data-nosnippet

Gençlik Geleceği Devralan Değil Kendi Elleriyle İnşa Edendir

Gençlik olgusunu iyi tanımayanlar sürekli olarak, “gençliğe iyi bir gelecek bırakmaktan’ söz ederler. Gençliğe bırakılması düşünülen bu gelecek esasta uzun süredir yaşadıkları verili sistemin kendisidir. Daha açık bir ifadeyle söyleyecek olursak, kurdukları sistemin bekçiliği ve sürdürülmesi görevini “gelecek” adı altında gençliğe bırakmaktadırlar. Oysa gençlik kendisine bir gelecek bırakılan değil, geleceği kendi elleriyle, bilinci ve yüreğiyle inşa edendir.

Gelecek demek geçmişin değerleri üzerine kendi farkını, hayallerini, umutlarını, yaratıcılığını, duygu ve düşüncelerini eklemek demektir. Bu, özünde çok büyük bir fark değildir. Ama değişim ve dönüşümü sağlayan ve yeniye kapı aralayan niteliksel bir farktır. Bu farklılık enerjinin dönüşümü sayesinde açığa çıkmaktadır. Bu enerji ise heyecan, dinamizm, moral, coşku, ret ve isyan olarak gençliğin doğasında kendiliğinden mevcuttur. O nedenle gençlik kendisine gelecek bırakılan değil kendisi geleceği kurandır. 

“Ontolojik olarak gençlik neyi ifade eder?” diye sorulacak olursa verilecek ilk cevap, “mevcut olana, verili olana isyan etmek” olacaktır. Çocukluluğundan itibaren her adımını bir yeniliğe ve keşfe doğru atan bir gence, çerçevesi belirlenmiş ve sürekli kendini tekrar eden bir yaşam dayatıldığında yapacağı ilk iş isyan olur. Hepimiz bunu yaşam deneyimlerimizden de biliyoruz. İlk isyanımız aile içinde, aileye karşı gelişti. Ama her isyan başarı kazanmamaktadır. Yenilen, eskiye teslim olan, kendinde çözüm gücü bulamayan, kadere boyun eğen, kısacası verili olanı kabul edenler biyolojik olarak genç olabilir ama ontolojik olarak genç olamazlar! O halde gençliğin ikinci bir ontolojik özelliği de “dinamizmi ve heyecanıyla yeniye ulaşma amacından vazgeçmeyen, her türlü engeli aşma kararlılığı ile yürüyen ve kendini çözüm gücü haline getirendir.”

Kendine Karşı Genç Kalma Mücadelesi

Bu durumda “akıl yaşta değil baştadır” der gibi, “gençlik yaşta değil ruhtadır” diyebiliriz. Verili sisteme her isyan, onu aşmaya dönük her inat, kararlılık ve inanç birer gençlik özelliğidir. Ancak şu da bir gerçektir, daha ilk andan itibaren sistem kendi yaşam alışkanlıklarını, kurallarını, zihniyet yapısını bir habitus oluşturarak dayatır. Biz bu habitusu doğal algılayıp ona kendiliğinden uyarız. İlkokula başlayan bir öğrenci kendisine bir şey söylenmese bile öğretmene nasıl davranacağını, nasıl izin isteyerek konuşacağını, nasıl itaat etmesi gerektiğini kendiliğinden öğrenir. Oluşturulan bu habitus, verili sistemin davranış kodları ve kültürel mekanizmasıdır. Yaş alan bir insan bu habitustan edindiği alışkanlıkları kolay kolay terk edemez. Dahası bu habitusun oluşturduğu bir yaş hiyerarşisi de vardır. Yaş aldıkça, sistem tarafından kabul edilir hale gelir ve artık kendisini sistemin yürütücüsü gibi görür. Gençlerden itaat beklerken, kendini de onlara akıl veren bir konumda görür. Bu nedenle yaş aldıkça genç kalmak için ayrıca bir mücadele vermek gerekmektedir. Sisteme karşı değil, kendine karşı bir “genç kalma mücadelesi”. Önder APO bu konuda büyük bir örnek oluşturmaktadır. Sürekli genç kalmayı başararak aile içinde, aileye karşı başlattığı ilk isyanını günümüze kadar sürdürmektedir.

Ontolojik olarak gençliğin bir özelliği de yaşam karşısındaki tecrübesizliğidir. Bu gençliğin zayıf yönüdür. Önderlik ilk isyanına tecrübelerini de eklemiş, bilen ve yapabilen bir genç olarak isyanını sürdürmüştür. Bunu da gençlik özelliklerinden olan heyecanından, coşku, moral ve azminden hiçbir şey yitirmeden yapmaktadır.

Peki, günümüz gençliği gerçekten genç midir? Bu soru tüm yakıcılığı ile gençlerin önünde durmaktadır. Sadece kültürel habitus değil, teknolojik bir habitusla da kuşatılmış bir gençlik gerçeği ile karşı karşıyayız. Buna karşı öfke duyulmuyorsa, isyan edilmiyorsa yaş olarak genç olmanın ne önemi kalır ki? Heyecanını, coşkusunu, dinamizmini, kısacası tüm enerjisini tekniğin soğurduğu, uyuşturucunun ruhsuzlaştırıp ölü bir cana çevirdiği bir gençten genç diye söz edilebilir mi?

Genç kimdir? 1968’de “Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” diyerek verili olana isyan edenlerdir. Vietnam’da emperyalizme karşı, Afrika kıtasında boydan boya sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş mücadelesi verenlerdir. Kaygı, korku, bireysel hesap içine girmeden baştan sona eylem kesilen Denizlerdir, Mahirlerdir. Ve onların anısına mutlak bağlılık ile sosyalist mücadeleye atılan Karadeniz’in “saf, bozulmamış” çocukları ile Kürdistan’ın yoksul gençleridir. 

Tarihsel Öncülük ve Apocu Gençlik Dinamizmi

Ankara’da okuyan bu yoksul Kürt gençleri, halkına karşı yapılan baskı, zulüm ve sömürgeci hâkimiyet koşullarında, kendi halkının vicdanı olarak isyan bayrağı açarak mücadele başlatmıştır. O dönemde başka Kürt gençleri ve örgütleri de vardır fakat “genç değillerdir!” çünkü oldukça pasif kalmışlardır. Önder APO ise kısa bir sürede gençlikte var olan dinamizmi ortaya çıkarıp, inanç, kararlılık ve halkın vicdanı olma sorumluluğuyla hiç kimsenin beklemediği gelişmeleri Kürdistan’da yaratmıştır. Bir ulusal demokratik harekete öncülük yapacak genç kadro potansiyelini ortaya çıkarmıştır. Kürdistan gençliğinde heyecan yaratmış ve bu heyecan gençlikten başlayarak Kürdistan emekçilerine ve tüm Kürt halkına yayılarak Kürdistan’da kendine güvenen, öz güven ve irade kazanmış bir toplumunun oluşmasına yol açmıştır. Kürt gençliği, bütün halka moral veren bir duruş ve mücadele içinde olmuştur.

Genç başlayan bu mücadele, bugün tarihi bir değişim ve dönüşüm eşiğindedir. Her enerjik yapı gibi kendini dönüştürerek kalıcılaşmakta, çağın gelişmeleri karşısında durağan ve dogmatik yanları aşıp, kendini yenileyen bir yol izlemektedir. Bu durum bile hareketin genç olma özelliğini yansıtmaktadır. Varlığı kazandıran mücadeleden, özgürlüğü sağlayacak toplumsal inşaya doğru bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşüm de özsel olarak bir gençlik niteliği taşımaktadır. Özgürlüğe doğru yönelen ve kendi geleceğini kuran bir dönüşümdür. Bu nedenle gençliğin bu dönemdeki sorumluluğu diğer sosyal kesimlere göre daha fazla olmaktadır.

Önder APO gençlik için, “Dinamizmi ile destanlar yazabilecek ataklığa sahiptir. Amaç ve yöntemi iyi kavradığında başaramayacağı bir iş yoktur. Amaç ve yöntemli yaşamı temel disiplin olarak görüp seferber olduğunda, sabır ve inadı eksik etmediğinde, tarihsel davalara en önemli katkıyı gerçekleştirebilir.” demektedir. Bu nitelikleri kazanmış bir gençlik hareketinin öncülüğünde gelişecek demokratik toplum mücadelesinin başarı şansı yüksektir. Gençlik dinamizminin olmadığı toplumsal hareketlerin başarı şansları çok sınırlıdır. Ana-atalarımız; gençlerin tecrübe eksikliğini, yaşlıların ise enerji ve dinamizm eksikliğini vurgulamak için boşuna “Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” dememiştir. Yaşlıların bilgi ve tecrübesi ile gençliğin dinamizmini doğru tarzda birleştiren mücadelelerin başarı şansı daha yüksektir. Toplum gençlik dinamizmine böyle anlam biçmeli, gençlik ise toplumsal mücadelelere bu bilinçle katılabilmelidir. Başarı getirecek olan ve tarihsel deneyimler tarafından doğrulanan formül budur.

Örgütlülükle Sistem Tahribatlarını Aşmak

Formülün diğer yönü “amaç ve yöntemi iyi kavramak” olarak belirtilebilir. Amaçsız ve yöntemsiz karşı koyuş, bir “isyan” olmaz ancak karşıdakini kabullenmeme, kendinde ısrar ve kendini dayatma olur. İsyan örgütlü bir tutumdur. Amaçsız ve yöntemsiz karşı koyuş, kendine göreliktir, örgütsüz bir davranıştır. Ayrıca amaçsız ve yöntemsiz bir enerji ve dinamizm yapıcı olmaktan çok yıkıcı olabilir. Bunu yaşamda kolayca gözlemleyebileceğimiz bir örnek ile ifade etmeye çalışalım: Bir kaynaktan çıkıp bir yatağa akmayan su bir süre sonra etrafını bataklığa çevirebilir. Ama akan su, geçtiği her yeri besler, canlılık katar. Aynı şekilde onu uygun bir yöntemle ve bir amaç doğrultusunda da değerlendirebiliriz, örneğin borularla taşıdığımızda hem ev için içme suyu elde eder hem de bağ ve bahçeleri sulamak için kullanabiliriz. İşte gençlik enerjisi de doğru örgütlenirse topluma büyük bir dinamizm kazandırır. Ama bu enerji amaçsız ve yöntemsiz olursa kendisine ve çevresine zarar verebilir.

Özgürlük Hareketi de bir gençlik hareketi olarak doğmuştur. Elde ettiği tüm başarıların altındaki bir neden de amaç ve yöntem konusunda yaşadığı netleşmedir. Doğrultu belirlendikten sonra yolda çıkan bütün zorluklar birer mücadele gerekçesi yapılarak aşılmıştır. Diğer Kürt gençlik hareketleri pasifizmi yaşarken, birçok Türk sol örgütü lafazanlık yaparken, Apocu gençlik adım adım sistemden koparak yeni bir yaşama ve zihniyet devrimine yönelmiştir. Diğer gençlik hareketlerinin enerjisi boşa gitmiş, zamanla da yozlaşmışlardır. Apocu gençlik ise büyük gelişmeler sağlamıştır.

Günümüzde gençliğin çok fazla imkânı bulunmaktadır. Kürt toplumu zaten yaş ortalaması olarak genç bir toplumdur. Milyonlarla ifade edebileceğimiz bu gençliğin büyük çoğunluğu yurtsever duygular taşımaktadır. Ancak bu dinamik gücü örgütlemekte ve seferber etmekte çok büyük yetersizlikler yaşanmaktadır. Önder APO, canlı hücrelerinin hayatta kalmak için nasıl mücadele ettiklerini anlatarak, “Ne kadar örgütlüysen o kadar varsın.” dedi. Anlık süreler içinde ilişki kurabilen hücreler yaşayabilmekte diğerleri ise ölmektedir. İlişkilenmediğimiz her genci sistemin ölümcül ellerine bıraktığımızı unutmamalıyız. Zaten bugün Kürdistan’da ve Kürtlerin yaşadığı her alanda bu gerçeklik çok ağır bir şekilde yaşanmaktadır. Derdi dinlenen her annemiz, konuşmaya başlar başlamaz en temel sorunun çocuklarının yaşadığı amaçsızlık, dijital oyunlarda boşa harcanan zaman ve uyuşturucu olduğunu söylemektedir. Gençliğin beyni bunlarla uyuşturulmaktadır. Önder APO, “Hayalleri olmayan bir gençlik yozlaşmaktan ve yaşamı tümden kaybetmekten kurtulamaz.” demektedir. Gençliğe yüksek hayaller kurduracak bir gençlik örgütlülüğünü geliştirmek yeni dönemin başarılması gereken en temel görevlerinden biri olmaktadır.

Amaca bağlanmış, mücadele etmek isteyen, samimice kendisini ortaya koyan, bu halkı, ülkesini ve yurdunu seven, özgürlük ve demokrasi mücadelesine kilitlenmiş her genç bu örgütlülükte yer alabilmelidir. Bu temelde örgütlülük ve eylem düzeyini açığa çıkaran ve sistemin dayattığı yozlaşmayı aşma gücünü gösterebilen bir duruşu geliştirmek gerekmektedir.

Kendisine karşı en doğru ve güçlü özeleştiriyi yine gençlik hareketi yapacaktır. Çünkü gençliğin içinde bulunduğu durumu en çok kabullenmeyen, yine gençlik hareketinin kendisidir. Öte yandan anadilde eğitim kampanyasından özgür yurttaş çalışmasına, canlı kalkan eylemlerinden öz yönetim direnişlerine kadar gençliğin oluşturduğu çok büyük ve değerli bir miras vardır. Tüm bunlardan sonuçlar çıkararak yeni dönemde kendinden beklenen rolü oynayabilir.

Dönemin en temel görevi, Demokratik Komünal Toplum Manifestosu’nun önümüze koyduğu demokratik toplumu inşa görevidir. Başka bir ifadeyle komünleşme hareketini yaşamın her alanında başarıyla sürdürmektir. Gençliğin son dönemde yeniden aktifleştiği ve yaşadığı temel bazı sorunları aştığı görülmektedir. Yürütülen çalışmalar önemli ve değerlidir. Fakat yeterli olmadığı kesindir. Önder APO, “Eylem demokrasinin dilidir.” dedi. Bizde bu gerçeklik bin kat daha doğrudur. Sürekli bir eylemlilik halinin oluşması gerekmektedir. Bu eylemliliğin içinde ve öncüsü olacak olan da gençliktir. Apocu gençlik ilk ortaya çıktığında, tabiri caizse günün 25 saati eylem halindeydi. Önderlik bir arkadaşı sorumlu olarak bir yere gönderdiği zaman, “Her gün yeni bir icat bulacaksınız, bir örgüt olmazsa başka bir örgütlenme modelini deneyeceksiniz, bir eylem biçimi sonuç almıyorsa başka eylem biçimine yöneleceksiniz.” talimatını vererek göndermiştir. Çünkü Önderlik, sonuç alınıncaya ve başarı elde edilinceye kadar eylemde ve örgütlenmede kendini yenileyen bir tarzın geliştirilmesini esas alıyor. Gençlik kendini bu gerçeklik karşısında değerlendirerek yeni dönem görevlerine sahip çıkabilmelidir.

Her Alanını Komünleştirme ve Eylemsellik Hamlesi

Annelerimizin temel sorun olarak tarif ettiği uyuşturucu ve dijital teknoloji bağımlılığı, komünleştirme hareketinin temel gündemi olabilmelidir. Çünkü bu iki sorun da toplumsallığı zayıflatmaktadır. Komün faaliyetinin özü toplumsallığı güçlendirmek olduğuna göre, ilk hedef bu sorunları çözmektir. Bunlar aynı zamanda toplumu savunma görevleridir. Belli ki gençler, içinde kendilerini ifade edebilecekleri bir sosyal yaşam alanı bulamadığı için enerjilerini bu tür yozlaştırıcı şeylere akıtmaktadırlar. Bu konuda yapılan yürüyüşler yeterli görülmemelidir. Her alanda uygun ve işlevsel komünler kurulursa enerji toplumsallığa akacağı için bu yoz alışkanlıklar da azalacaktır.

Önder APO, komün faaliyetleri için iki stratejik adımı dile getirdi; makro düşünüp mikro adımlar atılmalı ve ihtiyaca binaen birkaç saatlik komünler de olabilir dedi. Uyuşturucuya karşı bir yürüyüş, duyarlılık oluşturmak için iyi bir eylemdir. Ama diyelim ki uyuşturucu içen gençlerle iki saat spor yapmak, onlara yaşam enerjisi vermek, bağlanacakları bir toplumsal ilişki sunmak elbette daha etkili olur. Tabi ki tek bir deneme ile hemen sonuç alma yaklaşımıyla istenen başarı gelmez. Benzer durum teknoloji bağımlılığı için de geçerlidir. Hakiki sohbet ve oyun zeminleri oluşturulursa gençler sanal olanına o kadar ilgi duymaz.

Komünleşme hareketi derken neyi kast ettiğimizi biraz daha açalım. Genel olarak komün faaliyetleri, toplantılar organize edip, sonucunda hızlıca komün ilanları yapmak olarak anlaşılıyor. Komün, yaşam tarzıdır. Yaşamın her alanında sistemin dayattığı yaşama karşı, özgür ve demokratik yaşamı kurmaktır. Nerede kaybettiriliyorsa orada mücadeleyi büyütmek ve orada kazanmaktır. Uyuşturucu ve dijital teknoloji bağımlılığını bunun için örnek verdik. Bunlarla toplumsallığımız zayıflatılıyor. O halde toplumsallığı geliştirecek her eylem, komün faaliyetidir. Kürt gençliğine en fazla dil alanında kaybettiriliyor. O zaman her evi bir dil okuluna çevirmek, yan yana gelince Kürtçe konuşmakta ısrar etmek gerekiyor. İşte bu, toplumsallığını korumak olduğu için bir komün faaliyetidir. Sistem bilincimizi algılarla yönetip, bizi hakikatimizden uzaklaştırıyorsa, bilinç kazanmak için eğitimler yapmak, akademiler kurmak, her parkı, her ağacın altını bir tartışma kürsüsüne çevirmek bir komünleşme eylemidir. 

Yeni dönemin tarzı, eyleme davet etmek veya sadece protesto etmek değil; komün kurup toplumsallığını orada ve o anda yaşamaktır. Komün kurmak kurum kurmak olarak algılanırsa eksik kalır. Gençlik enerjisi kurumlara sığdırılamaz. O nedenle kurumlar, “toplanıp harekete geçilecek ve eğitim ihtiyacının giderileceği” mekânlar olarak var olabilir. Gençliğin bilinç edineceği, ideolojik doğrultu kazanacağı, kendini ve çevresini eğiteceği kurumlara her dönem ve her koşulda ihtiyaç vardır. Kurumlaşmalar bu temelde oluşturulursa olumlu roller oynayabilirler.

Kürdistan doğasının savunulması görevi de en çok gençliğin sorumluluğu altındadır. Doğamız talan edilip sömürülüyorsa buna karşı harekete geçmek komün faaliyetidir. Bir ağaçlandırma derneği, bir çevreyi koruma örgütü, sokakları temiz tutma hareketi vb. her biri bir komündür.

Toplumsallığı en fazla dağıtan husus cinsiyetçiliktir. Neden gençlik olarak iş ve okul çıkışları kadınlı erkekli toplanıp cinsiyetçiliğin üzerimizdeki etkilerini tartışmayalım. Sokaklarda cinsel tacize ve küfre karşı savunma komiteleri kurmak, cinsiyetçilikle mücadele eden sivil toplum örgütleri oluşturmak birer komünleşme faaliyetidir. Ekonomik alanda da birçok eylem yapılabilir. Gençliğin üretim ve tüketim kooperatifleri olabilir. Neden gençler bir kapitalistin kâr hırsının insafına bırakılsın ki! Daha da uzatmak mümkündür çünkü komün faaliyeti, yaşamın her alanını kendine ait kılmaktır. Sorunu tespit edip anında çözüm üretmektir. Bunu yaparken dayanışmayı, ortaklaşmayı ve gönüllüğü esas almaktır. 

Kapitalist Moderniteden Kopuş ve Gelecek İnşası

Öz savunmasız bir demokratik toplum mücadelesi düşünülemez. En etkili öz savunma faaliyeti yine komünleşmektir, kendini örgütlü kılmak ve örgütlü yaşamaktır. Tabii ki gençliğin bu türlü hamleleri yapması için her şeyden önce kendisini kapitalist sistemin yaşam tarzından koparması gerekiyor. Bu sistemin ideolojik ve kültürel yaşam etkisinden tamamen uzaklaşması; özgürlükçü, demokratik ve komünal bir yaşam tarzını hedeflemesi gerekiyor. Gençlik, kapitalist sistemin öğütücü, bencilleştirici, bireycileştirici, tüketime yönlendiren, tüketim sisteminin bir parçası haline getiren etkisinden kurtarılamazsa beklenen devrimci rolünü yerine getiremez. Bu yönüyle sorgulamanın bir yanı da yaşam tarzı olmalıdır. Eğer gençlik hareketine komünal demokratik sistemi kurma öncülüğü veriliyorsa, bu konuda Apocu hareketin ortaya çıkış sürecinde sistemle yaşadığı kopuşu iyi görüp, anlaması gerekiyor.

Hayal kurmak pasif bir eylem değildir. İçinde, geleceğin nasıl olacağına dair cevaplar taşır. Hayallerin içinde, var olan yaşamda nelerin reddedileceği, inşa edilecek yaşamda nelerin kabul edileceği vardır. Geleceğini inşa etmek aynı zamanda hayallerine sahip çıkmaktır. Başkalarından bir gelecek beklemek gençliğin işi olamaz. Gençlik hayal gücünü toplumsallaştıracak, hayallerini komünlerde yaşayıp yaşatacaktır!