data-nosnippet

2026 Newroz’u anlamına tam uygun yaşanan bir Newroz oldu. Tüm Newroz’ların belki de en anlamlılarından biri. Her alanda yağmura, soğuğa rağmen çok coşkulu, heyecanlı kutlamalar oldu. Toplum bu Newroz’da bir şeye ulaşmak istiyor, bir şey arıyor ve aradığını Newroz gerçeğinde buluyor. İşin içerisinde bir bilinç var, bir duygu yoğunluğu var, arayış var, umut var. Bütün bunların hepsini özgürlük umudu olarak tanımlıyoruz. Bu umut Kürdistan’dan bölgeye ve dünyaya gittikçe daha fazla yayılıyor. Newroz gerçekten de bir özgürlük arayışı, özgürlük umudu oluyor, özgürlük için mücadele etmeyi içeriyor. Bayram diyeceksek elbette en yakışanı ‘Özgürlük Bayramı’ tanımlaması oluyor.

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü talebi haykırılıyor

2026 Newroz’unu bu düzeye getiren kuşkusuz önemli nedenler var. Her şeyin başında bu Newroz’da Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın etkisi var, izleri var. Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla başlayan sürece sahip çıkma var. Bu sürece, onun başarısına, bu başarının insanlık için getireceği özgürlüğe, eşitliğe inanç var. Kısaca bu Newroz’da gerçekten de Barış ve Demokratik Toplum sürecinin doğru anlaşılması ve sahiplenilmesi gerçeği var. Bunu tüm kutlamalarda görmek mümkündür. Kadın-erkek, yaşlı-çocuk herkesin dillendirmesinde görüyoruz. Tek bir talep haykırılıyor o da Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü talebi oluyor. Önder Apo’nun özgürlüğüne bu denli inanmış ve kilitlenmiş bir toplum var, bunu da Önder Apo ‘Demokratik Ulus’ olarak tanımladı. ‘Bir zihniyet ve kültür ulusu’ dedi. Bu gerçekten de ortak bir amaca kilitlenen zihniyeti ve kültürü ifade ediyor, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne kilitlenmiş, buna duyulan umut ve inancın en güçlü olduğu bir Newroz bu biçimde yaşandı.

Bununla birlikte Demokratik Kürt Birliği arayışı ve talebi de öndedir. Toplumun bu kadar birleştiği, umutlandığı, örgütlendiği, her türlü cesaret ve fedakarlığı gösterdiği bir ortamda Kürt siyasetinin de birleşmesini istiyor. Ama bu ‘öyle sıradan bir birlik değil demokratik bir birlik olmalı’ diyor. Ağaların, beylerin, birilerinin egemen olduğu, onların çıkarına hizmet eden bir birlik değil tersine herkesin katıldığı, herkesin taleplerini, istemlerini açık olarak ifade ettiği, herkesin ortak çıkarı doğrultusunda hareket edildiği bir birlikten söz ediyor. Demokratik birlik bunları içeriyor. Kürt siyasetinin bu düzeyde demokratik birlik oluşturamaması, onun zayıflığı oluyor. İçinde taşıdığı demokrasi eksikliği oluyor. Oradan kaynaklanıyor. Bu eksikliği giderme, bütün dünyaya mümkünse örnek oluşturacak bir demokrasiyi Kürt siyasetinde ortaya çıkarma Önder Apo’nun en temel hedeflerinden, çabalarından birisi oluyor. Böylece ağa-bey sultasını aşmaya çalışıyor, işbirlikçiliğin ve ihanetin kökünü kazımak istiyor. Siyaseti; topluma dayalı, toplumun çıkarlarına hizmet eden, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan, işlerini gören bir kurum haline getirmeyi hedefliyor. 2026 Newroz’unun böyle bir anlamı ve talebi de var. Bu da meydanlarda açıkça ifade ediliyor ki, bunun da bu denli sahiplenilmesi Önder Apo’nun geliştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum sürecinin toplum tarafından ne denli anlaşıldığını ve sahiplenildiğini ortaya koyuyor.

Toplumun Barış ve Demokratik Toplum sürecini bu denli anlar ve sahiplenir hale gelmesi kuşkusuz geçen bir yıl içerisinde Önder Apo’nun en kıt koşullarda yürüttüğü çalışmaların sonucunda oldu. Bir yıl gibi kısa bir sürede toplum süreci bu denli anlar ve sahiplenir hale geldi. Bu bir gerçektir.

Newroz’un özgürlük anlamı kadın özgürlüğü temelindedir

2026’nın, kadınlar düzeyinde 8 Mart’ı, toplum düzeyinde Newroz’u bu gerçekliği kanıtladı. Aslında Newroz’un bu düzeyde coşkulu, anlamlı, net ve güçlü geçeceği 8 Mart kutlamalarında belli olmuştu. Kadınların Kürdistan’da, Türkiye’de, dünyanın dört bir yanında ortaya koydukları etkinlikler -ki geçen yılları kat kat aşan etkinlikler- Newroz’un bu biçimde yaşanacağını açık bir biçimde göstermişti. Gerçekleşen de bu oldu. Böyle bir gelişmede kadın öncülüğünün bu denli açık, net, somut ve etkili olması tabi ayrı bir anlam ifade ediyor. Bu da çok daha önemlidir. Newroz’un özgürlük anlamı kadın özgürlüğü temeline oturuyor. Kadın özgürlüğü temelinde bir toplumsal özgürleşmeyi ifade ediyor. Bu da Newroz’da ortaya çıkan gelişmeleri ideolojik bakımdan çok daha içerikli kılıyor. Newroz’un temsil ettiği özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi ilkelerinin kadın özgürlüğüne dayanması gerektiğini, doğrunun bu olduğunu bütün köleleştirici rejimlerin, baskı, zulüm, inkar rejimlerinin bu biçimde kırılacağını, geriletileceğini açık bir biçimde gösteriyor.

Gerçekten bu Newroz’da 27 Şubat 2025 çağrısının toplum düzeyinde karşılık bulması var. Bu çok önemli ve anlamlıdır. Toplum bu denli bu çağrıya açıksa, bu düzeyde sahipleniyor ve benimsiyorsa o halde çağrının içeriği temelinde toplumun eğitilmesi, örgütlenmesi hızla ve etkili bir biçimde geliştirilebilir.

Bu durum nasıl oldu, toplum böyle bir değişimi bu kadar hızlı nasıl yaşadı? Toplumu bu denli etkileyen hususlar nelerdir? Toplumu etkilemenin yol yöntemleri nelerdir? Bu sorulara da bir yıldır yaşanan değişime bakarak cevap vermeliyiz. Bu bir yılda da dikkat edilirse en az imkana sahip olan Önder Apo oluyordu, birkaç kişinin dışında hiç kimseyle görüşemedi. Topluma mesajlarını en az ve en sınırlı ulaştırabilen kişi Önder Apo oluyordu. Fakat bütün bunlara rağmen hiç kimsenin yapamadığını yaptı, gerçekleştiremediğini gerçekleştirdi, başaramadığını başardı. Bunu neyle yaptı? Demek ki bunu sadece sözle yapmadı, birkaç çağrı bunları ortaya çıkardı diyemeyiz. İnsanlar o çağrıyı ortaya çıkartan duruşa, yaşama, kişiliğe baktılar. Oradan anlam çıkardılar, onu anladılar. Önder Apo’nun samimiyetini, inancını, iddiasını, kararlılığını gördüler. Söylediklerini başkalarından isteyen değil bizzat anı anına kendisi yaşayan konumda olduğunu gördüler. Yoksa Önder Apo’nun söylediklerini birçok insan bu geçen bir yıl içinde söylemiştir, yazmıştır, belki daha fazla söylemiş ve yazmışlardır. Çünkü çok bilinmeyen, yeni şeyler de değil, kuşkusuz içinde yeni şeyler de var, fakat sadece oraya bağlayamayız. Ama hiç kimse Önder Apo’nun etki düzeyinin yüzde biri kadar bile söylediğiyle etkide bulunamadı, çünkü yaşam tarzı önemli, duruş önemli, samimiyet önemlidir. Etkileyici olan kesinlikle budur. Demek ki örgütlü kişilik, özgür kişilik, kişilik devrimi bu bakımdan önemlidir.

Toplumun bu düzeyde süreci anlamasında, sahiplenmesinde kuşkusuz Ortadoğu’daki ve dünyadaki gelişmelerin payı da var. Önderlik böyle bir süreci geliştirirken birçok çevre “Dünya silahlanırken Kürtler silahlarını yakıyorlar, dünyada silah tırmanırken Kürtler barıştan söz ediyorlar” dediler. Dünyada kapitalist modernite sistemi çerçevesinde yaşananlarla Önder Apo öncülüğünde Kürtlerin yaptığının birbirine ters olduğunu, nasıl bu dünyada böyle yaşanabileceğini kendi kendilerine sordular, bunları söylediler ve yazdılar. Gerçekten de durum böyleydi. Yüzeysel bir bakış içinde olanlar açısından olması gereken daha fazla silahlanma, daha çok savaş isteme, herkesten daha çok silaha ve savaşa yönelme olmalıydı. Dünyada olanla uyumlu olanın böyle olması gerektiği açıktı. Fakat Önder Apo hiç bunlara aldırış etmeden bu tür söylemlerin olacağını da çok dikkate almadan hatta onu daha iyi anlayarak tersini yaptı ve tarih daha şimdiden çok kısa süre bile geçmeden Önder Apo’yu doğruladı. Etkileyici olanın, doğru olanın, insanlığın isteminin bu olduğu net bir biçimde ortaya çıktı. Toplum, demokratik çevreler bu bir yıllık süreçte yaşananları izlediler, yaşam deneyimlerini değerlendirdiler doğrunun Önder Apo’nun olduğunu gördüler, toplum da bunu gördü. Halk gördü ki Önder Apo’nun çok öngörülü görüşü var, kendi doğru bildiklerinde sonuna kadar ısrarı var. Bunu açık bir biçimde gördüler. Toplum bu gerçekliği gördü. Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ne kadar önemli, anlamlı, zamanında yapılmış olduğunu gördüler. Toplumun varlığıyla ve geleceğiyle ilgili bir konu olduğunu yaşanan olaylarda, Ortadoğu’da yaşanan savaşta gördüler. Bu da hızlı bir biçimde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın bu temelde sahiplenilmesini getirdi.

Gazzeleşme her tarafa yayılmak isteniyor

Birçok kesim şimdi tartışıyor. Bırakalım Ortadoğu’yu dünyada hangi toplumun ne kadar süreli geleceği garanti altında, bu konuda hiç kimse herhangi açık görüş ifade edemiyor. Çünkü 3. Dünya Savaşının en karmaşık ve yoğun hali yaşanıyor. Gerçekten de 3. Dünya Savaşının geldiği aşama kapitalist modernite sistemi açısından çivisi çıkmış olma durumunu ifade ediyor. Hiçbir şeyin gelecek garantisi, yaşam garantisi yoktur. İnsanlık iktidar ve devlet eliyle, onu yaratan erkek egemen zihniyetle, kastik sistemle insanlığı da onun var olduğu yerküreyi de onlarca kez yok edecek, evrenden silecek imha araçları yarattı. Şimdi bazı ihtiraslı diyebileceğimiz kişilerin elinde bu silahlar büyük bir tehdit ve tehlike oluşturuyor, bu açık bir gerçektir. Bu tehdit ve tehlikeyi engelleyecek, sınırlandıracak hiçbir ortak mekanizma yoktur, her şey günlük ve anlık oluyor. İhtiraslı muhteris olan kişiler, ellerindeki gücü nasıl kullanmak istiyorlarsa dışındaki ortam da ona göre hareket etmek zorunda kalıyor. Bu denli kişilerin eline verilmiş bir insanlık dünya gerçeği var. Gelecek bu denli bireylere bağlanmış durumdadır, tehlikenin büyüklüğü buradadır.

Elbette bu tür araçlar yaratma tehlikeliydi, anlamlı değildi, bunların hepsi daha çok kâr için, daha fazla sömürmek için, herkesten daha güçlü olmak için yapıldı. Başka hiçbir anlamı yoktu. Başkalarını zorla baskı altına alabilmek, dolayısıyla onun elindeki değerleri gasp edebilmek için yapıldı. Bütün bu silahlanmanın, savaşların, ordulaşmaların arkasında yatan gerçeklik kesinlikle budur. Şimdi bunu en büyük tehdit ve tehlike olarak insanlığın üzerinde kullanıyorlar.

Özgürlük Hareketi ilk ortaya çıktığında da Önder Apo sistemin bu düzeyde silahlanma girişimine ilişkin ‘insanlığın başında Demokles’in kılıcı gibi sallandırma’ olarak tanımlamıştı. O zaman Sovyetler Birliği vardı, böyleydi. Silahların kullanımını önleyen bir mekanizma vardı. Şimdi artık Demokles’in kılıcı gibi sallanmıyor, o kılıç başları kesiyor, her gün vuruyor, biçiyor, yok ediyor. Canlıları yok ettiği gibi insanlığın yarattığı değerleri, kullanım imkanlarını yok ediyor, her yeri harap ediyor. Gazze’den başladı, şimdi Tahran’a kadar her yerde insan emeğini kullanarak, köle gibi insanları kullanarak ortaya çıkartılmış değerleri yok ediyorlar. İnsanlık böyle bir konuma gelmiştir. Var olanı kullan, yok et, ondan sonra yenisini yapmak için yine doğayı kullan, insanları köle gibi çalıştır ve oradan da bireysel olarak kâr et. Kapitalist modernite sisteminin azami kâr mantığı günümüzde böyle işler hale gelmiş durumdadır. Özellikle İran savaşıyla bu durumu insanlık biraz daha net olarak gördü. Gazze savaşı bir kıvılcım çakmıştı ve tehlikeyi böyle uç noktada göstermişti, Önder Apo defalarca buna atıf yaptı, duyarlı olunması çağrısında bulundu. ‘Yeni süreçte Gazzeleşmenin her tarafa yayılmak isteneceği ve buna karşı duyarlı, tedbirli, dikkatli olunması gerektiği’ uyarısında bulundu. Gerçekten de son 2-3 yılda yaşanmakta olan tam olarak budur. Gazzeleşme her tarafa yayılmak isteniliyor. İran savaşı gösterdi ki, hiçbir alan, hiçbir güç, hiçbir devlet böyle bir saldırı tehdidinin dışında değildir.

Ortadoğu toplumları için ise bu çok daha fazla böyledir. Şimdi tüm Ortadoğu yangın halindedir. Gece-gündüz denilmiyor, yaz-kış-yağmur-soğuk etkilemiyor, insanların başına bombalar, füzeler düşüyor. Günün 24 saatinin her anında herkes vurulma, öldürülme, yok edilme tehdidi ve tehlikesi altında bulunuyor. Neyin nereye düşeceği, kimin nereyi ne zaman vuracağının belli olmadığı, bu ihtimalin her yer ve herkes için geçerli olduğu bir durum yaşanıyor.

Herkes daha fazla Önder Apo etrafında birleşiyor

Kürt toplumu bir de bu gerçekliği gördü. Kapitalist modernite sistemi, ABD-İsrail gibi güçler böyle bir yönelim içerisinde olurken Önder Apo’nun bunlara karşı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yapması, savaşa karşı barışı, bu tür saldırıları ortaya çıkartan azami kâr zihniyetine karşı demokratik toplumu dayatmasının ne denli önemli, anlamlı olduğunu gördü. Kürtler açısından, insanlık açısından nasıl bir değer ifade ettiğini gördü. Bu denli kısa bir sürede Barış ve Demokratik Toplum sürecini sahiplenmesinin önemli bir nedeni olarak görmek gerekiyor. Bunu sadece Kürtler görmüyor, bütün kadınlar görüyorlar, 8 Mart’ta bu somut olarak görüldü. Bütün demokratik sol-sosyalist çevreler görüyorlar.

Sonuç ortadadır. Birinci yıl dönümünde 2026 Mart’ın da 8 Mart ve Newroz kutlamalarında hakikatin ne olduğu, sürecin nasıl işlediği, toplumun doğru-yanlış ayrımını nasıl yaptığı, dolayısıyla hangi önderliğin büyüdüğü, yayıldığı, gelişme gösterdiği gün gibi açık bir biçimde ortadadır. Herkes geçmişte olandan kat kat fazla Önder Apo etrafında birleşiyor, kenetleniyor, her zamankinden daha fazla Önder Apo’ya inanıyor.

Gerçekten de 2026 Newroz’u dediğimizde bir yanda Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum süreci temelindeki çözüm arayışlarıdır. Demokratik cumhuriyet ve demokratik toplumun entegrasyonu temelinde başta Kürt sorunu hatta bir düzeyde kadın sorunu olmak üzere sorunların çözümünün önünü açıp gelişimini sağlatma olurken; diğer ucun ise ne yaptığı ortadadır. İran’da yaşanıyor. Kapitalist modernite sistemiyle demokratik modernite kuramının birbirinden farkı, karşıtlığı böyle bir ortamda çok net bir biçimde açığa çıkmış ve ayrışmış bulunuyor. Demokratik moderniteyi anlamıyoruz diyenler şimdi biraz yaşananlara bakarak anlayabilirler. Kapitalist modernite ne yapıyor, demokratik modernite ne yapmayı ifade ediyor. Bunları anlamak için alim olmaya, filozof olmaya, çok fazla bir şey bilmeye, okumaya gerek yoktur. Sadece biraz duyarlı olmak, yaşananlara bakmak, olayları takip etmek, neyin ne olduğunu, ne anlama geldiğini bilmek için anlamak için, değerlendirmek için yetiyor.

Hiçbir kural tanımayan bir savaş var

Bu durum nereye gidecek, şimdi herkes kaygılıdır. İran savaşıyla içine girilen süreç nasıl sonuçlanacak ya da nereye varacak? Bu soruları birçok çevre daha etkili bir şekilde sormaya ve cevap aramaya başladı. Gerçekten de cevabı zor bir durum söz konusudur, çünkü her şey çok daha fazla karmaşık hale geliyor. İlkeler, ölçüler daha fazla kaybediliyor. İhtiras, intikam duygusu çok daha fazla öne çıkıyor ve yönlendirici oluyor. Bunun için de hiçbir ölçü, kural tanımayan bir savaş var. Önce ‘şu kadar sorumlu vurduk, şu kadar asker vurduk, onun dışındakileri biz yapmadık’ diyorlardı. Şimdi öyle bir şey yok, vurduklarından çok daha fazla insan öldürdüklerini bir övünç olarak ilan ediyorlar. Ölçü bu oldu. Kimi öldürürsen öldür ama yeter ki sen daha çok öldür, daha çok yok etmiş ol, daha fazla tahrip etmiş ol, daha büyük tehlike yarat. İran’a ilişkin açıklamalar bu yönlüdür.

İran’da uygarlık değerleri yok edilerek insanlığa ders verilmek isteniliyor. Para kazanmaktan başka bir şey düşünmeyen zihniyet ve siyaset herkesi zapturapt altına almak, korkutma ve ürkütmeyle baskısı, denetimi altına almayı sağlamak istiyor, saldırının hedefi budur. Bu da çok açıktır. Sistem kendi iç çelişki ve çatışma durumunu İran savaşıyla zirveye çıkardı. Bunu nasıl sonuçlandıracak, bu durum Ortadoğu’da daha nelere yol açacak, savaş ne düzeyde yayılacak belli değildir. Savaş yayılacak mı, önlenecek mi bilinmiyor, çünkü gerçekten de sistemin bu çelişki ve çatışma durumunu aşma gücü yoktur. İçinden çıkma kudretine sahip değildir. Mevcut kriz, kaos, çelişki ve çatışma, bunları yaratan zihniyet ve siyasetle aşılacak, giderilecek türden değildir. Zihniyet değişimini, siyaset değişimini beklemek de beyhudedir. Mevcut durumda öyle bir değişimi yaşayabileceklerine dair bir işaret yoktur. O halde var olan güçler karşılıklı birbirini daha fazla yok etme biçiminde sürecek mi, bu durum daha çok yayılacak mı belli değildir. Bir uzlaşma arayışı çıkabilir mi?

Çatışmalı süreçler hep Kürdistan üzerinde gelişiyor

3. Dünya Savaşının sonuçlarına dair daha işin başındayken Önder Apo değerlendirmeler yapmıştı, muhtemel sonucun tarafların tek başına başarılı olamamaları sonucunda bir uzlaşmaya gitmeleri olabileceğini değerlendirmişti. Gerçekten öyle olur mu, bunun da ip uçları var, olmaz değil ama henüz netleşmiş bir durum yoktur. Bu durum kuşkusuz bütün insanlığı ilgilendiriyor, Ortadoğu halklarının hepsini ilgilendiriyor. Bu işin merkezinde ise Kürdistan var, Kürtler var. Suriye’de savaş oluyor bir ucu ve en çok işin içinde olan Kürtlerdir. Irak’ta savaş oluyor dikkat edilirse işin içinde olan Kürtler. Türkiye’de çatışmalar oluyor işin içinde Kürtler. İran’da savaş oluyor işin içinde Kürtler var. Başka da yoktur. Biraz Mısır’da, Kuzey Afrika’da hareketlenmeler oldu, Libya vb. yerlerde çatışmalar yaşandı, halk ayaklanmaları oldu ‘Arap Baharı’ denildi. Bunların hepsi gerçekleşirken de aslında Kürtler üzerinde uygulanan soykırım politikalarına dayalı olarak geliştiler, onlar da çok fazla Kürtlerden, Kürdistan’ın dışında olmadılar ama bütün diğer esas çatışmalı süreçler ise hep Kürdistan üzerinde gelişiyor. O nedenle tehlike büyüktür.

Daha doğru anlayış, daha derin öngörü, daha güçlü örgütlülük ve birlik, daha ciddi yaklaşım, daha sorumlu davranış, bireysel durumları ve ihtirasları ve çıkarcılığı aşan, toplum için sağlıklı bir gelecek yaratmayı her şeyin başına koyan bir yaklaşım kesinlikle gereklidir. Onun için bu Newroz ‘Demokratik Kürt Birliği’ Newroz’u olarak tanımlandı. Önder Apo sürecin temel hedefinin tanımının bu olması gerektiğini ifade etti. Toplum da Önder Apo’nun bu öngörüsü ve ifadesi talebi temelinde Newroz etkinliklerini geliştiriyor. Bu içinde bulunulan durumdan kaynaklıdır. Barış ve Demokratik Toplum süreci tamamen içinde yaşanılan koşullarda Kürt toplumunun izlemesi gereken politikayı göstermesi gereken tutumu ifade ediyor, ona göre şekillendi. Öyle basit bir durum ve yaklaşım değildir. Sıradan bir çağrı değil, 27 Şubat çağrısı bir sayfalık bir metindi ama okuyan, dinleyen herkes bir manifesto olarak tanımladı ve ‘yeni süreç manifestosu’ dedi. Mevcut dünyaya karşı alternatif bir dünya öngören çağrı olarak ifade etti. Ardından Önderlik değerlendirmeleri gelişti, manifesto ortaya çıktı, bunlar hep elimizdedir, inceliyoruz, bu bilgilere sahibiz. O halde bizim de durumu bu çerçevede daha doğru anlamamız gereklidir. Kürt toplumu olarak sadece anlayıp da kendi kendimize bilgi sahibi olan insanlar konumunda olmamız değil, anladığımızı daha anlaşılır, kabul edilir bir biçimde anlatan olabilmeliyiz, kesinlikle onunla yetinmeden Türkiye toplumuna, Arap, Fars, Azeri, Ermeni, Süryani bütün Ortadoğu toplumlarına anlatabilen olmalıyız, sadece bunlara dair kuru bilgi sahibi olmamız hiçbir şey ifade etmez, bizi bir yere taşımaz. O bilgileri en azından Ortadoğu toplumlarına, mümkünse tüm insanlığa doğru ve yeterli anlatabilen, bu temelde toplumu, halkları, insanları eğitip örgütleyebilen, bu vahşi barbarlık sistemine topyekun karşı çıkacak düzeye getirmek için çaba harcayan olmalıyız. Bundan başka yol yok, bu da en başta Türkiye toplumuna bu gerçekleri anlatmayı gerektiriyor.

Nereden bakarsak bakalım sonunda buraya geliyoruz. Hiçbir yerden, hiç kimseden, hiçbir güçten bir çare ve umut yoktur. Önder Apo ‘çareyi kendinde ara’ demişti. Şimdi tam da öyle bir süreçte bulunuyoruz. Diğer bazı çevrelerin yaptıklarını değerlendirebiliriz, anlamaya çalışabiliriz, eleştirebiliriz ama oradan çıkışın olmayacağı, bir çarenin, çözümün ortaya çıkmayacağı açık bir gerçektir. O halde çare bizde, çözüm bizdedir. Dışımızdaki tehdidi, tehlikeyi görecek kadar dışarıyla ilgilenelim, o güçleri de değerlendirelim ama oradan bir beklentimiz olmasın, her şeyiyle onlara bakan, onları değerlendiren temelde ele almamalıyız. Çareyi orada beklememeliyiz, çünkü o beklenti beyhude olur. Demokratik modernite çözümünü geliştirmek üzere kendimizi çare yapmalıyız. Demokratik entegrasyon çizgisini her alanda geliştiren, demokratik cumhuriyet ve demokratik toplum olmayı dayatan, bunun çalışmasını, eğitimini, örgütlenmesini, mücadelesini yürüten ve bu işte başaran olmalıyız. Bunu yapabilirsek, böyle olabilirsek bütün bu kaos, kriz ortamında bu kadar kan, ateş ortamında insanlık için bir çıkış gücü, çare gücü, öncü güç olabiliriz, yeni bir dünyanın önü açılabilir.