Newroz’la özdeşleşmiş Kürt Halk Gerçeği
Mart ayı kahramanlıklarla dolu bir ay oluyor. Tüm zamanların en görkemli, en geniş katılımlı, en coşkulu ve direngen Newroz’u yaşandı. Her alanda özgürlük ve demokrasi sloganları yükseldi. Bu Newroz ile birlikte Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü milyonlarca insanın talebine somut olarak dönüştüğü gibi, 8 Mart coşkusu ile dünyanın dört bir yanında yakılan Newroz ateşleriyle doruğa ulaştı. Tüm zamanların en görkemli, coşkulu, direngen ve büyük umutlar yeşerten bir Newroz’a dönüştü ve her zamankinden daha fazla aydınlatıcı ve kazanım yaratıcı oldu.
Newroz insanlık tarihinin yaşayan en eski özgürlük bayramı, dolayısıyla insanlığın en güçlü özgürlük bilinci olduğunu biliyoruz. Kürt halkı açısından da Newroz özgürce var olma ve yaşama iradesini temsil ediyor. Kürt halkı Newroz’la her zaman yeni bir başlangıç yapıyor. Bunun için de Newroz’u bir yeni gün, yeni bir yıla giriş, bahara açılış ve yeni bir yaşama yürüyüş bilinci ve iradesi olarak ele alıyor, bu temelde tarihsel olarak Newroz’la özdeşleşmiş bir Kürt Halk Gerçeği ortaya çıkmış bulunuyor.
Newroz özgürlük bilincinin Önderlik gerçeğiyle yeniden doğduğu, daha derinlikli ve bütünlüklü bir anlam kazandığı ve bir özgürlük çizgisi haline geldiği rahatlıkla görülebiliyor. Söz konusu özgürlük çizgisinin de Mazlum Doğan gerçeğiyle ete kemiğe büründüğü ve bir direniş gerçeği haline geldiği şimdi çok daha iyi anlaşılıyor. Böyle bir özgürlük bilinci ve direniş ruhuyla yarım asırlık özgürlük mücadelesiyle Kürt halkının yeniden dirildiğini, ulusal diriliş devrimini başardığını, halkların özgürlük mücadelesine öncülük eden bir konuma ulaştığını, ‘Newrozlaşan Halk’ haline geldiğini görüyoruz.
2026 Newroz’u umutlu ve güçlü kutlandı
Çok açık ki her Newroz özgürlük ruhunu, bilincini yeniliyor ve özgürlük iradesini pekiştiriyor. Her Newroz ile yeni bir yıla girildiği gibi özgürlük ve demokrasi mücadelesini çok daha bilinçli ve güçlü yürütmeyi pekiştirdiği kesindir. Her Newroz ile coşku, heyecan güçleniyor, cesaret ve fedakârlık büyüyor. Her Newroz yol gösteren yeni kahramanlıkları ortaya çıkartıyor. Böylece Newrozlaşan bir halk, Newrozlaşan bir hareket, Newroz ateşlerinde pişen bir mücadele haline gelmiş bulunuyor.
Bu temelde 2026 Newroz’u da tarihsel anlamına en uygun bir biçimde yaşanmış ve en görkemli özgürlük yürüyüşü olmuştur. Böylelikle Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını sağlatacak önemli tarihi bir mesaj vermiştir.
Bu yılki Newroz Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu hamle içinde kutlandı. Kuşkusuz elli yılı aşan özgürlük mücadelesi boyunca her Newroz yılında yeni ve daha büyük mücadeleler yürütüldü ve kazanımlar elde edildi. Her yıl yeni mücadelelere sahne oldu. Şimdi 2026 Newroz’u çok daha coşkulu, umutlu ve güçlü kutlandı. Bu Newroz Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasını istedi. Kürdistan’ın özgürlüğünü, Türkiye’nin demokratikleşmesini, Ortadoğu’da demokrasinin önünün açılmasını haykırdı. Kürdistan’ın her tarafına ve dünyanın dört bir yanına yayılarak doruğa ulaştı.
Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük Newroz’u olarak yaşandı. Önümüzdeki süreç açısından umutlarımızı, iddiamızı, irademizi çok daha güçlü kılan bir Newroz oldu. Dört parça Kürdistan’da, dünyanın dört bir yanında Kürt halkı, kadınlar, gençler, işçi-emekçiler, tüm ezilenler meydanları doldurdu. Büyük bir umut ve coşku ile Newroz kutlaması yapıldı. Talepler, sloganlar son derece net olarak verildi.
Bazı çevreler Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son bir yılı aşkındır geliştirdiği süreci ‘toplum nasıl karşılıyor?’ ya da ‘Toplum bu sürece anlam veremiyor, kaygılıdır’ diyenlere net cevap verdi. Gerçekten de bir kez daha Kürt halkı net tutumunu ortaya koydu, kararını verdi. Bir referandum daha yaptı ve her zamankinden daha fazla tutumunun özgürlükten yana olduğunu, Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın etrafında birleştiğini, her türlü zorluğa, engele karşı özgürlük için en büyük cesaret ve fedakârlıkla mücadele edeceğini net bir biçimde gösterdi. Bu sonucun farklı bir biçimde gösterilmesini hiçbir şey değiştiremeyecektir.
O halde böyle bir sonuç kuşkusuz önümüzdeki sürecin siyasetlerini şu veya bu düzeyde etkileyecektir. En azından yeniden düşünmeye, Newroz’da ortaya konan özgürlük iradesini anlamaya, mümkünse ona biraz saygılı yaklaşmaya yöneltebilecektir. Çok açık ki bundan sonra kadınlar, gençler, halk, Kürt halkının dostları mücadeleye Newroz’un ortaya çıkardığı büyük irade, direnme ruhu ve umuduyla, onun coşku ve heyecanıyla daha çok sarılacak, daha fazla mücadele edecek, daha çok seferber olacak, daha cesur ve fedakâr davranacakları kesindir.
Bir de 2026 Newroz’u bütün psikolojik engelleri, maddi-manevi engelleri yıkan bir Newroz oldu. Her türlü karamsarlığı, kötümserliği, iradesizliği, umutsuzluğu, tereddüttü ortadan kaldıran, yok eden bir Newroz oldu.
Böyle bir duruma nasıl ulaşıldı? Kuşkusuz en zor ortamlarda, en ağır saldırılar karşısında umutsuzluğa, karamsarlığa, tereddütte düşmeden, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak büyük bir cesaret ve fedakârlık gösterme temelinde sabırla, inatla, iradeyle yürütülen mücadele sonucunda böyle bir düzey ortaya çıkartıldı. İmralı’da tarihte eşi görülmeyen baskı ve işkencenin bu ağırlaştırılmış tecrit temelinde sürdürülmesine karşı, her türlü zorluğu göğüsleyen Halk Önderi Abdullah Öcalan, hareket, halk olarak gösterilen kararlı duruş, büyük direniş, cesaret ve fedakârlık bunu yarattı. Baskılar karşısında ürkmeyen, korkmayan, yılmayan, tehditler karşısında geri adım atmayan, tersine bunları özgürlük amacında daha çok bilenmenin zemini yapan tutum bu gelişme düzeyini ortaya çıkardı. Bunlar temelinde gelişen büyük mücadele buna yol açtı. Her türlü baskı, terör, tutuklamaya rağmen kadınların, gençliğin, halkın baş eğmez direnişleri, tutumları böyle bir düzeyin ortaya çıkmasının temellerini oluşturdu.
2026 Newroz’u 3. Dünya Savaşının zirveleştiği bir süreçte kutlandı
Çok açık ki burada çatışan mevcut tarafların gücü siyasi ve askeri varlıklarından gelmemektedir. Daha çok teknik güçlerinden ve liberalizm ideolojisinden kaynaklanmaktadır. Kapitalist modernitenin bireyciliği geliştiren liberalizm ideolojisi insanların beynine hücum etmektedir ve zihniyet kırımını yaratmaktadır. Böylece insanları fiziki olarak yaşayan ama düşünce olarak asimile olmuşluğu, ölmüşlüğü temsil eden bir duruma getirmek istiyor. Bu da bölge halklarının ilkçağ köleciliğinden çok daha ağır bir köleciliğe itiyor. Hâlbuki ilkçağda köleler zorla köleleştirilirlerdi, zorla kölecilik altında tutulurlardı, zincire vurularak çalıştırılırlardı, fırsat bulduklarında da bu zincirleri kırarlar ve isyana kalkarlardı. İnsanlık değerlerini, demokrasiyi temsil eden temel ölçülerden bir tanesi bu kölelerin özgürlük için isyanları ve direnişleri olmuştu. Kölelerin direniş öncülüğü olarak Spartaküsler bu temelde insanlığın bilincine kazınmıştı. Oysa kapitalist modernitenin ortaya çıkardığı yeni modern kölecilikte insanlar zorla köleleştirilmiyor, zorla kölecilik altında tutulmuyor, tersine beyinleri yıkanarak, beyinsizleştirilerek, zihniyet kırımına uğratılarak, farenin kediye koşması gibi celladına koşan, celladın yarattığı sahte cennette yaşayabileceğini sanan bir düşüncesizliğe getirilmişliği ifade ediyor. Yani ‘gönüllü kölelik ve efendiye koşma’ biçiminde ortaya çıkıyor.
Aslında küresel düzeyde hem sermaye egemenliği ve hem de ulus-devlet statükoculuğu biçiminde yaşanan egemenliklerin ve çatışmaların gücü, siyasi-askeri marifetlerinden çok, ortaya çıkarttıkları bu zihniyet kırımına, düşüncesizleştirme hareketine dayanıyor. Bu nedenle öncelikle söz konusu çatışmayı anlamak, böyle bir çatışma içerisinde doğru olanı görmek, baskıcı ve sömürücü zihniyet ve siyasete karşı mücadele eder hale gelebilmek için başta bu zihniyet durumunun aşılması, zihniyet kırımına son verilmesi, günümüzün en tehlikeli liberal saldırganlığa karşı güçlü bir özgürlük ve demokrasi bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Günümüzün en temel demokratik-devrimci çalışması aslında böyle bir bilinçlendirme çalışmasıdır.
ABD-İsrail-İran çatışmasını da derinliğine anlamak önemli olmaktadır. Çok açık ki ABD-İsrail-İran çatışması öyle erken ve kolaylıkla sona erecek bir çatışma konumunda değildir. ABD, İran’ı kendi etkisi altına alabilmek, kendi öngördüğü sınırlar içerisine çekebilmek için her türlü yolla saldırılarını yürütürken, mevcut İran yönetimi de kendi varlığını korumak, zihniyetini sürdürmek için direnmeye devam edecektir. Dahası her iki güç de böyle bir çatışma içinde kendi çıkarını geliştirmeyi öngörürken, diğer yandan söz konusu çatışma içerisinde aslında kapitalist modernite sistemine karşıt olan güçleri, devrimci-demokratik hareketleri, kadın ve gençlik örgütlenmelerini, bir bütün demokratik modernite güçlerinin var olup gelişmesini engellemek ve boğmak hedefini de gütmektedirler. Tek çelişki ve çatışmayı kendi aralarındakiymiş gibi göstererek, herkesi böyle bir ikilem içinde taraf olmaya ve bunun içine girmeye mecbur bırakmaya çalışmaktadırlar. Bu da özgürlük ve demokrasi hareketleri açısından en büyük tehdit ve tehlike olmaktadır. Öncelikle söz konusu çatışmanın bu boyutunu da görmek gerekiyor. Nasıl ki kapitalist modernitenin liberal saldırısının yarattığı zihniyet kırımı tehlikesini görmek gerekiyorsa, benzer bir biçimde özgürlükçü-demokratik eğilimleri, muhalefeti söz konusu ikilem ve çatışma içerisine çekip boğma tehlikesini de görmek gereklidir.
Tarihin gidişini değiştirecek gelişmeler ortaya çıkabilir
Bu noktada kuşkusuz sonucu halkın mücadelesi, iradesi, tutumu, iddiası belirleyecektir. Newroz meydanlarını dolduran halk iradesi bu temelde gelişiyor. 8 Mart Kadın Özgürlük Direnişi bunun ilk referandumu oldu. En çok ezilen, en derin özgürlüğü isteyen kesim olarak kadın mücadelesi söz konusu gelişmeler içerisinde nasıl bir yer tuttuğunu, bu gelişmelerden nasıl etkilendiğini, kendini hangi düzeye getirdiğini, ideolojik mücadelede, kitlesel mücadelede, siyasi mücadelede nereye geldiğini bu 8 Mart’ta herkese bir kere daha net gösterdi, ilan etti. İşte Newroz da böyle bir sürecin zirvesi oldu.
Bu anlamda Newroz çizgisi bir zafer ve özgürlük çizgisidir. İdeolojik anlamı ve değeri var. Her türlü özgürlükçü anlayış ve pratiğin kendisini sorgulaması gereken bir çizgi duruşu oluyor. Bunu Mazlum Doğan direnişçiliği çok daha fazla bu hale getirdi. Halk Önderi Abdullah Öcalan “Parti Mazlum’dur” dedi. Büyük zindan direnişçiliği Özgürlük Hareketinin ideolojik-pratik çizgisini ortaya çıkarttı, büyük zindan direnişçiliği Newroz direnişçiliği temelinde şekillendi.
O halde Newroz direnişi deyip geçmemek lazım. Newroz’un coşkusu ve heyecanına kendimizi kaptırarak onun ideolojik içeriğini, derinliğini, sorgulayıcılığını görmezden gelmemek gerekiyor. Gerçekten de Newroz çizgisinde özgürlük ideolojisine ve zafer çizgisine katılmak önemlidir. Bu bakımdan büyük gelişmeler olabilir, çok yoğun mücadelelere de girilebilir, tarihin gidişini değiştirecek gelişmeler ortaya çıkabilir. 8 Mart ve Newroz kutlamalarında görüldü ki böyle bir sürecin gelişimi önünde hiçbir gericilik engel oluşturamayacaktır.
Sistemin yapabileceği bir yenilik yoktur
Söz konusu 3. Dünya Savaşı pratiği, küresel ve bölgesel güçlerin ilişki ve çelişkileri bu süreçte İran’da odaklanmış durumdadır. Sistem kendi çözümünü gerçekleştirmek istiyor, çelişkileri de büyüktür, çıkar çatışmaları da fazladır. Sistemin yapabileceği çok büyük bir yenilik yoktur. Çok yönlü bir çelişki ve çatışma, çıkar çelişkisi sürüyor. ABD, İsrail üzerinden ortaya koyduğu bir tutum var. Ortadoğu’yu bölüp parçalamak istiyorlar. Bu stratejiden vazgeçmiş değiller. Bunu fırsat buldukça adım adım geliştirmek isteyecekler. Herkesin bir ideolojik ve stratejik yaklaşımı var. Onları göz ardı etmemek lazım. Kapitalist modernite sistemi bir sistemdir. Sistemin gerçeğini, onun ideolojik duruşunu asla unutmamak burada önemli olmaktadır. Sistem içerisinde de ABD’nin bir duruşu var. ABD-İsrail-İngiltere üçlüsünün sistemi yönetmede bir stratejik yaklaşımları var. Bunu da ‘Yeni Dünya Düzeni’ olarak tanımlamışlardı. Güncel olarak yaşananların hepsi planlıdır ve bir sistem politikasıdır. Fakat sistem alternatifsizdir, herhangi bir çözüm alternatifi de sunmuyor. Tek çözüm alternatifi Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Modernite çizgisinin dünyanın her tarafındaki sorunları çözüme kavuşturacak bir anlayış ve tarz olduğu gerçeğidir. Daha somut olarak 2026 Newroz’unda dünyanın dört bir yanında Kürt halkının ve dostlarının küresel düzeyde bir özgürlük direnişi, özgürlük ayaklanması yaşandı. Önderlik gerçeğinin dünyaya nasıl yayılmış olduğunu ortaya koydu.
2026 Newroz’u zaferi garantiledi
Şu açığa çıktı: Önderlik düşünceleri dünyada yayıldıkça sosyalist güçler arasında, kadın özgürlükçü güçler arasında, ekolojist güçler arasında çok büyük bir ilgi ve destek buluyor. Fiziki özgürlüğünü haykıran, sahiplenen, sağlam tutarlı sahip çıkanlar oldular. Dıştaki demokratik güçler, sosyalist güçler, kadın özgürlükçü, ekolojist güçler oldular. Dünyayı tahrip eden gelişmeler karşısında ekoloji boyutundaki düşüncelerine de çok büyük önem ve değer veriyorlar. Böylelikle bu Newroz’u, Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlük Newroz’u haline getirdiler.
Bu Newroz zaferi garantiledi. Bu halkın, onun direnişinin mutlaka zafer kazanacağını, böyle bir zaferi hiçbir gücün engelleyemeyeceğini net bir biçimde ortaya koydu. Gerçekten de bütün insanlığa Kürt rengi olarak bu temelde kendini katıyor. Herkes Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü olan ortak amaca kenetlendi.Bu Newroz her zamankinden daha fazla böyle bir özellik, karakter kazandı. Günlerdir, haftalardır, yediden-yetmişe, kadın-erkek, çocuk-yaşlı, Kürt halkı ve dostları ayakta oldular. Büyük bir coşku ve heyecan yaşandı. Herkes aynı ruhu ve duyguyu taşıdı. Kürdistan’ın dört parçasından, dünyanın dört bir yanından bu haykırışlar yükseldi. Tüm ezilen halklar, kadınlar, gençler, işçi ve emekçiler Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşüncelerine, çözüm projelerine daha çok ilgi duyuyorlar, daha çok bağlanıyorlar. Bu temelde Kürt halkıyla daha fazla dayanışma içine giriyorlar ve özgürlüğü için haykırıyorlar.
Bu da bir tür dünya mücadelesidir. Kürdistan Özgürlük Devrimi’nin nasıl bir dünya devrimi haline geldiğini, küresel özgürlük devrimi konumu kazandığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Hiçbir güç bunun böyle olmadığını inkâr edemez. Her şey çıplak gözle görülecek kadar açık ve nettir. Bu da küresel düzeyde yaşanan bir mücadeledir. Özgürlük mücadelesi Newrozlarla işte böyle bir düzeye gelmiş bulunuyor.