Bilinçsiz, zihinsiz yaşam yoktur. En ilkel bir canlı varlıkta bile mutlaka zihin vardır. Bir elektronun bile zihninden bahsedilebilir. İnsanda ise bu bilince dönüşür. Sadece zihin olmakla kalmaz ve bilinçle insan kendisini var kılar; değiştirir, dönüştürür, geliştirir ve geleceğe taşır. Bilinç oldukça tarih vardır. Bu yönüyle tarih insanlığın yaşıdır denilebilir. Dolayısıyla tarih insanlığın tüm geçmişidir. Mesela tarihsiz, aynı anlama gelmek üzere zamansız varlık yoktur. Bu açıdan da bilinç tarihseldir, tarihin içinden gelir. Her bilinç tarihin içinden çıkar, onunla ilgilidir. Dolayısıyla bilinç geçmişimize ait tüm bilgimizdir. Bir yerde de hafızayla ilgilidir. Geçmişle bağ kurmak aslında hafıza sahibi olmaktır. Hafızanız silinirse, geçmişten tümüyle koparsınız, o zaman gelecek diye bir sorunununuz olamaz, her şey anda gördüklerinizden ibaret olur. Böyle bir varlık herhangi bir pratik adım atamaz.
Hakikati aramak ne demektir? Her şeyden önce bu konu önemlidir. Önder Apo Kürtlerin hakikatini aradı. Bu hakikat neredeydi? Rasgele bir yerlere mi baktı? Bunun için geçmişe döndü, bu halkın tarihine baktı ve karartılmış tarihi netleştirdi. Önderliğin bütün pratiğine bakılırsa görülecektir ki hepsi geçmişe dönüp bakmakla ilgilidir. Bu halk nasıl oluştu? Bu oluşum insanlığın neresindedir? İnsanlık nasıl oluştu? Bu oluşum nereye bağlıdır? Bu soruları sorarak evrenin oluşumuna kadar gitti. Evrensel oluşma olmadan insansal oluşma olmaz, insansal oluşma olmadan Kürt oluşumu olmaz. Dolayısıyla geçmişe, tarihe baktı. Tarihe bakınca şunu fark etti: “İnsan tarihten başka bir şey değildir.” Kendimizi tanımak, tarihi tanımaktır.
Eski olan gerçektir
‘Geçmiş nedir ki! Masaldır, geçmiş gitmiştir, zaten ölüdür!’ derler. Bazı kavramlar vardır ki sorgulamak gerekir. Örneğin ‘eski’ denilince aklınıza ne gelir? Eski denilince sizdeki ilk çağrışım nedir? Fırlatılıp bir kenara konulması gereken işe yaramaz bir şey midir? Halbuki eski olan gerçektir. Asıl gerçek senin geçmişindedir. İnsanlığın geçmişi daha gerçektir. Çünkü insanlığın milyonlarca yıllık bir tarihi var ve bu tarihin 5 bin yılı uygarlığa aittir. Bu tarihin sadece 5 bin yılında uygarlık vardır ve uygarlık insanlığın her şeyi değildir. Uygarlık dışında yaşamış olan halklar da vardır. Geçmişiyle bağ içinde yaşayıp bugüne gelen halklar vardır. Dolayısıyla tümüyle geçmişinden kopmak söz konusu değildir. Hiçbir şey bitmez, eğer Kürtlük bitseydi onun üzerinden yeni bir Kürtlük doğmazdı. Kürtlük ne oldu? Sınırlara itildi, alanı daraltıldı, zayıflatıldı, güçsüzleştirildi, geriye itildi ama ortadan kalkmadı. Daraltılan, marjinalleştirilen, sınırlara doğru çekilen Kürtlük yeniden özgürlük hareketi ile birlikte kök damarlarını güçlendirmeye çalıştı. Yaşamın kök damarları bitmez. Kürt’ün damarları yaşamın kök damarlarıdır. O açıdan tarihle bağ kurmak büyük önem taşır. Kendi tarihimiz açısından da bu böyledir. Yakın tarihimiz, geçmiş tarihimizin en yoğun olarak yaşanan halidir.
Kendimizi tanımaktan, bilmekten söz ediyoruz. Nasıl tanıyacağız? Tarih insanın kendisini görebileceği en çarpıcı aynadır. Kendini tanıma, tarih aynasına bakarak mümkün olur. Kendi geçmişine bakarak kendini tanıyabilirsin. Çünkü sen geçmişten süzülerek bugüne geldin. Onun için kendini geçmişsiz tanıman mümkün değildir. Geçmiş olmadan da zaten gelecek kurulamaz. Bu da hiç mümkün değildir. Günümüzde kapitalizm, insanı toplumdan, tarihten, geçmişten koparıyor ve günübirlik yaşayan bir varlık haline getiriyor. İnsan böyle maddi oluyor. Oysa bütün maneviyat geçmiştedir. Maneviyat nedir? Tarihin kendisi de kültürdür ve kültürün önemli boyutu maneviyattır. İnanç biçimindir, düşünüş tarzın ve anlam gücündür. Bunların hepsi maneviyata girer. Maddi değildir. Düşünce elle tutulamaz. Onun için düşüncenin kendisi bile bir manevi alandır. Zihniyet bir manevi alandır. Dil, inanç, ideoloji manevi alanlardır. Toplumun bizzat kendisi bile manevi alandır. Politika maneviyatla bağlantılıdır. Ahlak tümüyle manevidir. Bunların hepsi maneviyata girer.
Düşünmeye başlamak anlamaya giriş yapmadır
Anlamak için de önce anlamsız olanın ne olduğunu açığa çıkarmak lazım. Anlamak böyle başlar. Anlamak, önce anlamsız olanı açığa çıkarmaktır. Nasıl hakikat arayışı önce haksız olanın reddiyle başlıyorsa, anlamak da öncelikle anlamsız olanın reddiyle başlıyor. O zaman Kürtlerin içerisinde olduğu bu anlamsız yaşamı reddetmezsen, Kürt’e anlamlı bir yaşam bulamazsın. Önce bu anlamsız yaşamı reddetmen lazım. İliklerine, hücrelerine dek bu yaşamın yarattığı tahribatı veya ortaya çıkardığı acıyı, tiksintiyi, nefreti hissedecek ve bundan kurtulmaya çalışacaksın, ilkin buna karşı tavır al ki, bu seni doğru yaşama götürsün. O açıdan yanlış ve doğru iç içe geçmiştir, yan yana kardeşçe yaşamasına izin vermeyeceksin. Yanlış ile doğru, iyi ile kötü yan yana olamaz. Güzel ile çirkin yan yana olamaz, birinin olduğu yerde diğeri yoktur. Şimdi çirkin güzelin yerini almak ister ama senin görevin çirkini tasfiye edip yerine güzeli koymaktır. Yanlışı tasfiye edip yerine doğruyu koymaktır. Zaten Özgürlük Mücadelesinin anlamı budur.
Arama önce bir reddedişle başlar. Reddeder ki sonra bir arama olsun. Eğer bir yerde arayış varsa demek ki kaybolmuş bir şey var. İnsanlık kendi gerçeğini, doğru yaşamı, onurunu nerede kaybetti? Kadın nerede kaybetti, toplum nerede kaybedildi? Ana dili nerede ve niye kaybettik? O zaman bize gerekli olan nedir?
En genel anlamda doğruyu, iyiyi, güzeli, özgür olanı arama, doğru yaşamı arama vardır. Doğru yaşam Önderlik yaşamıdır. İyilik Önderliktedir, güzellik Önderliktedir, doğruluk Önderliktedir. Sen ona katıldın mı hepsiyle buluşuyorsun. Onun için Önderdir.
Var olanı yok saymak inançsızlıkla bağlantılıdır
İnkarcılık, var olan bir şeyi yok saymaktır. Vardır ama sen yok sayıyorsun. Nihilizm de budur. Var olanı yok saymak inançsızlıkla bağlantılıdır. Kadının dünyası yaşamla daha sıkı bağlıdır, kadın doğadan tümüyle kopmamıştır. Aslında toplumsal gerçeklikten de kopmamıştır. Erkek kadar uygarlıkla da bütünleşmemiştir. Onun için duygu dünyası daha güçlüdür, anlam dünyası da daha zengindir. Kadın isterse bunu daha zengin hissedebilir. Hissettiğinde, anladığında daha fazla açılım sağlayabilir, gelişebilir. Açılım sağladığında bunu çevresine daha fazla yayabilir, zaten öncülük bunu gerektirir.
Erkek ise gecikmeli uyanabilir. Bir de erkeğin iktidar konusunda sahip olduğu bazı şeyler vardır. Erkek, her durumda kadına hükmedeceğini düşünür, buna inanır. Bu açıdan iktidarını kaybetme duygusunu yaşar. Zaten erkeğin direnişi biraz buradan ileri gelir. Ama kadının kaybedecek nesi vardır? Hiçbir şeyi yoktur. Hem kadının hem de gençliğin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Gençlik diyorum, bunun içerisine erkek de girer. Gençlik sadece genç kadınla sınırlı bir şey değildir.
Unutmamak gerekiyor ki, gelişmenin olduğu yerde her zaman eksiklik vardır. Eksikliğin bittiği yer mezarlıktır. Mezarlıktaki ölünün eksikliği yoktur ama yaşayan varlık eksik olan varlıktır. Gelişme, bir eksikliği aşmadır. Böyle bir şeydir. Onun için biz de kendi eksikliklerimizden korkmayalım. Sadece bileceğiz ve onlarla mücadele edeceğiz. Tarihten bunu öğreniyoruz.
Bilinç varlığı tanımakla gelişiyor
Hakikat avcılığı varlığın üstündeki perdeyi kaldırmak, onun altındaki gerçeğe ulaşmaktır. Hakikat avcılığı her şeyi tanımaktır, bunun da sınırı yoktur. Mutlak bilgiye ulaşmak imkansız denecek kadar zordur. Gerçek anlamda anladığınız an bambaşka bir insansınız demektir. Her bilinç böyledir. Anladığınız an kendinizi aşmışsınız demektir. Sizde kendini aşma, farklı hissetme yoksa anlamamışsınız demektir.
Anlama yeniden oluşmadır ve kendini aşmadır. Onun için farklısınızdır. Kendinizde bile bir farklılık ortaya çıkarıyorsunuzdur. Eğer anlamamışsanız farklılaşma olmaz. Farklılaşma yoksa sadece sözü vardır. Özünü içselleştirmemişsindir, yani kendini yapmamışsındır. Bir şeyi derin kavradığınızda bakışınız değişmiştir, ruhsallığınızda daha farklı ve daha ciddi bir gelişme vardır, daha derinlikli bakıyorsunuz. Kendinizdeki değişimi hissedersiniz. Yaşama baktığınızda daha büyük haz alıp sevinç duyarsınız.
Tarihten bizim çıkaracaklarımız var. Bilmenin yolu ilgi duymak ve merak etmekten geçiyor. Tanımadan aşk olmaz. Aşk tanımak demektir. Tanımadan bir şeye aşık olmak mümkün değildir. Aşk bir keşif eylemidir. Aşık olduğun, bağlandığın, tutkuyla sarıldığın şey ondaki büyük özgürlük aşkıdır, büyük özgürlük tutkusu ve dünyasıdır. Ama bunu keşfetmen lazım. Keşfetmeden sevilmez.
Bir de seçici olmak lazım. Bir elek olmalıdır. Her birimizin bir eleği vardır. Eler, alta düşen onun değildir, üstte kalanını alır. Kendi süzgecinden geçirme var. Aşk hizmettir. Sevdiğinin hizmetine girmek, onu büyütmek ve güzelleştirmektir. Önderlik ısrar etti ve “köle Kürt’ü sevmeyin” dedi. Dünyaya çağrı yaptı. “Eğer Kürt’ü seviyorsan onu özgürleştir’ dedi. Aşk budur. Önderliğin de bu topluma ve halka aşkı budur.
Kültürel soykırım ruhsal kırım demektir. Fiziki kırım, bedensel olarak seni yok eder. Kültürel soykırım ise senin ruhuna saldırır, ruhunu yok eder. Kültürel soykırım ruha, maneviyata, kişiliğe, tarihe ve Kürtlük adına duygu, düşünce, ruh, kimlik vb. ne varsa bunların hepsine saldırıdır. Manevi olarak Kürt’ü öldürmek ve Kürt’ten geriye bir cenaze, iskelet bırakmaktır. O zaman bunu bilince çıkarıp bunu aştığımızda kültürel soykırımın etkilerini de aşabiliriz.
Tarihi inceleyip bugüne baktığımızda amacımız; tarihin bize sunduğu görevleri görebilmek ve bunları yerine getirebilmektir. Tarih böyle bir şeydir. Önümüzde fazlasıyla birikmiş görev ve sorun var. Çünkü ertelenen geçmişte kalmaz, sürüklenir, gelir bugüne dayanır. Bizim önümüzde ertelenmiş ve yerine getirilmemiş bir görev var, biz onları da yerine getirmekle yükümlüyüz. İşimiz bu anlamda zordur. Fakat zor olanı başarmaya çalışmak insanı özgürleştirir. Kolay olan insanı asla özgürleştirmez. Önderlik ısrarla “nerede kolaylık varsa oradan kaçın, nerede zorluk varsa yüzünüzü oraya dönün” diyor. Zorluklarla boğuşmak sizi özgürleştirir. Kürdistan Devrimi dünyanın en zor devrimidir, bu devrim dünyanın en güçlü özgürlük savaşçılarını ortaya çıkarır, çıkarmak zorundadır.
Bütün büyük düşünsel hareketler doğuş dönemini önemsemişlerdir
İslâmi çıkış, peygambersel doğuş dönemini çok önemsemiş ve kendi özgünlüğü içerisinde genişçe ifade etmiştir. Yine İsevi çıkış, ilk doğuş dönemini çok anlamlandırmıştır. Musevi çıkış açısından ya da İbrahimi çıkış açısından da gerçeklik bundan farklı değildir. Yine sol-sosyalist hareketler açısından da örneğin Bolşevik Partisi ve Leninist çıkış kendisini çıkış döneminin temel özellikleri ile sürekli donatmış, taze tutmuştur. Geneldeki bu durum elbette inkâr edilen ve imha edilmek istenen, sömürgeci-soykırımcı bir faşist diktatörlük altında ezilip yok edilmek istenen Kürt varlığı ve Özgürlük Hareketi açısından çok daha fazla anlam ve önem taşımaktadır. Çünkü burada çok bilinçli, örgütlü bir karşı faaliyet, egemenlik sistemi vardır. Söz konusu önderliksel çıkışlar ve ideolojik oluşumlar açısından daha baştan idam ve imha fermanı çıkartılmıştır. Daha önceki katliam ve soykırım süreçlerinde, örneğin Dersim soykırımında görüldüğü gibi söz konusu çıkışlar değil, öyle bir çıkış ihtimalini ruhunda, beyninde geçirme ihtimali olanların bile katledilmesine dair ferman çıkartılmıştır. Dolayısıyla bir yandan tehdit ve tehlike büyüktür, baskı ve şiddet çoktur, diğer yandan imkân ve fırsat yoktur. Her şey yasaklanmış, yok edilmiş, Kürdün adı, Kürtlüğün adı, Kürt ve özgürlük kavramlarının, kelimelerinin bir araya getirilme durumu tümden ortadan kaldırılmıştır. Her şey yaratıcı beyin ve emek gücünün sonucu olarak ortaya çıkartılmak durumundadır. Yani hazır hiçbir şey olmadığı gibi kolay bulunan ve elde edilen bir durum da söz konusu değildir. Her şeyi zorla yoktan var etme biçiminde arayarak bulma ve inşa etme ile söz konusu gelişmeleri yaratma durumu yaşanmıştır.
Bunun da ne kadar ciddi bir iş olduğu, zorluklar içerdiği, ne kadar ciddi bir çaba istediği ve yaratıcılık gerektirdiği açıktır. İşte Önder Apo önderliksel doğuş ve ideolojik şekillenme döneminde tüm bu gelişmeleri esas itibariyle kendi gücüyle ve çabasıyla yaratmayı bilmiştir. Söz konusu pratik çabalarla Önder Apo öncülüğünde katliam önlenmiş, revize edilmenin önü alınmış, gerekli pratik adımlar atılmış, onun istediği cesaret ve fedakârlık yaratıcı bir çizgide gösterilmiş ve bütün bunların sonucu devrimci bir öncülük ortaya çıkartılmıştır.
Burada kadın özgürlük çizgisinin ve bu temelde özgür kadın örgütlülüğünün ve eylemliliğinin geliştirilmesini görmek ve değerlendirmek gerekir. Kadın özgürlük çizgisinin böyle bir süreçte geliştirilmesinin Önderliksel çıkış ve ideolojik şekillenmeyle bağı olduğu kesindir.
Anını yaşamak nedir?
İnsan bütün canlı birikimlerinin toplamıdır. Hayvan da, bitki de insanın içerisindedir. Ama insan onlardan daha fazla bir şeydir. Evrenin özeti olmak denilen şey budur. İlk canlı da sende yaşar, en son canlı da sensin. Dolayısıyla tüm bitkiler ve hayvanlar âleminin mirasçısısın, onların bütün mirasını kendinde taşıyorsun.
Anını yaşamak nedir? Gelecek tasarımı yapmamak, geleceği düşünmemektir. Kapitalizmin bireyi düşürdüğü nokta da budur. Şimdi de yaşayan bir insan gerçekliği var, geçmişi ve geleceği yoktur. Geçmişi silinmiş ve belleksizdir. Dolayısıyla gelecek tasarımı da yapamaz, sadece bugünde yaşar.
Bir iş yapacaksanız öncelikle geçmiş üzerinde yoğunlaşarak, geçmiş pratikleri araştırmanız lazım. Ondan sonra ne yapmak istiyorsunuz? Bu bir gelecek tasarımıdır. İnsan geçmişi değil geleceği planlar, geçmişi anlamak istersiniz ama geçmişi tasarlayamazsınız, gelecek tasarımı olur. Tasarım olmadan inşa olmaz. Tasarım, planlama demektir. Geleceği planlarsınız, o planı inşaya dökersiniz. Ama bunların hepsi de gelir şimdiye, yani an’a dayanır. Geçmişi ve geleceği getirip şimdide birleştirmek. Geçmişi değerlendirmişsiniz, geleceği neyin üzerinde inşa edeceğinizi netleştirmişsiniz, buna temel diyorsunuz, geleceği bu temel üzerinde inşa edeceksiniz ve bu inşaya şimdiden başlayacaksınız. Sonuçta nereye giderseniz gidin, şimdiye gelirsiniz, uygulama anı şimdidir. Şimdi de ancak inşa edebilirsiniz. Şimdi inşa anıdır, oluşma şimdide olur, an’da gerçekleşir. O açıdan an’ın değeri büyüktür. An’ın gereklerini yerine getirmezsen, ertelemeciliğe düşersin.
Yoldaşınıza sevgi biriktirin
Eziklik duygusu kadar ürkütücü bir şey olamaz. ‘Biz zaten buyuz’ biçimindeki ezik bir duygu, insanı bitiren bir duygudur. Bize adım attırmayan şey budur. Ezik insan asla gelişme gösteremez. Suçluluk duyan insan gelişme gösterir. O suçundan kurtulmak ister ama ezik insan suçlu bile olsa ezikliğinden kurtulamaz, ezikliği nedeniyle suçluluğunu atlatamaz. Onun için asla eziklik hissetmeyin, kendinize öfke duyun, ağlamaklı olmakla bir yere varılamaz. Eziklik, çarpık bir duygudur. Ama öfke soylu bir duygudur. Kendinize müthiş öfke duyarsınız, o öfkeniz dünyayı ve sizi değiştirir. ‘Ben nasıl bunu yapabilirim, bundan sonra böyle yapacağım’ biçiminde kendinize öfke duyarsanız gelişme yaratabilirsiniz. Onları aşmak için insan bazı olumsuzluklarına, bazı zaaflarına ve yetmezliklerine karşı nefret duyabilir. Onu kusabilmek için de gerekli örgütlülüğü yaratmak, eylemi ortaya çıkartarak kendini eğitmek gerekir.
Yanınızdaki yoldaşınıza sevgi biriktirin. Yanlışlıklarına, eksikliklerine, yetersizliklerine öfke duyabilirsiniz ama kişinin kendisine sevginiz ancak onun yanlışlıklarına karşı mücadele etmenizi beraberinde getirebilir.
Bütün kutsallıkların kaynağında insanın emeği vardır
Bir değerin ölçüsü emektir ve emeğin fiyatı, bedeli yoktur. Onun için bir nesneye fiyat koymak, aslında onu değersizleştirmektir. Bu en önemli ilkelerden biridir. Emeğe, emek değerlerine fiyat konulamaz. Bir, değer ortaya çıkarıyorsun. Senin o değeri ortaya çıkarabilmek için belirli bir yaşa gelmen gerekiyor. İki, sen o yaşa gelip o değerleri ortaya çıkardığında, geçmiş başka insanların sana emeği var. Öncelikle senin annenin emeği var, senin annene geçen başka annelerin emeği var, geriye doğru gider. İnsanın kendisi tüm insanlığın ortak emeğinin ürünüdür. Dolayısıyla o insanın emeğinin ürününü satmak eşittir tüm insanlığı satmaktır.
Gerçek değer kendisine fiyat konulamayan değerdir. Asıl değer budur. İnsanın fiyatı olamaz ama bir insan emeğini satınca kendisine fiyat koymuş oluyor. Çünkü insan, tarihsel toplumsal gelişmenin özetidir. Bu açıdan da kendi emeğini sattığında, insanlığın tüm birikimlerini satıyorsun demektir. Onun için kendi işinde çalışmak soyludur. Ortak iş, toplumun işi de kendi işidir. Bir ailenin işi de kendi işidir. Orada gerçekten değerler ortaya çıkartırsın ve yarattığın değerlere yabancılaşmazsın. Ama emeğine fiyat konduğu zaman sen emeğine zaten yabancılaşıyorsun, kendine yabancılaşma budur.
Tarzınız yoksa, pratikte başarı olmaz. Tarzın içerisine en başta örgütlenme girer. Plan, program, sistem, kararlılık, irade olacak. Bütün bunlar etkendir. Tarzın içerisine maddi ve manevi unsurlar girer, özü ise örgütlülüktür. Tarz, programlar hedefine kilitlenir. Devrimci çalışma programlı bir çalışmadır. Bir programın olur, programı hayata geçirmek örgütlülüğe bağlıdır. İrade de örgütlenmeyle bağlantılıdır. İradeleşme, kararlılık, hep örgütlenmeyle bağlantılıdır. Eğitim, kararlılık tarza girer. Aydınlatma, netleşme bunların hepsi tarza girer ama esasında özü örgütlülüktür. Programa kilitlenip, onu örgütleyerek hayata geçirme eşittir tarzdır. Peki, tempo nedir? Bu planı hayata geçirme zamanıdır, uygulama süresidir. Planı yıllara da, saniyelere de yayabilirsin. Tarz, çalışmanın örgütlülüğüdür, tempo ise çalışmanın hızıdır.
Estetik güzellik felsefesidir
Bir iş yapılırken daima güzellikler ortaya çıkarmak için yapılır. Yapılan işe güzellik katmak, kendini ve ruhunu katmak onu güzelleştirmektir. Bu bütün çalışmalarda böyledir. Etik nedir? İlkeli davranmaktır. İşi en iyi şekilde yapmaktır. Yapılan her işte güzellik kaygısı hissederek hareket etmek ve bir de ilkesel olmak. O da işi en iyi şekilde yaparak sonuca taşırmak anlamına gelir. Yoksa güzelliği dar anlamda bir bedene indirgemek doğru değildir.
Güzellik; özgürleşmekle, örgütlü insan olmakla bağlantılıdır. Örgütlü insan güzeldir, örgütlü çalışan güzeldir. Çünkü örgütlü mücadele eden güzeldir. Örgütlü savaşan güzelleşir, özgürleşen güzelleşir, güzelleşen sevilir. Yoksa kılık kıyafetlerle insan güzelleşemez. Bu dünyayı güzelleştirmek için, dört temel olguyu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. İyilik, güzellik, doğruluk ve özgürlük. İyi ve kötü seçimi ahlaka girer. Güzel-çirkin ayrımı estetiğe, sanata girer. Devrimcilik en büyük sanattır. En büyük sanatçı devrimcidir. Sanatsal yaklaşmak estetiği ifade eder. Güzellik-çirkinlik kaygısı estetikle ilgilidir. Doğru-yanlış kaygısı ise etikle ilgilidir ve hakikati ifade eder. Hakikat doğru olandır. Özgürlük zaten hepsinin özüdür. Bütün bunlar oldu mu, özgürlük olur.
Hep şöyle düşünmek gerekiyor. Bir şeye iyi demeyin, çünkü ondan daha iyisi vardır. İyi, donmuş bir şey değildir, ‘iyi’ bir eylem halidir. İyilik, güzellik, doğruluk ve özgürlük bir eylem halidir, bir akıştır. Her zaman daha iyisi, daha güzeli, daha doğrusu, daha özgürü vardır.
* Bu yazı Ali Haydar Kaytan’ın “Hakikat Rejimi” kitabından derlenmiştir.