data-nosnippet

Önder Apo “Demokratik Ulus” kavramını tanımladı ve geliştirdi. Ulusal sorunlar ve ulusal çatışmalar için yeni bir çözüm modeli olarak da formüle etti ve sundu. ‘Ulus’ kavramı tartışmalıdır. Her ne kadar bir toplumsal zemine dayalı olsa da yine de düşünsel kabul etmeyle belirleniyor. Herkesin de düşünsel kabulü aynı değil, farklıdır. ‘Baştan beri insan toplumlarının ulus olarak doğduğunu ve günümüze kadar öyle geldiğini’ düşünen ve söyleyenler de var. ‘Uluslaşmanın kapitalizmle birlikte ortaya çıktığını’ söyleyenler de var. ‘Sanayi devriminin toplumları uluslaştırdığını’ söyleyenler de var. Ulusun, ‘halk topluluklarının gelişim sürecinde bir evre olduğunu’ söyleyenler de var. Bu bakımdan tartışmalıdır. Bir de çatışmalıdır.

Günümüzün ulusal çatışmaları, tarihsel geçmişin etnik çatışmalarını ifade ediyor. Etnisite arasındaki çatışmalar oluyor. Klan, kabile topluluklarında nasıldır, bunu tam bilemiyoruz, ama onlarda da savaş düzeyinde olmasa da kuşkusuz belli bir çelişki durumu var. Belli düzeyde çatışmalı da oluyor. Fakat esas olan iktidar ve devlet sisteminin ortaya çıkışıyla birlikte bazı etnisiteler adına devlet ve iktidar gelişiminin diğer etnisitelere dönük saldırıları, çatışmaları biçiminde ortaya çıkıyor. Uluslararası savaş, gerçek anlamda devletlerarası savaştır. Ya da bir devletin halk topluluklarına, kavim, kabile, klan, aşiret topluluklarına dönük saldırısıdır. Tarih içerisinde bunlar var. En sert savaş ve çatışmalar buradan kaynaklanıyor. Bu durum soykırımlara kadar yol açıyor. Ağır çatışma alanı, boğazlaşma alanı bu alan oluyor. Öyle basit bir alan değildir.

Kuramın esası, ulus tanımında da somutlaşmak oluyor. İnsanlık sağı ve soluyla, ulus ile devleti özdeşleştirdiği dönemde “ulusal haklar”, “ulusların kaderlerini tahin hakkı” biçiminde kavramlar geliştirdiler. Özellikle Birinci Dünya Savaşı, küresel kapitalist hegemonya savaşı olduğu kadar, dünyayı paylaşma savaşıydı, egemenlik altına alınamamış toprakların, halkların egemenlik altına alınması savaşıydı. Yeniden paylaşım savaşıydı. Dolayısıyla herkesi içine aldı, ilgilendirdi. Bu çerçevede ulus-devlet sistemi, bilinci, teorisi, istemi gelişim gösterdi. Saldırılar bütün dünyayı egemenlik altına alma amacıyla olunca, “dünyanın dört bir yanında yaşayan halk topluluklarının hakları ya da yaşamları nasıl olacak” sorusu gündeme geldi. Bu dünya siyasetinde tartışmalı oldu. Sonuçta ulus tanımları üzerinde tartışmalar en çok o dönemde yoğunlaştı. Ulusal haklar üzerinde tartışmalar, ‘ulusal haklar’ kavramı öyle bir süreçte gelişti. Amerika’nın kendine göre geliştirdiği bir ulusal haklar tanımlamaları oldu. Buna “Wilson prensipleri” diyorlardı. Sosyalistler bu konu üzerinde durdular ve aslında biraz da sosyalist hareket arasında parçalanmaya, düşünce ayrılığına, sonra politik ayrılığa kadar da götürdü.

Sonuçta Ekim Devrimi’ni yapan Rus sosyalistlerinin geliştirdiği kavramlar bir dönem etkili oldu. “Ulusların kendi haklarını tayin etme” kavramı temelinde ‘her ulusun devlet kurma hakkının olduğu’ ABD tarafından da Sovyetler Birliği tarafından da bir biçimde kabul edildi. Daha sonra 20. yüzyıl çelişki ve çatışmalarına bu durum damgasını vurdu. Taraflar, ulusal çelişkiler kapsamında bu temelde belli bir çözüm yarattılar, fakat bir yönüyle de birbirlerine karşı mücadelede aslında bu çelişkiyi kullandılar, tümden çözüm durumu olarak da yaklaşmadılar.

Devlet ve iktidarı ulus ile özdeşleştirmek tehlike yaratıyor

Şimdi ulus tanımı burada daha çok Rus devrimcilerin yaptığı çerçevede kabul gördü, uzun bir dönem hemen herkes bazı eklemeler çıkarmalar yapsa da o tanımlamada anlaşıldı. Lenin ve Stalin tarafından, “toprak birliği, pazar birliği, dil birliği, tarihsel kültür ve yaşam birliği vb.” bazı boyutlar temelinde ulus tanımlaması geliştirildi. Fakat sorun yaratan, ulusla devlet ilişkisi tanımlaması oldu. Önder Apo savunmalarında bunu, “Devlet amaçlı ulus, ulus amaçlı devlet” diye ifade ediyor. Her ulusa bir devlet olacaksa o zaman devlet kurmak için uluslar türetilmeye, tanımlamaya yönelim oldu. Diğer yandan ulus oluşturmak üzere devletler kuruldu. Devlet ile ulus özdeşleştirildi. Ağırlıklı sorun buradan ortaya çıktı. O bakımdan tanımlama önemlidir.

Demokratik Ulus kuramı şimdi var olan tanımlamalara yeni bir tanım getiriyor. Son yüz yıl hatta iki yüz yılda yaşanan çelişki ve çatışmalardan çıkan derslerin sonuçlarını içeriyor. Bu doğrultuda yürütülen tartışmalardan, getirilen tanımlardan oluşan düşünce yoğunluğundan yeni bir sonuç, yeni bir sentez çıkararak belli çözümler üretmiş olsalar da, yine de çatışma etkeni olmaktan bu konuyu çıkaramamışlardır. Buna karşı Demokratik Ulus kuramı uluslararası çatışmalara, ulus kavramından doğan çelişki ve çatışmalara son vermeyi, bunu bütün ulusal toplulukların özgür, demokratik haklarını kullanma, kendi kimlikleriyle özgürce yaşama temelinde sağlamayı öngörüyor. Bu bakımdan Demokratik Ulus tanımı önemlidir. Şimdiden de etkili oldu. Önümüzdeki süreçte küresel düzeyde etkinliğini geliştirecek önemli bir çözüm modeli olacağı gözüküyor. Şimdiden sorunları ele alışı ve çözüm üretişi bu düzeyde etkilidir. Hemen herkes biraz da içinde bulunulan çelişki ve çatışmalar nedeniyle çözüm arıyor. Bir boğulma var, çıkışsızlık var, çözümsüzlük var. Demokratik Ulus kavramı ve kuramı aslında bütün bu çelişkili ve çözümsüz yaklaşımları aşıyor, çözüm üretiyor, çözüm modeli oluyor.

Devlet ve iktidarı ulus ile özdeşleştirmek tehlike yaratıyor. Ulus-devlet ideolojisi bunu öngörüyor ve bir devlet egemenliği altında homojen tek tipleşmiş, tek dil, tek kültür, tek tarih, tek yaşama indirgenmiş bir toplum yaratmayı hedefliyor. Bu aslında faşizmi ifade ediyor. Ulus devletin bu tekçi mantığı günümüzde her alanda faşist diktatörlüklerin ortaya çıkmasına yol açıyor. En ağır dil, kültür, tarih kırımını bu zihniyet ve siyaset yaratıyor. Devlet, bir egemenlik gücü, bir çıkar şebekesi, bir iktidar biçimidir. Devleti ulus haline getirmek, iktidarla toplum yaşamını bu kadar özdeşleştirmek, bütün toplum yaşam alanlarını iktidara tabi tutmak, çıkar alanı haline getirmek, dolayısıyla toplumsal ahlakı, toplumsal dayanışmayı yok etmek, öldürmek anlamına geliyor.

Tekçi ulus-devlet diktatörlüğü faşizmi hakim durumdadır

Önder Apo ulusu, “toplumsal gelişmenin düzeyi” olarak tanımlıyor. Klan, kabile, aşiret, kavim, halk, tarih gelişimi içerisinde oluşmuş milliyet toplulukları var. Hacim olarak büyümek yanında, yaşam alanı bakımından da zenginleşen, çeşitlenen bir gelişmeyi ifade ediyor. Böyle bir toplumsal gelişmenin, büyümenin son evresi, günümüzdeki biçimi olarak ulusu tanımlıyor ve ulus için dil ve kültür ortaklığını, benzerliğini önemsiyor. Çünkü bir dili konuşan birçok ulus olabilir. Nitekim toplumsal hareketlilik içerisinde tarih boyunca bu oluşmuştur. Yinebirçok dili konuşan bir ulus da mümkündür. Önder Apo Demokratik Ulusu, zihniyet ve kültür ortaklığı biçiminde tanımlıyor. “Reel sosyalizmin gerekli gördüğü dil birliği önemli olmakla birlikte mutlak zorunlu değildir. Toprak birliği, vatan önemli, ama o da zorunlu değil, illa bir toprakta birleşmiş bir ulusal birliktelik olmayabilir.” diyor ve buna Yahudileri örnek gösteriyor. Pazar birliği, iktisat birliğini zaten devletle özdeşleştirme olarak tanımlıyor. O bakımdan temel özellik olarak ele alma bakımından birçok ulus tanımlaması var. “Bir devlet egemenliği altında ulus yaratmak” biçiminde devletlerin yarattığı ulusları tanımlıyor. Ulus, “dil, toprak, kültür, iktisadi yaşam, tarih birliği” olarak da tanımlanıyor.

“Devlet-ulusu”, tarih içerisinde oluşmuş bütün dil ve kültürlerin kırımı ve soykırımı demektir. Devlet, bir toprak parçası üzerinde egemenlik kurmuşsa, o toprak üzerinde yaşayan, kendi sınırları içerisinde kalan tüm insanları, toplulukları, tek dil, tek kültür, tek tarih biçiminde baskıyla homojen bir topluluk haline getirmeye yöneliyor. Bu da en ağır faşist baskı ve saldırıdır. Dil ve kültür katliamı böyle yaşanıyor. O bakımdan en tehlikelisi, devlet ile ulusu özdeşleştirmektir. Her devlete homojen bir ulus yaratma hakkı vermeyi, devletin güvenliği açısından gerekli görüyorlar, -ki günümüzde devletlerarası sistem böyledir. Birleşmiş Milletler denen yapı bunu kabul ediyor. Bir devletin sınırları içerisinde farklı dil ve kültürler haklarını istediklerinde, mücadele ettiklerinde, onların haklarından çok devletin güvenliği hakları öne çıkıyor. Devletler ona sahip çıkıyorlar. İşte Kürdistan’da somut olarak bunu yaşıyoruz. PKK’ye karşı devletin şiddet kullanma hakkını kabul ediyor. “Devletin kendi güvenliğini sağlama hakkı var” deniliyor. Devlet ise, kendi ulusal demokratik haklarını arayan, bunun için mücadele eden topluluğu ‘terörist’ ilan ediyor ve suçlu sayıyor. Dolayısıyla sömürgeciliğe, soykırıma bütün devletlerarası sistem ortak ediliyor. Kürdistan’da bu çok daha somuttur. Ama genelde de devlet ulusu mantığı ve zihniyetinin ortaya çıkardığı sonuç bu oluyor.

Önder Apo, “Bunun yanında başka ulus tanımlamaları da vardır” diyor. Mesela “hukuk ulusu, ekonomik ulus, asker ulus diyebiliriz” diyor. “Ekonomik ulusu”, “asker ulusu” güç olarak ifade ediyor. Devlet ulusunda temel belirleyenlerdir, gücü ifade ediyorlar. “Hukuk ulusu”nda, hukuk gücü ifade ediyor. Ekonomik ulusta, ekonomi gücü ifade ediyor. Asker zaten güçtür. Dolayısıyla bunlar bir toplumsal dokuya sahip değildir. Tarihsel gelişme içerisinde oluşmuş bir toplumsal şekillenmeden çok; devlet, hukuk, ekonomi, ordu gibi gücün yarattığı ulus oluyor. O güç etrafında şekillenen, kendisini güce bağlayan ulus oluyor.

Önderlik, demokratik ulusun diğer ulus tanımlamalarından farkını ortaya koyuyor. Yahudileri, reel sosyalizmin ulus tanımlamalarının, yetersizliğine örnek olarak gösteriyor. Örneğin “vatan birliği, pazar birliği” deniliyor, ama Yahudilerin vatan birliği, pazar birliği olmadan da bir ulusal topluluk olarak var olduğunu, zemin bulduğu yerde vatan ve pazar birliğini de kendi içerisinde yarattığını tarihsel süreç içerisinde gördük.

Belirttiğimiz uluslar açısından, devlet ulusu için birçok örnek var. En çok karşımızda olan Ortadoğu’daki durumdur. Türkiye var. Birçok dili, kültürü, ulusal topluluğu tek bir devlet yönetimi altında, devlet ulusu haline getirmeye çalışıyor. 22 tane Arap devleti var. Bir Arap ulusu 22 devlete bölünmüştür. Aslında devlet ulusu için en somut örnekler bunlardır. Dikkat edilirse tamamen devlet ve iktidarın çıkarına göre bir şekillenme var. Önderlik, hukuk ulusu olarak da Avrupa Birliğini örnek gösteriyor. “Anayasal vatandaşlık” deniliyor. Türkiye de öyle tanımlıyor, ama bu tanımlama çok gerçekçi değildir. Aslında kendisini biraz ona uydurmaya çalışıyor. Tekçi, ulus-devlet diktatörlüğü, faşizmi baştan sona hakim durumdadır. Ekonomik ulus için Almanya, Japonya, ABD gibi örnekleri veriyor. Ulus-devleti, ilk çağın tanrı kralları gibi kendisini dincilik ve milliyetçilik biçiminde tanrısallığa ulaştırmış güç olarak tanımlıyor. Önderlik, laikliği “Orta Çağ tanrısallığı” olarak tanımlıyor. Devlet ve tanrısallık arasındaki bağa vurgu yapıyor. Önder Apo “Ulus-devlet kutsalları esas alır, demokratik ulus hizmeti esas alır” diyor. Demokratik ulusla sorunların çoğunun çözümlenebileceğini ortaya koyuyor.

Demokratik ulus çelişki ve çatışma yaratan sorunları çözer

Demokratik ulus birçok dili ifade edebilir. Zaten farklılıkları özgürce örgütlü yaşamasını ifade etmesi, aslında onların da dar anlamda birer etnik gruplarsa, ulusal topluluk olarak yaşamalarına izin veriyor. Böylece demokratik ulus aslında birçok ulusal topluluğun yeni bir ulusal çatı altında birleşmesini de ifade ediyor. Ona da açıktır. Önder Apo bunu “alt ulus, üst ulus” olarak da tanımladı ya da demokratik özerk ulusal topluluklar, demokratik ulus olarak öngördü. Burada temel belirleyenler, zihniyet birliği, ortak yaşam birliği, yaşam ölçüsünde ortaklaşıyor. Ahlakı, ideolojisi ortaklaşıyor, birlik oluşturuyor. Kültürel birlik, ortaklık, zihniyet ortaklığı onu ifade ediyor. Demokratik özerkliğe dayalı Demokratik Konfederalizmi yönetim sistemi olarak kabul ediyor, farklılıkları zenginlik olarak görüyor. Her farklılığın kendisini özgürce örgütleyip özyönetimine kavuşturduğu, bunu da demokratik yönetimde, Demokratik Konfederalizmde birleştirdiği bir yönetim sistemini esas alıyor.

Böyle olunca birçok dil, kültür vb. farklılıklardan doğan çelişki ve çatışmayı ortadan kaldırıyor. Milliyetçiliğin önünü alıyor. Kendi dilini, kültürünü başkaları üzerinde hakim kılma zihniyetini ortadan kaldırıyor. Hem her dilin, kültürün, farklılığın kendisini özgürce örgütleyip kendi kendini yönettiği, hem de daha üst bir yönetimde birlik oluşturduğu, dayanışma içerisine girdiği bir toplumsal ve politik yaşam sistemini öngörüyor. Böyle olunca farklılıklar, çelişki ve çatışma etkeni olmuyor. Tam tersine birlik ve ortaklığı geliştirme etkenine dönüştürüyor. Bir dayanışma etkenine dönüşüyor. Farklılıklar birbirine karşı düşmanlığı geliştirmiyor, çatışmayı ortaya çıkartmıyor. Tam tersine güç birleştirme, dayanışma, daha çok paylaşma etkeni oluyor. Bu biçimde iktidarın, devletin, onu koruyan hukukun, ekonomik çıkarın ortaya çıkardığı çelişki ve çatışmalar yok oluyor. Yine dil, kültür etkenine dayanan milliyetçi şoven zihniyetin gelişmesi, onun ortaya çıkardığı çelişki ve çatışmaların önü alınabiliyor.

Bu tür farklılıklar kendini üstün gören zihniyet ve siyasetle birleşirse, yine kendi çıkarını başkaları üzerinde hakim kılmak isteyen zihniyet ve siyasetle birleşirse çatışma etkeni oluyorlar. Ama kendini üstün görme ve başkaları üzerinde egemen olma zihniyet ve siyasetiyle değil de, kendisini özgürce örgütleyip yaşatma ve başkalarıyla daha çok paylaşıma girerek güçlenmeyi ortaklaşmada, dayanışmada, paylaşmada gören zihniyet ve siyasetle birleşirse daha fazla gelişme etkeni oluyorlar. Çelişki ve çatışma birbirini yok etme etkeni değil, tam tersine farklılıkların birbirlerini güçlendirme, destekleme, besleme etkeni haline geliyorlar. Bu da hem her bir farklılığın fayda görmesini, gelişme sağlamasını ortaya çıkartıyor, hem de ortaya daha bütünlüklü daha imkanları doğru değerlendiren, geliştiren, toplumun, insanların hizmetine koşan bir yaşam tarzını ve yönetim sistemini ortaya çıkartıyor.

Bu bakımdan demokratik ulus kuramı, çelişki ve çatışma yaratan sorunları giderici özelliğe sahiptir. Eğer doğru uygulanır, geliştirilir, zihniyet ve siyaset olarak esas alınır, hakim kılınırsa, diğer zihniyet ve siyasetlerin, ulusal özellikler altında ortaya çıkarttıkları bir çok çelişki ve çatışma durumunun çözümünü yaratır.

Mevcut ulusal kurumlaşmalar artık eskimiştir, yok olmuştur. Mesela Avrupa Birliğini oluşturan bir hukuk ulusu olarak birçok kurum var. “Demokratik” deniliyor, ama kendi çıkarlarını gözettiği oranda demokrattır. O çıkarlara azıcık dokunuldu mu, demokrasi filan kalmıyor. Avrupa’daki baskı sistemi kadar örgütlenmiş, kurumlaşmış bir baskı sistemi yoktur.

Diğeri ise, “Birleşmiş Milletler” deniliyor. Orada milletlerin birliği diye bir şey yoktur. En katı devletlerin birliği var, çıkarı var. Aslında sadece bir devlet var. Birleşmiş Milletler değil, birleşmiş devletlerdir. Sümer’den başlayan devlet sisteminin tekliğini ifade ediyor. Ondan ötesi 150 ya da 200 şube açılmıştır. O şubeleri koordine eden yönetim olarak da “Güvenlik Konseyi” oluşturuyorlar, onlar yönlendiriyor. Tümüyle devlet çıkarlarıdır. Ulusal toplulukların oraya katılmaları mümkün değildir. Devlet olan katılıyor, o halde oraya katılabilmek için her topluluk devlet olmaya çalışıyor, işte ulus devletçiliği teşvik eden bir kurumdur. Bu kadar ulusal çatışma, boğazlaşma, katliam o sistem üzerinden çıkıyor.

Irak’tan Suriye’ye, İran’a, Türkiye’ye yayılan bu Üçüncü Dünya Savaşının geldiği nokta ortaya çıkardı ki, o sistem sorun çözen değil, sorun yaratan sistemdir. Çelişkileri, çatışmaları ortadan kaldıran değil, tam tersine çelişki ve çatışmayı teşvik eden, yaratan bir sistemdir. Kendi sistemleriyle çelişki ve çatışmayı körüklüyorlar, yaratıyorlar. Ondan sonra da niye bu çatışmalar çıktı diye, çatışan tarafları suçluyorlar. Daha doğrusu halkları suçluyorlar, ezilenleri suçluyorlar, mevcut devletçi sistem birbirlerini destekleyerek toplumlar üzerindeki devletin baskıcı, sömürücü egemenliğini sürdürmeye çalışıyorlar. Böyle bir küresel dayanışma ortaya çıkartılmış durumdadır.

Onun için Birleşmiş Milletler denen şey tümden çürümüştür. Birleşmiş Milletler değil, küresel Demokratik Ulusun ortaya çıkartılması, küresel düzeyde Demokratik Ulus yapılanmasına ulaşmak, dolayısıyla Dünya Demokratik Konfederalizmini hedeflemek olmalıdır. Bu temelde günümüzde hem mevcut çelişki ve çatışmaları körükleyen sistemi ortadan kaldırmak, hem de bu çatışmaları çözerek bütün dillerin, kültürlerin, halkların birbiriyle kardeşçe, kendi özgürlüğü temelinde ve demokratik birliğe dayalı olarak yaşadığı bir dünyaya ulaşmayı hedefleyerek Demokratik Ulus mücadelesini, küresel düzeyde de bu temelde ele alıp bu noktaya kadar vardırmak gerekiyor.