data-nosnippet

Önder Apo “Demokratik Ulus” kavramını geliştirdi ve tanımladı. Ulusal sorunlar ve ulusal çatışmalar için yeni bir çözüm modeli olarak da formüle etti. ‘Ulus’ kavramı tartışmalıdır. Her ne kadar bir toplumsal zemine dayalı olsa da yine de düşünsel kabul etmeyle belirleniyor. Herkesin de düşünsel kabulü aynı değil, farklıdır: ‘Baştan beri insan toplumlarının ulus olarak doğduğunu ve günümüze kadar öyle geldiğini’ düşünen ve söyleyenler var. ‘Uluslaşmanın kapitalizmle birlikte ortaya çıktığını’ söyleyenler var. ‘Sanayi devriminin toplumları uluslaştırdığını’ söyleyenler var. Ulusun, ‘halk topluluklarının gelişim sürecinde bir evre olduğunu’ söyleyenler var. Bu bakımdan tartışmalıdır. Bir de çatışmalıdır.

Günümüzün ulusal çatışmaları, tarihsel geçmişin etnik çatışmalarını ifade ediyor. Etnisite arasındaki çatışmalar oluyor. Klan, kabile topluluklarında nasıldı, bunu tam bilemiyoruz ama onlarda da savaş düzeyinde olmasa da kuşkusuz belli bir çelişki durumu var. Belli düzeyde çatışmalı da oluyor. Fakat esas olan iktidar ve devlet sisteminin ortaya çıkışıyla birlikte bazı etnisiteler adına devlet ve iktidar gelişiminin, diğer etnisitelere dönük saldırıları, çatışmaları biçiminde ortaya çıkıyor. Uluslararası savaş, gerçek anlamda devletlerarası savaştır ya da bir devletin halk topluluklarına, kavim, kabile, klan, aşiret topluluklarına dönük saldırısıdır. Tarih içerisinde bunlar var. En sert savaş ve çatışmalar buradan kaynaklanıyor. Bu durum soykırımlara kadar yol açıyor. Ağır çatışma alanı, boğazlaşma alanı burası oluyor. Öyle basit bir alan değildir.

Ulusların kendi haklarını tayin etmesi

Kuramın esası, ulus tanımında somutlaşmak oluyor. İnsanlık sağı ve soluyla, ulus ile devleti özdeşleştirdiği dönemde “ulusal haklar, ulusların kaderlerini tahin hakkı” biçiminde kavramlar geliştirdi. Özellikle Birinci Dünya Savaşı, küresel kapitalist hegemonya savaşı olduğu kadar, dünyayı paylaşma savaşıydı, egemenlik altına alınamamış toprakların, halkların egemenlik altına alınması savaşıydı. Yeniden paylaşım savaşıydı. Dolayısıyla herkesi içine aldı, ilgilendirdi. Bu çerçevede ulus-devlet sistemi, bilinci, teorisi, istemi gelişim gösterdi. Saldırılar bütün dünyayı egemenlik altına alma amacıyla olunca, “dünyanın dört bir yanında yaşayan halk topluluklarının hakları ya da yaşamları nasıl olacak?” sorusu gündeme geldi. Bu dünya siyasetinde tartışmalı oldu. Sonuçta ulus tanımları üzerinde tartışmalar en çok o dönemde yoğunlaştı. ‘Ulusal haklar’ üzerinde tartışmalar, ‘ulusal haklar’ kavramı öyle bir süreçte gelişti. Amerika’nın kendine göre geliştirdiği ‘ulusal haklar’ tanımlamaları oldu. Buna “Wilson Prensipleri” diyorlardı. Sosyalistler de bu konu üzerinde durdular, bu konuda sosyalist hareket arasında parçalanmaya, düşünce ayrılığına, sonra politik ayrılığa kadar gitti.  

Sonuçta Ekim Devrimi’ni yapan Rus sosyalistlerinin geliştirdiği kavramlar bir dönem etkili oldu. “Ulusların Kendi Haklarını Tayin Etme” kavramı temelinde ‘her ulusun devlet kurma hakkının olduğu’ ABD tarafından da, Ekim Devriminin ortaya çıkardığı Sovyetler Birliği tarafından da bir biçimde kabul edildi. Daha sonra 20. yüzyılın çelişki ve çatışmalarına bu durum damgasını vurdu. Taraflar, ulusal çelişkiler kapsamında bu temelde belli bir çözüm yarattılar, fakat bir yönüyle de birbirlerine karşı mücadelede aslında bu çelişkiyi kullandılar, tümden çözüm durumu olarak da yaklaşmadılar.  

Şimdi ulus tanımı burada daha çok Rus devrimcilerin yaptığı çerçevede kabul gördü, uzun bir dönem hemen herkes bazı eklemeler çıkarmalar yapsa da o tanımlamada anlaştı. Lenin ve Stalin’in geliştirdiği tanımlamalar, “toprak birliği, pazar birliği, dil birliği, tarihsel kültür ve yaşam birliği” gibi bazı boyutlar temelinde geliştirildi. Fakat sorun yaratan ulusla devlet ilişkisi tanımlaması oldu. Önder Apo savunmada, “Devlet amaçlı ulus, ulus amaçlı devlet” diye ifade ediyor. Öyle oldu ki, her ulusa bir devlet olacaksa o zaman devlet kurmak için uluslar türetilmeye, tanımlanmaya yönelim oldu. Diğer yandan ulus oluşturmak üzere devletler kuruldu. Devlet ile ulus özdeşleştirildi. Ağırlıklı sorun buradan ortaya çıktı. O bakımdan tanımlama önemlidir.

Demokratik Ulus çelişkili çözümsüz yaklaşımları aşıyor

Demokratik Ulus kuramı şimdi var olan tanımlamalara yeni bir tanım getiriyor. Son yüz yıl hatta iki yüz yılda yaşanan çelişki ve çatışmalardan çıkan derslerin sonuçlarını içeriyor. Demokratik Ulus kuramı uluslararası çatışmalara, ulus kavramından doğan çelişki ve çatışmalara son vermeyi, bunu bütün ulusal toplulukların özgür demokratik haklarını kullanma, kendi kimlikleriyle özgürce yaşamlarını gerçekleştirme temelinde sağlamayı öngörüyor. Bu bakımdan Demokratik Ulus tanımı önemlidir. Şimdiden de etkili oldu. Önümüzdeki süreçte küresel düzeyde etkinliğini geliştirecek önemli bir çözüm modeli olacağı gözüküyor. Şimdiden sorunları ele alışı ve çözüm üretişi bu düzeyde etkilidir. Hemen herkes biraz da içinde bulunulan çelişki ve çatışmalar nedeniyle çözüm arıyor. Bir boğulma var, çıkışsızlık var, çözümsüzlük var. Demokratik Ulus kavramı ve kuramı aslında bütün bu çelişkili çözümsüz yaklaşımları aşıyor, çözüm üretiyor, çözüm modeli oluyor.

Devlet ve iktidarı ulus ile özdeşleştirmek tehlike yaratıyor. Ulus-devlet ideolojisi bunu öngörüyor ve bir devlet egemenliği altında homojen tek tipleşmiş, tek dil, tek kültür, tek tarih, tek yaşama indirgenmiş bir toplum yaratmayı hedefliyor. Bu aslında faşizmi ifade ediyor. Ulus devletin bu tekçi mantığı günümüzde her alanda faşist diktatörlüklerin ortaya çıkmasına yol açıyor. En ağır dil, kültür, tarih kırımını bu zihniyet ve siyaset yaratıyor. Bu yanlıştır. Devlet, bir egemenlik gücü, bir çıkar şebekesi, bir iktidar biçimidir. Devleti ulus haline getirmek, iktidarla toplum yaşamını bu kadar özdeşleştirmek, bütün toplum yaşam alanlarını iktidara tabi tutmak, çıkar alanı haline getirmek, dolayısıyla toplumsal ahlakı, toplumsal dayanışmayı yok etmek, öldürmek anlamına geliyor.

Önder Apo ulusu, “toplumsal gelişmenin düzeyi” olarak tanımlıyor. Klan, kabile, aşiret, kavim, halk, tarih gelişimi içerisinde oluşmuş milliyet toplulukları var. Hacim olarak büyümek yanında, yaşam alanı bakımından da zenginleşen, çeşitlenen bir gelişmeyi ifade ediyor. Böyle bir toplumsal gelişmenin, büyümenin son evresi, günümüzdeki biçimi olarak ulusu tanımlıyor ve ulus için dil ve kültür ortaklığını, benzerliğini önemsiyor. Fakat Önderlik, “dil önemli olmakla birlikte, mutlak gerekli değildir” diyor. Çünkü bir dili konuşan birçok ulus olabilir. Nitekim toplumsal hareketlilik içerisinde tarih boyunca bu oluşmuştur. Yine “birçok dili konuşan bir ulus da mümkündür” diyor. Alt uluslar biçiminde de tanım getiriyor. Dolayısıyla Demokratik Ulusu, zihniyet ve kültür ortaklığı biçiminde tanımlıyor. “Reel sosyalizmin gerekli gördüğü dil birliği önemli olmakla birlikte mutlak zorunlu değildir. Toprak birliği, vatan önemli, ama o da zorunlu değil, illa bir toprakta birleşmiş bir ulusal birliktelik olmayabilir” diyor ve buna Yahudileri örnek gösteriyor. Pazar birliğini, iktisat birliğini zaten devletle özdeşleştirme olarak tanımlıyor. O bakımdan temel özellik olarak ele alma bakımından birçok ulus tanımlaması var. “Bir devlet egemenliği altında ulus yaratmak” biçiminde devletlerin yarattığı ulusları tanımlıyor. Ulus; “dil, toprak, kültür, iktisadi yaşam, tarih birliği” olarak da tanımlanıyor.

Ulus devlet kültürlerin kırımı demektir

Böylece ‘devlet-ulusu’ demek; tarih içerisinde oluşmuş bütün dil ve kültürlerin kırımı ve soykırımı demektir. Devlet, bir toprak parçası üzerinde egemenlik kurmuşsa, o toprak üzerinde yaşayan, kendi sınırları içerisinde kalan tüm insanları, toplulukları, tek dil, tek kültür, tek tarih biçiminde tam bir faşist baskıyla homojen bir topluluk haline getirmeye yöneliyor. Bu da en ağır faşist baskı ve saldırıdır. Dil ve kültür katliamı böyle yaşanıyor. O bakımdan en tehlikelisi, devlet ile ulusu özdeşleştirmektir. Bir devletin sınırları içerisinde farklı dil ve kültürler haklarını istediği zaman, mücadele ettiklerinde onların haklarından çok aslında devletin güvenliği, hakları öne çıkıyor. Devletler ona sahip çıkıyorlar. İşte Kürdistan’da somut olarak onları yaşıyoruz. PKK’ye karşı devletin şiddet kullanma hakkını kabul ediyor. “Devletin kendi güvenliğini sağlama hakkı var” deniliyor. Devlet ise, kendi ulusal demokratik haklarını arayan, bunun için mücadele eden topluluğu ‘terörist’ ilan ediyor ve suçlu sayıyor. Dolayısıyla sömürgeciliğe, soykırıma bütün devletlerarası sistem ortak ediliyor. Kürdistan’da bu çok daha somuttur. Ama genelde de devlet-ulusu mantığı ve zihniyetinin ortaya çıkardığı sonuç bu oluyor.

Önder Apo, “Bunun yanında başka ulus tanımlamaları da vardır” diyor. Mesela “hukuk ulusu, ekonomik ulus, asker ulus diyebiliriz” diyor. ‘Ekonomik ulus, asker ulus’, bunları güç olarak ifade ediyor. Devlet-ulusunda temel belirleyenlerdir, gücü ifade ediyor. Hukuk ulusunda, hukuk gücü ifade ediyor. Ekonomik ulusta, ekonomi gücü ifade ediyor. Asker zaten güçtür. Dolayısıyla bunlar bir toplumsal dokuya sahip değildir. Tarihsel gelişme içerisinde oluşmuş bir toplumsal şekillenmeden çok devlet, hukuk, ekonomi, ordu gibi gücün yarattığı ulus oluyor. O güç etrafında şekillenen, kendisini güce bağlayan ulus oluyor.

Önderlik, Demokratik Ulusu bunlardan ayırıyor. Bunları zararlı ve tehlikeli buluyor. Demokratik Ulusu ise, “zihniyet ve kültür ortaklığı” olarak tanımlıyor. Üyelerini demokratik özerk kurumlarla birleştiren ve yöneten ulus. Topluluğun, yaşamın yönlendirilmesi için ordu, devlet, ekonomi, hukuk değil de demokratik özerk kurumlar, demokratik özyönetim, Demokratik Ulus yönetimi gerekli ve yeterli görülüyor. Demokratik özerkliğe dayalı, Demokratik Konfederalizm olarak da daha somut tanımlanmış ve ifade edilmiş bulunuyor.

Demokratik ulus olmanın başta gelen koşulu, demokratik özerk yönetime sahip olmaktır. Demokratik özerkliğe dayalı zihniyet ve kültür ortaklığı bir ulusal topluluk haline gelecekse her farklılığın kendisini özgürce örgütlediği, demokratik yönetimde birleştiği bir sistem gereklidir. Demokratik ulusu da sadece bir topluluk olarak görmemek lazım. Yönetimsiz bir topluluk değil, fakat onu yöneten devlet değil, ordu değil, hukuk değildir. Demokratik özerkliğe dayalı Demokratik Konfederalizm, demokratik yönetim oluyor. Devlet olmayan, içinde devlet ve iktidarı, baskıyı ve sömürüyü tanımayan, demokratik özyönetim ile demokratik ulus şekilleniyor.

Önderlik, demokratik ulusun diğer ulus tanımlamalarından farkını ortaya koyuyor. Yahudileri, daha çok reel sosyalizmin ulus tanımlamalarına, yetersizliğine örnek olarak gösteriyor. Örneğin “vatan birliği, pazar birliği” deniliyor, ama Yahudilerin vatan birliği, pazar birliği olmadan da bir ulusal topluluk olarak var olduğunu, zemin bulduğu yerde vatan ve pazar birliğini de kendi içerisinde yarattığını bu geçmiş tarihsel süreç içerisinde gördük. Belirttiğimiz uluslar açısından, devlet ulusu için birçok örnek var. En çok karşımızda olan Ortadoğu’daki durumdur. Türkiye var. Birçok dili, kültürü, ulusal topluluğu tek bir devlet yönetimi altında, devlet-ulusu haline getirmeye çalışıyor. 22 tane Arap devleti var. Bir Arap ulusu 22 devlete bölünmüştür. Devlet-ulus için en somut örnekler bunlardır.

Demokratik ulus hizmeti esas alır

Önderlik, hukuk ulusu olmaya ise daha çok Avrupa Birliğini örnek gösteriyor. “Anayasal vatandaşlık” deniliyor. Türkiye de öyle tanımlıyor ama bu tanımlamayla aslında kendisini biraz ona uydurmaya çalışıyor. Tekçi, ulus-devlet diktatörlüğü, faşizmi baştan sona hakim durumdadır. Ekonomik ulus için Almanya, Japonya, ABD gibi örnekleri veriyor. Ulus-devleti ilk çağın tanrı kralları gibi kendilerini dincilik ve milliyetçilik biçiminde tanrısallığa ulaştırmış güç olarak tanımlıyor. Önderlik, laikliği “Ortaçağ tanrısallığı” olarak tanımlıyor. Devlet ve tanrısallık arasındaki bağa vurgu yapıyor. Bunu birçok düşünür ve sosyal bilimci de tartışıyor. Önderlik, “Ulus-devlet kutsalları esas alır, demokratik ulus hizmeti esas alır” diyor. Demokratik ulusla sorunların çoğunun çözümlenebileceğini ortaya koyuyor.

Devlet, çelişki ve çatışma etkenidir. Ekonomi ve hukuk çelişki ve çatışma etkenleridir. Bunlar ortadan kalkarsa, demokratik ulusu belirleyen etken olarak zihniyet ve kültür ortaklığı olursa, ortaya şu çıkıyor: Aynı yaşam tarzında ortaklaşmış, amaç birliği oluşturmuş, kültürel olarak zenginliği esas almış bir toplum yaşamı. Demokratik ulusun karakteri bu oluyor. O bakımdan kendi içindeki farklılıklardan korkmuyor, onları bir zayıflık etkeni değil, güçlülük ve zenginlik etkeni olarak görüyor. Dili önemsiyor ama zorunlu şart olarak görmüyor. “Demokratik ulusta özerk yönetim, hukuk ulusunda haklar; ulus devlette ise iktidar yönetimi belirleyicidir” diyor. Yani ulus devlette her şeyi elinde tutan iktidar yönetimidir. Hukuk ulusunda haklardır. Hukuki düzenleme, haklar düzenlemesidir. Demokratik ulusta ise özerk yönetimdir. Özerk yönetim, yani her farklılığın kendisini özgürce örgütleyip özyönetime kavuşturma biçimidir. Ama bunun bir de genel demokratik yönetimde, Demokratik Konfederalizmde birleşmesi kaydıyladır. Öyle olmazsa her özerk yönetim ayrı bir parça olur ve ayrılır. Parçalanma doğurur. Burada optimal dengeyi tutturmak önemlidir. Demokratik Konfederalizm sistemi içerisinde birliği esas alan ama her farklılığın da kendi özgünlüğünde özgürce örgütleyip demokratik özyönetimine kavuşturduğu sistem oluyor. Aslında demokratik ulusun belirleyici yönetim sistemi budur.

Demokratik ulus zihniyet ortaklığıdır

İlke olarak şunları belirliyoruz: Toprak birliği gerekli değil, iktisadi yaşam birliği, pazar birliği olmayabilir, gerekli değildir. Dil önemli ama gerekli değildir. Demokratik ulus birçok dili ifade edebilir. Zaten farklılıkları özgürce örgütlü yaşamasını ifade etmesi, aslında onların da dar anlamda birer etnik gruplarsa, ulusal topluluk olarak yaşamalarına izin veriyor. Böylece demokratik ulus aslında birçok ulusal topluluğun yeni bir ulusal çatı altında birleşmesini de ifade ediyor. Ona da açıktır. Önder Apo bunu “alt ulus, üst ulus” olarak da tanımladı ya da demokratik özerk ulusal topluluklar, demokratik ulus olarak öngördü. Burada temel belirleyenler, zihniyet birliği, ortak yaşam birliği, yaşam ölçüsünde ortaklaşıyor. Ahlakı, ideolojisi ortaklaşıyor, birlik oluşturuyor. Kültürel birlik, ortaklık, zihniyet ortaklığı onu ifade ediyor. Demokratik özerkliğe dayalı Demokratik Konfederalizmi yönetim sistemi olarak kabul ediyor, farklılıkları zenginlik olarak görüyor. Her farklılığın kendisini özgürce örgütleyip özyönetimine kavuşturduğu, bunu da demokratik yönetimde, Demokratik Konfederalizm de birleştirdiği bir yönetim sistemini de esas alıyor.

Böyle olunca birçok dil, kültür vb. farklılıklardan doğan çelişki ve çatışmaları ortadan kaldırıyor. Milliyetçiliğin önünü alıyor. Kendi dil, kültürünü başkaları üzerinde hakim kılma zihniyetini ortadan kaldırıyor. Hem her dilin, kültürün, farklılığın kendisini özgürce örgütleyip kendi kendini yönettiği, hem de daha üst bir yönetimde birlik oluşturduğu, dayanışma içerisine girdiği bir toplumsal ve politik yaşam sistemini öngörüyor. Böyle olunca farklılıklar, çelişki ve çatışma etkeni olmuyor. Tam tersine birlik ve ortaklığı geliştirme etkenine dönüştürüyor. Bir dayanışma etkenine dönüşüyor. Farklılıklar birbirine karşı düşmanlığı geliştirmiyor, çatışmayı ortaya çıkartmıyor. Tam tersine güç birleştirme, dayanışma, daha çok paylaşma etkeni oluyor. Bu biçimde iktidarın, devletin, ekonomik çıkarın ortaya çıkardığı çelişki ve çatışmalar yok oluyor.

Dil, kültür etkenine dayanan milliyetçi şoven zihniyetin gelişmesi, onun ortaya çıkardığı çelişki ve çatışmaların önü alınabiliyor. Bu tür farklılıklar kendini üstün gören zihniyet ve siyasetle birleşirse, yine kendi çıkarını başkaları üzerinde hakim kılmak isteyen zihniyet ve siyasetle birleşirse çatışma etkeni oluyorlar. Ama kendini üstün görme ve başkaları üzerinde egemen olma zihniyet ve siyasetiyle değil de kendisini özgürce örgütleyip yaşatma ve başkalarıyla daha çok paylaşıma girerek güçlenmeyi ortaklaşmada, dayanışmada, paylaşmada gören zihniyet ve siyasetle birleşirse daha fazla gelişme etkeni oluyorlar. Çelişki ve çatışma birbirini yok etme etkeni değil, tam tersine farklılıkların birbirlerini güçlendirme, destekleme, besleme etkeni haline geliyorlar. Bu da hem her bir farklılığın fayda görmesini, gelişme sağlamasını ortaya çıkartıyor, hem de ortaya daha bütünlüklü, imkanları daha doğru değerlendiren, geliştiren, toplumun, insanların hizmetine koşan bir yaşam tarzını ve yönetim sistemini ortaya çıkartıyor.

Bu bakımdan demokratik ulus kuramı, çelişki ve çatışma yaratan sorunları giderici özelliğe sahiptir. Eğer doğru uygulanır, geliştirilir, zihniyet ve siyaset olarak esas alınır, hakim kılınırsa diğer zihniyet ve siyasetlerin, ulusal özellikler altında ortaya çıkarttıkları birçok çelişki ve çatışma durumunun çözümünü yaratır. Dikkat edilirse Özgürlük Hareketi hiç kimsenin, hiçbir örgütün 21. yüzyıl başı gibi çıkar, çelişki ve çatışmaların çok yoğun olduğu, milliyetçiliğin çok fazla geliştiği, etnik çatışmaların neredeyse bütün dünyayı kapsadığı, insanlığın paramparça olduğu dünya durumunda; tüm dilleri, dinleri, kültürleri kendi içerisinde yeni bir zihniyetle toplayan, birleştiren bir hareket olma özelliği kazanmış bulunuyor.

Bu doğru anlaşılırsa, bunun toplum alanına taşırılma modeli olan Demokratik Konfederalizm doğru uygulanırsa işte o zaman gerçekten de “Dünya Demokratik Konfederalizmine” kadar gitmeyi sağlayacak, neredeyse insanlığı bir Demokratik Ulus çatısı altında birleştirecek bir düzey ortaya çıkabilir. Mevcut ulusal kurumlaşmalar bu anlamda artık eskimiştir, yok olmuştur. Mesela Avrupa Birliğini oluşturan bir hukuk ulusu olarak birçok kurum var. “Demokratik” deniliyor ama kendi çıkarlarını gözettiği oranda demokrattır. O çıkarlara azıcık dokunuldu mu demokrasi filan kalmıyor. Avrupa’daki baskı sistemi kadar örgütlenmiş, kurumlaşmış bir baskı sistemi yoktur. Kendi çıkarına dokunmadığı, ona hizmet ettiği oranda bu böyledir. Ama onların çıkarına biraz dokundun mu, birisi ‘ben de varım, benim de haklarım var’ dediğinde ya da o haklar, hukuksal sistem haline gelmiş çıkarlarına biraz dokunduğu zaman kıyamet kopuyor. Orada demokrasi, insan hakları, hukuk, hiçbir şey kalmıyor. En sert baskı sistemi açığa çıkıyor.

BM ulus devletçiliği teşvik ediyor

Diğeri ise, Birleşmiş Milletler’dir. Orada milletlerin birliği diye bir şey yoktur. En katı devletlerin birliği var, çıkarı var. Bu durum Önder Apo’yu doğruluyor. Aslında sadece bir devlet var. Birleşmiş Milletler değil, birleşmiş devletlerdir. Sümer’den başlayan devlet sisteminin tekliğini ifade ediyor. Ondan ötesi 150 ya da 200 şube açılmıştır. O şubeleri koordine eden yönetim olarak da “Güvenlik Konseyi” oluşturuyorlar, onlar yönlendiriyor. Tümüyle devlet çıkarlarıdır. Ulusal toplulukların oraya katılmaları mümkün değildir. Devlet olan katılıyor, o halde oraya katılabilmek için her topluluk devlet olmaya çalışıyor, işte ulus devletçiliği teşvik eden bir kurumdur. Bu kadar ulusal çatışma, boğazlaşma, katliam o sistem üzerinden çıkıyor.

Ortadoğu’daki savaş, Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Türkiye’ye yayılan bu 3. Dünya Savaşının geldiği nokta ortaya çıkardı ki o sistem sorun çözen sistem değil, sorun yaratan sistemdir. Çelişkileri, çatışmaları ortadan kaldıran değil tam tersine çelişki ve çatışmayı teşvik eden, yaratan bir sistemdir. Kendi sistemleriyle çelişki ve çatışmayı körüklüyorlar, yaratıyorlar. Ondan sonra da niye bu çatışmalar çıktı diye çatışan tarafları suçluyorlar. Daha doğrusu halkları suçluyorlar, ezilenleri suçluyorlar, mevcut devletçi sistem birbirlerini destekleyerek toplumlar üzerindeki devletin baskıcı, sömürücü egemenliğini sürdürmeye çalışıyorlar. Böyle bir küresel dayanışma ortaya çıkartılmış durumdadır.

Onun için de artık Avrupa Birliği de yürümez, Avrupa hukukunun da yürüyeceği yok, Birleşmiş Milletler denen şey tümden çürümüştür. Birleşmiş Milletler değil, küresel Demokratik Ulusun ortaya çıkartılması, küresel düzeyde Demokratik Ulus yapılanmasına ulaşmak, dolayısıyla Dünya Demokratik Konfederalizmini hedeflemek olmalıdır. Bu temelde günümüzde hem mevcut çelişki ve çatışmaları körükleyen sistemi ortadan kaldırmak, hem de bu çatışmaları çözerek bütün dillerin, kültürlerin, halkların birbiriyle kardeşçe kendi özgürlüğü temelinde ve demokratik birliğe dayalı olarak yaşadığı bir dünyaya ulaşmayı hedefleyerek Demokratik Ulus mücadelesini küresel düzeyde de bu temelde ele alıp bu noktaya kadar vardırmak gerekiyor.