data-nosnippet

Son olarak kapitalist modernite sisteminin İran saldırısıyla birlikte Sykes-Picot sisteminin çöktüğü ve buradan geriye de dönülemeyeceği görülebiliyor. Böylelikle somut olarak Ortadoğu’da üç siyasi çizginin mücadelesi daha belirgin hale gelmiş bulunuyor. Biri İngiltere’nin başını çektiği eski ulus-devlet statükosu oluyor. İkincisi, İran rejiminin de sürdürdüğü klasik ulus-devlet statükosu var. Üçüncüsü ise saldıran eğilim, küresel sermaye saldırısı ABD-İsrail eğilimi oluyor. Yeni bir hegemonya oluşturularak Sykes-Picot sistemini değiştirmek istiyorlar. Fakat yerine getireceği de neo-liberalizmin yarattığı sistemden çok farklı olmayacaktır. Daha vahşi, daha otoriter, daha saldırgan bir kapitalizm olacaktır. O nedenle de bu saldırı demokratikleşme yönünde değil, aksine tam tersi yönündedir.

Dördüncü çizgi ise demokratik çözüm, demokratik entegrasyon çizgisi, Demokratik Ortadoğu Birliği oluyor. Bu dört strateji mücadele halindedir. Savaşın ortaya çıkartacağı imkanların, fırsatların elbette dikkatlice takip edilip ustaca değerlendirilmesi lazım.

ABD-İsrail Ortadoğu’da tek hegemon olmak istiyor

ABD-İsrail-İran savaşında İngiltere’nin ABD ile çelişkilerinin ortaya çıktığı görülebiliyor. İlk defa İran savaşında bu durum açıklık kazanmış durumdadır. İngiltere ABD’nin istediği desteği vermedi. Elbette eski statükonun değişmesini İngiltere de istiyor, öyle tümden aynısı sürsün istemiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki ABD-İsrail tümden değiştirmek istiyor, İngiltere ise bu tümden değişime karşı gibi gözüküyor. Bir de ABD-İsrail bölgede kendi hegemonyalarını geliştirmek istiyorlar. Bunu da NATO ortaklarıyla, daha önce dünya sistemini yaratan İngiltere ile paylaşmak istemiyorlar. İran savaşında ittifak yaratmadılar. Bu savaş tümden ittifak güçlere dayanmıyor. Kendilerinin teknik-silah güçlerini öne çıkarıyorlar ve herkes bize boyun eğecek diyorlar. Belli ki İngiltere bu tutumdan rahatsızdır. İspanya zaten karşı olduğunu açıkça ifade ediyor. Almanya kısmen destek verse de Almanya’nın bu tutumu yoğun tartışmaları da beraberinde getirdi. Fransa hem destek veriyor gibi oluyor hem de İran Cumhurbaşkanı ile görüşmelerini sürdürüyor. Öyle anlaşılıyor ki bu karmaşıklık içerisinde Macron ikili oynuyor. Gazze savaşında daha fazla birlikleri vardı, İran savaşında aynı değildir.

Bölgede eski statükonun süremeyeceği, değişeceği güçlü bir olasılıktır. Fakat oluşturulmak istenen yeni dizaynın çok daha tehlikeli olduğunu da tahmin etmek zor değildir. İran savaşı yeni ortaya çıkmadı. Bazıları İran savaşı yeni başlamış gibi yaklaştılar. Geçen sene Haziran ayında da böyle savaş oldu. 35 yıldır Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı yaşanıyor. Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra Körfez Savaşıyla başladı. Saddam Hüseyin yönetiminin Kuveyt’i işgaliyle birlikte başlayan bir 3. Dünya Savaşı süreci var. 3. Dünya Savaşı denilen süreç o zaman başladı. ABD ‘Yeni Dünya Stratejisi’ni o zaman oluşturdu. Bunun için öncelikle Ortadoğu’da hegemonyayı sağlamak gerekiyordu. Onu da yeni bir enerji yolu planı üzerinden geliştirmeyi öngördü. Böylece İngiltere-Fransa’nın 1. Dünya Savaşındaki galibiyetle şekillendirdiği Ortadoğu’nun ulus-devlet statükosunun Türkiye ve İran’a dayalı bölge hegemonyasını kırıp, bölgede İbrahimi anlaşma ile daha çok Suudi, Mısır ve İsrail hegemonyasına dayanan ve ulusüstü sermayenin daha serbest ve hızlı dolaşabilmesi, kârı azami artırabilmesini öngören bir yapılanma yaratmak istiyorlar. ABD 36 senedir bu temelde planlı politika yürütüyor. Bu plan cumhuriyetçi ya da demokrat partinin planı değildir, kapitalist modernite sisteminin 2. Dünya Savaşından sonra önderliğini üstlenen Amerika Birleşik Devletleri’nin planıdır. Sovyetler Birliğine karşı mücadelede ABD bunu NATO ile yürütmeye çalıştı. Ama şimdi, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşı açığa çıkardı ki ABD-İsrail bunu birlikte yürütüyor. ABD küresel hegemon olmak istiyor. Bunu kimseyle ortaklaştırmak istemezken, İsrail’i de bölgesel hegemon güç yapmak istiyor. Bir teknik üstünlük ele geçirdiler.

ABD, bu teknik seviyeye ulaşmak için 1980’de bir plan hazırladı. Başkan Reagan’ın ‘Yıldız Savaşları’ olarak bilinen projesine karşı koymaya çalışan Sovyetler Birliği, bu plana karşılık vermeye çalışsa da sonunda pes etmek zorunda kaldı. O planlama şimdi hayata geçiyor. Diğer güçlerde bu teknik düzey yoktur. Belli ki İngiltere’ye, Fransa’ya, Avrupa’ya bu teknik düzey verilmemiştir. Rusya ve Çin de henüz yaratabilmiş değildir. Daha çok yapay zekayı kullanıyor, akıllı füzelerle vuruyor. ‘Biz güçlüyüz silahın gücüyle her şeyi yaparız, herkes bize biat edecek’ diyerek karşısındakini ezmek istiyor, bir kısmını da geriletmek istiyor.

İş öyle bir noktaya vardı ki ABD, İngiltere ile bile görüş ayrılığına düştü. Bu oldukça ciddi bir durumdur; çünkü mevcut dünya sistemini İngiltere kurmuştur. ‘Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk’ bir İngiliz imparatorluğuydu ve ABD bu sistemi onlardan devraldı. Eğer şimdi İngiltere ile çelişkiye düşülüyorsa, sistemin kendi iç çelişkileri artıyor demektir.

Ukrayna savaşını ABD çıkardı

Avrupa bir dönem NATO’yu ABD ile tartışmaya açarak bu sorunu aşmak istedi; Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye yöneldi. Bu süreçte Çin, ‘Bir Kuşak Bir Yol’ adıyla yeni enerji ve ticaret hatları planladı. ABD bu projeyi tehlikeli buldu; bunu Ortadoğu’da kurmak istediği yeni bölgesel ve küresel hegemonyasına bir tehdit olarak gördü. Bunu engellemek için Ukrayna savaşını kışkırttılar. Aslında Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki süreçlerle bu derece bağlantılı bir savaştır.

Ukrayna savaşını Putin değil, arka plandaki hamleleriyle ABD çıkardı. Rusya’yı hamle yapmaya zorlayarak askeri gücünü açığa çıkarmasını sağladılar ve onu zayıflattılar. Daha da önemlisi, Çin’in ‘Bir Kuşak Bir Yol’ projesini boşa çıkardılar. O proje; Rusya üzerinden, Karadeniz’in kuzeyinden ve Ukrayna’dan geçerek Avrupa ve İngiltere’ye uzanan esas enerji yoluydu. Çin, Rusya ve Avrupa’nın ortak güzergâhıydı; ancak Ukrayna savaşıyla bu proje sabote edildi.

Bunun yerine, Körfez Savaşı’ndan bu yana hazırlanan; Hindistan’dan başlayıp Körfez, İsrail ve Doğu Akdeniz üzerinden Yunanistan’a giden alternatif yol projesi konuluyor. Ukrayna savaşı sayesinde ABD’nin desteklediği bu enerji yolu alternatifsiz kaldı. Ayrıca Avrupa’nın Rusya ve Çin ile olan ekonomik bağlarını kopardılar. Savaştan önce Almanya’nın doğalgaz ihtiyacının yüzde kırkı bu hat üzerinden sağlanıyordu; şimdi ise bunu sıfıra indirmek istiyorlar. Böylece ABD bir yandan Avrupa’yı Rusya ve Çin’den ekonomik olarak kopardı, diğer yandan ‘güvenlik tehdidi’ algısını kullanarak İsveç’i bile yetmiş yıl sonra NATO’ya dahil etti ve Avrupa’yı tamamen kendi şemsiyesi altına aldı.

Ukrayna savaşı projesi çok önemli bir projeydi. ABD hedeflediğini Ukrayna savaşıyla başardı. Avrupa çok geriye düştü. Gazze’den itibaren İran’a kadar savaş gelince biraz daha bunun farkına vardılar, İngiltere bile durumun öyle Ukrayna savaşında söylendiği gibi olmadığı, ABD’nin başka hesaplar içerisinde olduğunu görüyor. İngiltere, Avrupa çok geriye düştüler. ABD ile yeniden ilişkileri nasıl düzenleyecekler hala net bir şey yoktur.  Öyle anlaşılıyor ki sıra Türkiye’ye geldiğinde karışıklık o zaman çıkacaktır. Türkiye sorun olursa nasıl ki iki dünya savaşında İngiltere ve Almanya karşı karşıya geldiyse; aynı biçimde bu seferde Almanya ile ABD karşı karşıya gelebilir. Çünkü Türkiye üzerinde her ikisinin de ekonomik çıkarı çok fazladır. Bir rekabet var. Türkiye ikisinden de vaz geçemedi, Almanya ile 1. Dünya Savaşı öncesinden de daha sonra da ikili anlaşmalarla ticari ilişkilerini geliştirdi. ABD ile de 2. Dünya Savaşından sonra NATO’ya giriş ile birlikte ikili ilişkiler geliştirdi. Türkiye, Almanya ve Amerika tarafından paylaşılmış denilebilir. Diğer güçler de var ama bunlar çok daha etkilidirler. Türkiye üzerindeki ekonomik çıkar savaşı İran’dan çok daha fazla olacaktır.

İran savaşı en çok Türkiye’yi korkutuyor

İran üzerindeki savaş ile Hürmüz Boğazını etkilemesini azaltmak istiyorlar, çünkü İran Hürmüz’ü denetlediği oranda enerji yoluna tehdit oluşturuyor. Biraz kuzeyden Zengezur Boğazından Türkiye’ye yedek bir hat açtılar, İran’ın orayı bozma çabalarını engellediler. Suriye-Lübnan üzerinden Doğu Akdeniz’de güvensizlik yaratıyordu, onu da kırdılar. Yoksa ABD ve İsrail’in İran ile bir çelişkisi yoktu. Ortadoğu’da İsrail hegemonyasını İran’a kabul ettirecekler, belki de bu rejimden önce, 1979 öncesi İran Şahı ile İsrail nasıl birlikte idiyse yeniden İsrail ve İran’ın bir olduğu bir düzeyi ortaya çıkarmak da isteyecekler. İran buna kapalı değildir. Bu sistem İran’ı iki dünya savaşında da bölmedi, Şahlığı ayakta tuttular, korudular. İngiltere korudu, şimdi de koruyor. Onu İsrail üzerinden ABD devralacak. Bu rejim değişikliğini yapabilirlerse, kendilerine bağlı duruma getirirlerse ona yol açacaklar.

Bu kadar savaştan sonra bu olmaz denilmemelidir. ABD, Vietnam’da savaştı, dünya Vietnam savaşını örnek aldı, şimdi ABD’nin Asya’daki bir numaralı uşağı Vietnam’dır. Her işini Vietnam ile yapıyor. Bu kadar savaşıyorlar, anlaşamazlar diye bir şey yoktur. Yönetim politikaları değişti mi bu olabiliyor. Devletçi sistemler birbirlerine böyle bağlanabiliyorlar. Bu bakımdan Türkiye korkuyor, İran savaşı en çok Türkiye’yi korkutuyor. İran’ı Hüzmüz’ü ve Doğu Akdeniz’i etkileyemez hale getirirlerse İran ile çelişkileri de bitebilir.

Şimdi Hizbullah’ı darbeliyorlar, Suriye’deki etkisini kırdılar. Irak’taki Haşdi Şabi var. Son günlerde İran savaşının, Arap bölgelerinde yoğunlaşacağını da söyleyenler var. Böylelikle İran’ın körfez üzerindeki etkinliğini azaltmak için çalışacaklar. Trump ‘İran Ortadoğu’nun kabadayısı olmuş’ diyor. Evet bunu kırmak istiyorlar. Bölgede birinci güç değil ikinci güç haline getirmek isteyecekler, güvence için de Körfez üzerindeki etkisini en aza indirecekler.

Her şeyin arkasında kapitalizm var

İran’da savaş olursa sanki Türkiye’de savaş olmazmış gibi düşünenler var. Fakat Türkiye’de savaş olsa dünya birbirine girer, bütün silahlar kullanılır, herkes birbirine girer. O nedenle Türkiye’de savaş ihtimali en az ihtimaldir. Evet Türkiye’de siyasi-askeri çatışmanın çokça olacağı da güçlü bir olasılıktır. O boyutta çelişkiler derinleşecek. Herkes var olan etkinliğini kullanacak, bütün devletler zaten Türkiye üzerinde etkilidirler. NATO üzerinden herkes bir egemenlik ve etkinlik kurmuştur. Savaş yapılan güç İran’dır. İran askeri anlamda savaşın doruğu denilebilir. Dünya savaşının sona ermesi değil ama askeri boyutunun zirve yapması olarak ifade edilebilir. Bu savaşın tarafları biliniyor, ABD ve İsrail’de somutlaşmıştır. 1. Dünya Savaşı’nın galiplerini bir kenara koymuşlar. Ulusüstü sermaye, ulus devletlerin aşırı gümrük kurallarından rahatsız. Çünkü sınırları açıp kapayan gümrük kapıları sermayenin hareketini sınırlandırıyor, o da azami kârı azaltıyor, onu değiştirmek istiyorlar. Irak’ı vurdular, Suriye’yi düzenliyorlar, Kuzey Afrika’daki -Mısır dahil- yeni devlet yönetimleri kurdular, ama devlet var mı yok mu belli değil, şekillenmiyor. Serbest pazara sermaye akışını on derece açık hale getirmek istiyorlar. Her şeyin arkasında ekonomik kazanç var, kapitalizm var.

Önder Apo Körfez Savaşıyla başlayan süreçte tanımladı. Ulusüstü sermayeyle ulus-devlet statükoculuğu arasındaki çatışmayı değerlendirdi. Türkiye, İran, Arap milliyetçi devletler statükoyu temsil ediyorlardı. Rusya’yı Ukrayna savaşıyla zayıflattılar. Çin biraz eski statükoculuğu temsil ediyor, şimdi ise ucu İngiltere’ye kadar uzanıyor. Bunlar ulus-devlet sisteminin olduğu gibi sürmesinden yanalar, değişikliğe karşılar, varlıklarını ona bağlamışlardır. Aslında ulus-devlet oldukları için de toplumsal bir zemine dayanmıyorlar, birçok çelişkinin üzerine oturmuşlardır. Türkiye’de dahil değişime açık değiller, çünkü ufak bir şey değiştirilmek istenirse eski yapılanmanın hepsi gidecektir. Anadolu, Mezopotamya üzerinde bu kadar soykırım uyguladılar, bundan dolayı kaybetme korkusu yaşıyorlar, yıkılırız diyorlar. Bu temelde hem çok katılar, değişime açık değiller hem de çok kırılganlar. 

Demokratik Entegrasyon

Önderlik bu savaşı ve Ortadoğu’nun rolünü en geniş olarak Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa adlı savunmalarında değerlendirdi. Dahası Önderlik yeni paradigmayla da değil, eski paradigmayla da tanımlamıştı. Sonuçta çözüm olasılıkları olarak saldırılanlar zafer kazanabilirler, bu bir olasılıktır. Fakat tümden yenilebilirler de. Buna karşı devrimler gelişebilir, zafer kazanabilir, bu da bir olasılıktır. Fakat sonuçta dördüncü ve en güçlü olasılık olarak ise ara bir çözüm, bir uzlaşma ve ittifak ortaya çıkabilir. Hiçbirinin dediği olmaz, hepsi bir ara çözümde uzlaşabilir. Dolayısıyla Özgürlük Hareketi eski paradigmada da bu çatışmanın bir tarafı değildi, üçüncü siyasi çizgiyi öyle tanımladı. Küresel sermaye ile ulus-devlet savaşında iki tarafta da yer almamak, üçüncü taraf olmak. Üçüncü bir strateji olarak da buna ‘Demokratik Ortadoğu Birliği’ ‘Demokratik Çözüm Stratejisi’ dedi, şimdi de ‘Demokratik Entegrasyon’ diyor. Bu çerçevede herkesle taktik ilişki kurulabileceğini, ama stratejik olarak savaşan taraflarla ittifak olunmayacağını belirtiyor.

Mevcut durumda İran’ın Şii Hilalini kırdılar, aslında ABD böyle bir savaşı yürütürken İran boşluklardan yararlanarak bir düzey yakalamıştı, şimdi bunu İran’a ödetiyorlar. Sanki biraz ABD-İsrail planlaması başarısız kaldı gibi gözüküyor, zafer kazandırtmadı. Trump ‘İran askeri olarak yenildi’ diyor ama durmadan bunu söylüyor, gerçek öyleyse bunu sürekli söylemesine gerek yok ki, eğer öyleyse zaten herkes durumun öyle olduğunu anlayacaktır. Gelişmeler gösteriyor ki, durum Trump’ın söylediği değildir, bu yüzden sürekli İran’ın yenildiğini söylüyor. Kendini buna inandırmaya ve herkese de bunu kabul ettirmeye çalışıyor. Önce dört günlük savaş olacak, dört günde savaş bitecek dediler. Dört günde sonuç alacaklarını umut ediyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki Hamaney’i vurmayı göze almışlardı, önceki saldırıda bunu göze alamadılar. Çünkü birçok çevre onlara “Hamaney’i öldürürseniz İran dağılır” diyordu. Sanki bu çevreler de ABD’yi ve İsrail’i yanılttı. Hamaney vurulunca sistem dağılacak, toplum ayaklanacak, sorun çözülecekti. O temelde Hamaney’i vurdular, fakat bekledikleri dağılma olmadı. Mevcut durumda darbeler vurdular. Fakat İran rejimi dağılmadı, kendisini yeniliyor, tedbir geliştirmeye çalışıyor. Rejim mevcut haliyle devam ediyor. Görülüyor ki bu gerginlik, çatışma durumu sürdükçe İran teslim olmayacaktır.

Kürt-Türk çatışması devam etsin istiyorlar

Önümüzdeki süreçte neler olabilir? Uzlaşmaya gidebilirler, savaşı durdurup geri çekebilirler. Körfezdeki denetimi daha fazla sağlayarak İran ile savaşı durdurabilirler. Öyle olursa savaş durur, dışarıdan saldırı olmazsa içteki sorunlar ortaya çıkabilir, rejim denetimi kaybedebilir, halkın rahatsızlığı eyleme dönüşebilir, yoksa bu gerginlik ve savaş ortamında hiç kimse mevcut rejimi yıkmak için ayağa kalkamayacaktır. Çünkü ayağa kalkan kazanamaz. Savaşın bir durumu da böyledir. Görüşmeler adı altında savaşı da durdurabilirler, arabuluculuk etmek isteyenler çıkabilir. İran zaten ona açıktır. Şu an savaş yayılmış durumdadır. Irak da savaş alanı oluyor. Irak daha fazla hedeftedir, körfezdeki Arap ülkelerini İran hedefliyor. İran’ın İsrail karşısındaki direnci kırılırsa İsrail karşısında sadece Türkiye kalıyor. İsrail’i bir bütün olarak karşısına alamıyor, belki İran’daki gibi savaş olmayacak ama bu savaşın neticelenmesi Türkiye’de olacak, böylece Ortadoğu’da yeni bir sistem Türkiye üzerinden kurulacak. Türkiye’de değişmemek için bu kadar direnç varsa, bunun arkasında bir sürü ajan güç var. Arap sermayesine bağlı, İsrail sermayesine bağlı, ABD ve Avrupa sermayesine bağlı güçler var, Türkiye’nin bu durumda kalmasından çıkar elde ediyorlar. Kürt sorununu çözümsüz ve Türkiye’yi faşist diktatörlük halinde tutmak istiyorlar. Çünkü oradan besleniyorlar, onlar engelliyorlar. Bu güçler yönlendiriyorlar, Kürt-Türk çatışması devam etsin, demokratik uzlaşma olmasın, çünkü uzlaşma olursa kaybedeceklerini düşünüyor ve korkuyorlar. Türkiye’de mücadele şimdi bu düzeyde sürüyor. Türkiye’de barış ve demokratik toplum sürecinin gelişmesinin karakteri bu düzeydedir.