşmış, yedisinden yetmişine kadını, erkeği, yaşlısı ve genciyle tüm toplum direniş içinde kenetlenerek devasa bir halk ordusuna dönüşmüştü. Serhıldanlar, orduya dönüşen bu halkın yürüttüğü görkemli mücadelenin adı oldu. Önder APO da yaşanan bu tarihsel diriliş gerçeğini, “Diriliş Tamamlandı, Sıra Kurtuluşta” tespitiyle anlamlandırarak tarihe mal etti.
15 Ağustos’un İkinci Tarihsel Etkisi
15 Ağustos’un yarattığı bu ilk tarihsel özelliğin yanı sıra, ortaya çıkan ikinci büyük etki Türkiye halklarında karşılığını buldu. 15 Ağustos sonrasında Türkiye halkları için de tamamen yeni bir dönem başlıyordu. Kürdistan Özgürlük Gerillası, Türkiye halkları için de yüzlerin çevrildiği bir umut ışığı haline geldi. O güne kadar halkı hareketsiz bırakan faşizan cendereden kurtulan kitleler seslerini yükseltmeye başladı. Devrimci, demokratik, sosyalist güçler, kendileri için yeni örgütlenme ve mücadele yolları aramaya başladı. İşçiler, kamu çalışanları, köylüler baskıya karşı, gasp edilen haklarını elde etmek için harekete geçti. Kürdistan’da gerillanın halklaştığı ve ulusal dirilişin yaşandığı bu süreçte, Türkiye halkları da kendilerini yoğun işçi ve memur direnişlerinin içinde buldu. Ülke genelinde kitlesel gösteriler ve grevler dalga dalga yayıldı. Öyle ki, Zonguldak Maden İşçilerinin yürüyüşünde “Zonguldak, Botan El Ele!” sloganları meydanlarda yankılandı. 12 Eylül askeri darbesinin kurdurduğu icazetli partiler bir bir çökerken, darbenin yasakladığı eski partiler ve siyaset yasaklısı liderler yeniden sahneye çıktı. Oluşan bu atmosfer içinde Kürdistan Özgürlük Mücadelesi kendi toplumsal meşruiyetini yaratarak Demokratik Siyasetin asli gücü olarak rolünü oynar hale geldi. Böylece Kürdistan ve Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri faşist cuntası yenilgiye uğratılmış oldu.
Bunu sağlayan ise, Önder APO’nun ışıklı yolunda yürüyen ve efsaneleşen komutanları öncülüğünde savaşan ölümsüz gerillaların başardığı 15 Ağustos 1984 Büyük Gerilla Hamlesi’ydi. Böylesi tarihsel bir hamlenin mayasını çalanlar ise, her şeyden önce canlarını feda ederek tarihi yeniden yazan ve Önder APO’ya yoldaş olan Diyarbakır Büyük Zindan Direnişi şehitleriydi.
Mücadelede Yeni Bir Dönemin Habercisi
1990’lı yıllarla birlikte Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan bu toplumsal kabarış, T.C. Devleti içerisinde de etkisini göstermeye başladı. O zamana kadar Kürdistan’da inkâr ve soykırımı esas alarak özel-kirli savaşı en dorukta yürütenler, izledikleri yöntemlerle sonuç alamayacaklarını gördüler ve farklı yol-yöntem arayışları içerisine girdiler. Bu temelde, aracılar üzerinden Önder APO’ya ulaşmanın yolarını aramaya başladılar. Yapılan görüşmeler sonucunda, Önder APO tarafından 17 Mart 1993 günü, 21 Mart’ta başlamak üzere süreli bir ateşkes ilan edildi.
Aslında Önder APO tarafından yapılan bu ilan, o güne kadar süren mücadelede yeni bir dönemin habercisiydi. Nitekim o günden bugüne, çeşitli dönemlerde ilan edilen ateşkeslerle bu mücadele biçimine dayalı arayış ve çabalar sürdürüldü. Günümüzde ise 17 Mart 1993 ilanıyla girilen bu yeni dönem, İmralı koşullarında Önder APO ile T.C. devleti arasında yürütülen ve basına “Süreç” adıyla yansıyan karşılıklı görüşmeler halini aldı.
Elbette “Süreç”’ adı verilen ve karşılıklı yapılan bu görüşmeler Kürdistan’da bugüne kadar yürütülen Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi için bir kazanımdır. On binlerce insanın yaşamını kaybetmesine, yaralanmasına neden olan bir savaş içerisinde tarafların karşılıklı oturarak doğrudan görüşmeye başlamış olmaları, gelinen aşama itibarıyla olumludur.
Kuşkusuz yaşanan savaşların bir sonucu vardır ve hiçbir savaş aynı şekilde neticelenmez. Taraflardan biri galip gelebileceği gibi, karşılıklı bir yenişememe durumu da yaşanabilir. Kürdistan Özgürlük Hareketi ile T.C. devleti arasında da 42 yıldır doğrudan süren savaş gelinen aşamada böyle bir noktaya varmıştır. Bu durumda yapılması gereken, elbette başka bir yol arayışına girmektir, bugün yaşanan da bundan başkası değildir.
Başlayan Bir Dönemin Adı ve Anlamı
Şimdi 15 Ağustos’un yeni bir yıl dönümünde Kürdistan halkı, Ulusal Diriliş Bayramını bu temelde karşılamaktadır. Halk, 15 Ağustos’u kutladığı kadar, onun bir sonucu olan ve bugün “Süreç” adıyla anılan karşılıklı görüşmeleri de sahiplenen bir tutum içindedir. Benzer bir yaklaşımla “Süreci” sahiplenmek, Türkiye halklarının önünde de sorumlu bir tutum ve görev olarak durmaktadır.
O nedenledir ki 15 Ağustos, kapanan bir dönemin değil, başlayan bir dönemin de adını ve anlamını ifade eder. Bu da 15 Ağustos’ta somutluk kazanan değerlerin asla küllenmesine müsaade etmemeyi gerekli kılmaktadır. Buna göre 15 Ağustos’u bugüne kadar olduğundan daha fazla sahiplenmek ve kazanımları temelinde ulaşılan Barış ve Demokratik Toplum Mücadelesini daha ileri safhalara taşımak, önümüzde duran en temel görevler arasında yer almaktadır.
İnsanlık bugüne kadar varlığını, hep bu temelde tarihine sahip çıkarak korumuştur. Tarihine sahip çıkamayıp koruyamayanlar ise yok olup gitmiş, tarihe bu şekilde geçmişlerdir. Hatta tarihe kaydolmayan, izine rastlanmayanlar bile vardır. Kürdistan halkı da bu hale getirilmek istendi ancak Önder APO buna geçit vermedi. Kürdistan Özgürlük Gerillası ile Mahsum Korkmaz, Abdullah Ekinci, Mehmet Sevgat, Mustafa Yöndem, Ahmet Kesip ve nice ölümsüzleşen efsanevi komutanları, bedenlerini siper ederek direniş içinde dirilen bir halk gerçekliğinin oluşmasına öncülük ettiler.
15 Ağustos 1984 Büyük Gerilla Hamlesi de yaşanan bu gerçekliği günümüze taşıyan, Dirilişten Özgürlüğe geçişin adıdır.