data-nosnippet

Tarihte esas çelişkiyi sınıf çelişkisi olarak görmek sosyalist anlayışı ifade etmede yetersiz kalmaktadır. Tarih boyu esas çelişki devletle komün arasındaki çelişkidir. Komün oluşumları her zaman kendisini devlet karşısında korumayı, yani komün yaşamını korumayı esas almıştır. Komünü korumak bir canlının yaşamını koruma refleksi gibidir. Çünkü toplum insanın var olma biçimidir. Bu açıdan işçiliği yüceltmek doğru değildir. Rêber Apo’nun belirttiği gibi “Zorunluluktan dolayı işçi ve köylü olunur. Özgürlük zorunluluğun aşılması ise, o zaman işçi ve köylü olmayı aşmak önemlidir. Gerçek sınıf mücadelesi bu zihniyetle ve demokratik tarzla yürüdüğünde, eşitlik olarak sosyalizm de o zaman gerçek anlamını bulur. Sanılanın aksine, kapitaliste karşı işçi, antagonist denilen çelişki türü içinde değildir. Günümüz kapitalizmine baktığımızda, iyi bir işi ve ücreti olan işçi toplumun kaymak tabakasından sayılır.” Reel sosyalizmin sınıf ayrımına dayalı çelişkiyi esas alması, sosyalizmi esas olarak buna dayandırması reel sosyalizmi çözülüşe götüren etkenlerden biri olmuştur. Eğer esas çelişki komün ile devlet arasında görülseydi daha doğru bir sosyalizm anlayışı oluşurdu. Bu temelde kadın özgürlük anlayışı doğru ele alınsaydı sosyalizmin doğru temelde kurulması sağlanabilirdi.

Öte yandan, tarihsel materyalizmi düz ilerlemeci bir mantıkla ele almak sonuçta kapitalizmi ilerletici ve sosyalizme zemin hazırlayan bir gelişme olarak görmeye yol açmıştır. Halbuki Rosa Luxemburg kapitalizmi toplumu dağıtan, bitiren bir sistem olarak değerlendirmiştir. Sosyalizmin dayanağı olan toplumu bitiren bir sistem, nasıl ileri bir aşama ve sosyalizmin öngünü olarak değerlendirilebilir?

Tarihten günümüze kadar insanlığın var olma biçimi olan toplumsallığı görmeyip kapitalizmin toplumu tüm değerleriyle dağıtıp fabrikalarda buluşturmasını sosyalizmin gelişeceği zemin olarak değerlendirmek Marks’ın tarihi yanlışlıklarından biri olmaktadır. Kuşkusuz tarih ve toplumun diyalektik bir işleyişi vardır. Ancak bu, düz ilerlemeci biçimde somutlaşmamaktadır. Tarihsel materyalizmin düz ilerlemeci anlayışla ele alınması kapitalizmi meşrulaştıran ve hizmet ettiren bir rol oynamıştır.

Özgür birey demokratik komünle var olur

Sovyetlerde somutlaşan reel sosyalizmde ilk başlarda komünal ve toplumcu bir yaklaşım görülse de kısa sürede iktidarcı ve devletçi sistem bu eğilimleri yok etmiş, devlet kapitalizmine evrilmiştir. Toplumculuk demokrasi ile var olacak bir gerçeklik iken, demokrasi proletarya diktatörlüğü gibi bir anlayışla bir tarafa atılmıştır. Demokrasinin olmadığı yerde toplumculuk da toplumcu sistem de olmaz. Toplumculuk ve demokrasi bir madalyonun iki yüzü gibidir. Toplum canlı ve dinamik olduğunda yaratıcıdır. Demokrasinin olmadığı yerde toplum canlı ve dinamik değildir. Böyle bir toplumda özgür birey de gelişmez. Özgür birey ancak demokratik komünle var olur. Sovyetlerde devrim öncesi ve devrim sonrasında toplumsal dinamik olduğundan birçok edebi eser yazılmıştır. Ancak reel sosyalizm toplumsal dinamizmi durdurduğundan edebi alanda da bir kuruma olmuştur. Reel sosyalizm toplumun doğasına ters bir yaşam modeli ortaya çıkardığı gibi doğaya da bir saldırı halinde olmuştur. Kapitalizmin gelişme mantığı reel sosyalizm tarafından da benimsenmiş, doğanın yıkımına dayalı bir sanayi geliştirme hedeflenmiştir. Endüstriyalizm denen bu sanayileşme biçimi Sovyetlerde kapitalist ülkelerden daha fazla doğa düşmanı bir hal almıştır. Öyle ki, sosyalizm elektrifikasyonla özdeşleştirilmiştir. Sosyalizm her şeyden önce ahlaki, kültürel, vicdani moral değerlere dayanması gerekirken; bu kadar maddiyatçı yaklaşım kapitalizmin yaşam felsefesinin benzerini yaşatmıştır. Esas olarak moral değerlerle kendini çekim merkezi yapması gerekirken kapitalizmle maddiyatçılık yarışına girmesi daha baştan kaybetmesini getirmiştir.

Moral değerler konusunda üstünlük sağlanamayınca reel sosyalizm kendisini dışa kapatmıştır. İnsanlık tarihinde ilk defa böyle bir durumla karşılaşılmıştır. Kapitalizmin toplum düşmanlığına karşı değerleriyle birlikte toplumculuğun bayraktarlığı yapılacağına, kapitalist yaşam propagandası reel sosyalist ülkelerde etkisini göstermiştir.

Özcesi devletçi ve iktidarcı bir sosyalizm kurmaya yönelmek, endüstriyalizm bataklığına saplanmak, kadın özgürlüğüne önem vermemek, yani sosyalist bir yaşam yaratılmayınca yaşam çürümüştür. Reel sosyalizm esas olarak iç etkenlerle çözülmeye uğramıştır.

Sovyetlerin dağılması sonucu bu dağılmanın nedenleri sorgulanacağına, dış etkenler ya da yan etkenlere bağlanınca reel sosyalizm sorgulanmamış, bu da Sovyet yanlısından Çin yanlısına kadar tüm sosyalist akımları tıkanmaya, hatta dağılmaya götürmüştür. Reel sosyalizme eleştiri yapılıp doğrular ortaya konulmayınca Marksist belirlemeler tekrar edilmiştir. Marksizm’in eksik ve yanlışlıkları olduğu düşünülmeyince sosyalist akımlar dogmatizm içinde kendilerini boğuntu ve kısırdöngü içinde tutmuşlardır. Değişimin esas olduğunu söyleyen sosyalistler, dogmatizmle kendini tüketen bir duruma düşmüştür. Kapitalizmin krizinin derinleştiği ortamda halklar alternatif ararken sosyalist akımların etkisiz kalması günümüzün en temel sorunu durumundadır. Kapitalist modernite insanlık için yük ve gereksiz bir hale gelmişken sistem karşıtı güçlerin dağınıklığı ve etkisizliği tamamen felsefi ve ideolojik anlayışlardaki yetersizliğin sonucudur. Çünkü dogmatizmden kurtularak doğru bir Marksizm ve reel sosyalizm eleştirisi yapılamamaktadır.

Kadın özgürlükçü ve ekolojik sosyalizm

Demokratik toplumcu sosyalizmin gelişmesinde temel güç olacak kadın ve ekolojik hareketlerde bir yükseliş vardır. Kadın, kapitalist modernitenin sunduğu özgürlük anlayışının aslında kadını kölelik sistemi içinde tutan, hatta kadını kapitalist meta haline getiren bir sistem olduğunu görmekte, bu durumdan çıkmak için bir isyan halini yaşamaktadır. Ekolojik hareketler de dünyanın her yerinde hızlı ve yaygın biçimde gelişmektedir. Ülkeler arası gelir uçurumu toplumsal huzursuzlukları artırmış durumdadır. Devletlerarası gelişmişlik farkının artması, göçmen krizi gibi konular toplumsal huzursuzluğu ve hareketlenmeyi artırmıştır. Ancak bu hareketler öncülükten yoksun olduğundan dağınık ve etkisizdirler. Halklar, kapitalist modernitenin bunaltıcı etkisi altında öncülük ve kurtuluş çağırısı beklerken bu durum bir tezatlık arz etmektedir.

Bu dağınıklığın felsefi bakış, ideolojik doğrultu ve teorik çözümlemeler yetersizliğinden kaynaklandığı her geçen gün daha fazla anlaşılmaktadır. Bu açıdan Önderliğin tarihsel toplum çözümlemeleri, Marksizm ve reel sosyalizm eleştirisi temelinde geliştirdiği felsefi bakış ve demokratik toplum sosyalizmi tüm insanlık açısından bir kurtuluş çağrısıdır. Önderlik, kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigması ile dünyaya, topluma, doğaya, kadına, bir bütün olarak yaşama bakışını ortaya koymuştur. Bu felsefi bakış, ideolojik ve teorik doğrultu, çözümlemelerin de doğru yapılmasını sağlamıştır. Bir mücadelenin doğru felsefi bakışa, ideolojik ve teorik doğrultuya kavuşması, önünde durulamaz bir güç haline gelmesini sağlar. Demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma demokratik toplumcu sosyalizmin her bakımdan önünü aydınlatmış, önünü açmış ve önünde durulamaz maddi bir güç haline gelmesini sağlamıştır. Kuşkusuz bunu pratikleştirecek olan da doğru bir öncülük olacaktır.

Kadın tarihinin doğru çözümlenmesi, tüm toplumsal sorunların kaynağının kadın üzerindeki kastik katilin baskı ve hakimiyet kurmasından kaynaklandığı tespiti, ideolojik ve teorik yanlışlıkları düzleten, doğru bir toplumcu sosyalist anlayışa kavuşturan temel bir tespit ve değerlendirmedir. Paradigmanın ve ideolojinin odağına bunu almayan hiçbir düşünce ve pratik olarak başarılı olamaz. Başarının şifresi budur. Çünkü tüm diğer yanlışlıklar ve sapmalar kadın özgürlüğünü doğru ele almamadan kaynaklanmaktadır. Baskının ve köleliğin derinliği kadın üzerinden yaratılmıştır. Özgürlük ve demokrasinin derinliği ve kapsamı da kadın özgürlüğü ile sağlanacaktır. Kadın özgürlük mücadelesinin böyle bir karakteri ve gücü vardır.

Kadın özgürlüğüne dayalı sosyalizm demokratik karakterde olur. Sosyalizmin demokratikliği ve toplumculuğu da esas olarak kadın özgürlüğü ile sağlanır. Bu açıdan demokratik toplumculukla sosyalizm olur ve sosyalist olunur. Demokrasisiz toplumculuk, yani sosyalizm olamaz. Devlete ve iktidara dayalı sosyalizm olmaz. Bu açıdan devlet ve iktidara dayanmayan bir toplumcu sistem gerekir. Devletsiz sosyalizm modelini yaratmak da demokratik toplumcu sosyalizmin olmazsa olmazlarındandır.

Demokratik konfederalizm ve demokratik ulus

Tarih esas olarak komünle, yani toplum ve topluluklarla devlet arasındaki mücadele olduğundan sosyalizm de devlet ve iktidardan uzak olacaktır. Bu açıdan tabana dayalı komünlerin, yani örgütlü toplulukların demokratik birliğini yaratmak sosyalizmi demokratik toplumcu kılar. Örgütlü toplulukların komünler birliğini, devletçi iktidarcı ve merkeziyetçi duruma düşürmeden yaratacak olan demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm her komünün ve komünler birliğinin kendi iradesini, söz ve karar gücünü koruma temelinde bir araya gelmesidir. Hem demokratik hem de konfederal birliktir. Demokratik konfederal sistem yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru şekillenen ve sistemleşen bir birliktir. Yukarıdan aşağıya doğru şekillenen her birlik kaçınılmaz olarak iktidara ve devlete götürür. Devletçi sosyalizmin sosyalizm olmadığını, olamayacağını gördük. Demokratik toplumcu sosyalizm ancak demokratik konfederal temelde oluşursa o zaman devletçi sosyalizmden kopuş sağlanır ve gerçek sosyalizm olur.

Kapitalist modernitenin sorunları ağırlaştırmasının önemli bir nedeni de farklı kimlik ve inançları sorun ve çatışma kaynağı haline getiren ulus devlet anlayışıdır. Ulus devlet sadece bu kesimleri çatıştırıp sorun haline getirmiyor; bireyi de toplumun bireyi olmaktan çıkarıp devletin bireyi haline getiriyor. Toplum bir de bu yolla zayıflatılıp dağıtılıyor. Bu açıdan tüm toplulukların kendi özgünlükleri ve kimlikleriyle yer aldığı bir demokratik ulus anlayışı kapitalizmin yarattığı ağır sorunları çözecektir. Komünlere dayalı demokratik konfederal sistem aynı zamanda demokratik ulusu yaratma sistemidir. Sosyalist ideolojin demokratik ulus anlayışı ve demokratik konfederal temelde sistemleşmesi demokratik toplumcu sistemin en doğru biçimde somutlaşması ve gerçekleşmesi olmaktadır.