3. Dünya Savaşı en fazla Kürt toplumunu ilgilendirmektedir
1.Körfez Savaşından bu yana 3. Dünya Savaşı yaşanmaktadır. Bu savaşla başta Ortadoğu olmak üzere dünyada yeni siyasi dengelere dayalı yeni bir düzen yaratılmak hedeflenmektedir. Bu düzen küresel kapitalizm ve tüketim toplumunun ihtiyacına göre şekillendirilmek istenmektedir. Kapitalist modernist güçler böyle bir dünya yaratmak isterken; halklar, ezilen topluluklar ve demokrasi güçleri de daha özgürlükçü ve daha demokratik bir dünya yaratma özlemi ve mücadelesi içindedirler. Kapitalizmin çürümüşlüğünün had safhaya ulaştığı günümüzde ne yazık ki kapitalist sistemden zarar görenler ve muhalif güçler yeterince örgütlü ve mücadele içinde değiller. Demokratik toplum sosyalizmi çizgisi tüm ezilen toplulukları ve muhalifleri mücadelesizlikten çıkaracak teorik bir derinlik ve güce sahiptir. Bu nedenle önümüzdeki dönem kapitalist moderniteye karşı mücadelenin yükseleceği bir dönem olacaktır.
3. Dünya Savaşının yoğunluklu sürdüğü coğrafya Kürdistan’ın merkezinde yer aldığı Ortadoğu’dur. Ortadoğu, tarih boyu siyasal dengelerin kurulduğu coğrafya olmuştur. Nitekim tarih içinde birçok güç Kürdistan’ı savaş alanı haline getirmiştir. Günümüzde süren 3. Dünya Savaşı en fazla da Kürt toplumunu ilgilendirmektedir. Sadece Kürdistan’ın bir parçası değil, Kürdistan’ın dört parçası da bu savaşın içindedir.
3. Dünya Savaşı, İsrail-Hamas, İsrail-Hizbullah savaşı, Suriye’de Baas rejiminin devrilmesi, İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları Suriye etrafındaki savaşı önemli hale getirmiştir. Uluslararası ve bölgesel güçler kendi politikalarına hizmet edecek bir Suriye yaratma konusunda anlaşmışlardır. 6 Ocak’ta Şex Maqsut ve Eşrefiye’de başlatılan ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yayılan saldırılar bu anlaşmanın sonucu gerçekleşmiştir. HTŞ İngiltere ve ABD’nin merkezinde olduğu hegemonik güçler tarafından Şam’ın yeni hakimi yapılmıştır. Böylece hem kendi politikaları açısından kullanacakları bir aparat bulmuşlardır hem de işbirlikçiliğe dayalı hegemonik politikaları için tehdit gördükleri demokratik bir sistemi dağıtmayı amaçlamışlardır.
1. Dünya Savaşı’nda Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi sadece Kürtler için değil, tüm Ortadoğu için bir komploydu. Kürtlerin parçalanmışlığı üzerinden Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin kontrol altına alınması amaçlanmıştır. Böylece hem bölge ülkelerini hem de Kürtleri kendi kontrollerinde tutmayı sağlayan bir sistem kurmuşlardır.
Kürt sorununun çözümü bölge ülkelerinin demokratikleşmesidir
100 yıllık politika ve uygulamalar göstermiştir ki, bu oyun ve tuzak bozulmadan Kürtlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşması mümkün değildir. Kürt sorununun çözümsüzlüğü bölge ülkelerin ayaklarındaki prangadır. Bu kapandan, bu prangadan kurtulmanın yolu demokratik ulusa dayalı Kürt sorununun çözümü ve bölge ülkelerinin demokratikleşmesidir. Bu sağlandığında uluslararası güçlerin Ortadoğu halkları üzerinde oynadıkları oyun da son bulacaktır.
Ortadoğu’da eskiden beri de sorunlar olmuştur. Ancak hiçbir zaman milliyetçilik ve ulus devlet fitnesinin yarattığı sorunlar kadar ağır sorunlar, bir çıkmaz ve çaresizlik durumu yaşanmamıştır. Ulus devletçilik her yerde farklı kimliklerin yok edilmesi ve soykırım olmuştur. Bunun en ağır biçimi de çok farklı kimlik ve inançların yaşadığı bu coğrafyada olmuştur. Milliyetçilik ve ulus devletçilik uygarlığın beşiği bu coğrafyaya ait değildir. Bu coğrafya bazı sorunlar yaşasa da farklı etnik ve dinsel toplulukların binlerce yıl bir arada yaşadığı bir coğrafyadır. Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Aleviler bu topraklarda yoğunca ve iç içe yaşıyorlardı. Ulus devlet fitnesinin Ortadoğu’ya girmesiyle birlikte son 150 yıl bu kimliklerin soykırım ve yok edilme yılları haline gelmiştir. Bu açıdan başta Kürtler olmak üzere Ortadoğu’da yaşayan halkların, başlarına gelen felaketlerin nedenini görerek bu durumdan kurtulacakları bir zihniyet ve politikaya sahip olmaları gerekir. Yoksa yok oluş, erime ve soykırımın önüne geçemezler.
6 Ocak’tan beri Kuzey-Doğu Suriye özerk yönetimi saldırı altındadır. Yakın zamana kadar dünya terörist örgütleri listesinde olan HTŞ şimdi neden tercih edilen bir örgüt haline geldi? Ortadoğu’da demokrasi vahası olan ve özgürlük ve demokrasi düşüncesinin yaygınlaşmasını sağlayan özerk sistemin dağıtılması neden hedeflendi? 5 Ocak anlaşmasında ABD ve İngiltere ile Türkiye ortak bir amaçta buluştular. Fransa ve İsrail de bu ortak amacın parçası oldular. Hesapları farklı olsa da HTŞ’nin özerk yönetime saldırıp Kürtlerde var olan devrimci demokratik dinamiğin ezilmesinde birleştiler. ABD ve İngiltere Ortadoğu dengelerinde Fransa’yı gözettiği için, İsrail de Suriye’nin güneyi kendi egemenlik alanına bırakıldığı için 5 Ocak anlaşması içinde yer aldılar.
Demokratik güçlerin görevi demokratik toplumu örgütlemektir
Kuzey-Doğu Suriye’de demokratik ulus anlayışı ve kadın özgürlükçü demokratik toplum çalışmaları on yıldan fazla huzurlu bir yaşam ortaya çıkarmıştır. Sürekli saldırı, işgal ve kuşatma altında bazı sorunlar yaşansa da göreceli bir istikrar ve huzurlu bir ortam sağlanmıştır. Araplar, Süryaniler, Çerkezler ve diğer halklar ve inançlarla birlikte bir ortak yaşam kurulmuştur. Ancak hem demokratik toplum çalışmaları hem de demokratik ulusta bir derinleşme sağlanamamıştır. Halbuki Arapların, Süryanilerin ve Kürtlerin her koşulda ve saldırıda güçlü sahipleneceği bir demokratik sistem yaratma imkanı ve zemini fazlasıyla vardı. Devrim ve demokratik sistemin toplum üstünde bir etkisi ve itibarı olmuştur. Ancak bu etki ve itibar güçlü bir örgütlenme ile toplumun, devrimi her koşulda savunacak dirence kavuşturulmadığı görülmüştür.
On yıldan fazladır süren özerk yönetim ve demokratik ulus sistemini olumsuzlayan yaklaşım ve değerlendirmeler yanlıştır. Kuşkusuz şu anda bazı alanlardan geri çekilme olsa da hala Rojava Devrimi ve demokratik ulus anlayışı önemini korumaktadır. Mevcut kazanımları korumak ve demokratik sistemi geliştirip güçlendirmek açısından da demokratik ulus anlayışının doğru ve etkili biçimde pratikleşmesi önemlidir. Çünkü bu alanlarda da önemli bir Arap halkı yaşamaktadır. Yine Süryanilerin en fazla yaşadığı yerler de buralardır. Dolayısıyla demokratik ulus anlayışını toplumda daha fazla derinleştirmek önemlidir. Bazı yanlış bilgi ve yönlendirmelerle milliyetçi eğilimlerin ortaya çıkmasının önüne geçmek önemlidir. Demokratik ulus anlayışının güçlendirilmemesi ve milliyetçi eğilimlerin ortaya çıkması mevcut Rojava siyasi sistemi için bir provokasyon olacaktır. Kürt halkının kazanımlarına yönelik de sabotaj anlamına gelecektir. Bu açıdan bu konuda yüksek düzeyde duyarlılık önemlidir. En önemlisi de yurtsever halkın demokratik ulus anlayışı ile eğitilmesi ve demokratik ulus sistemine güçlü sahiplenmesini sağlamak gerekir.
HTŞ saldırıları karşısında Kürt halkının her yerde güçlü ayağa kalkışı, demokrasi güçlerinin Rojava’da gösterilen direnişi sahiplenmesi bölgede politika yapan uluslararası güçleri de etkilemiş, hükümetlerini zor duruma sokmuştur. HTŞ’nin durdurulmasında esas etken Rojava halkı ve devrimci güçlerinin direnişi ve dünyanın dört yanında gerçekleşen büyük sahiplenme olmakla birlikte; HTŞ’ye yol veren uluslararası güçlerin zor duruma düşmesinin payı da olmuştur.
Komünal yaşam varlığını koruma özgürlüğünü sağlama modelidir
Demokratik güçlerin görevi örgütlü demokratik toplumu yaratmaktır. Şimdi devletle bir entegrasyon süreci var. Şimdiki iktidarın karakteri nedeniyle bu entegrasyon önemli yetersizlikler taşıyacaktır. İşte bu yetersizliklerin topluma olumsuz yansımasının önüne geçecek de demokratik toplum örgütlenmesidir. Devlet+demokrasi yaklaşımıyla demokrasiyi örgütleme sorumluluğu vardır. Toplum içinde tabandan başlayacak komünal örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin komünler birliğini oluşturacak biçimde meclislerini yaratması önemli olacaktır. Toplum sorunlarını çözme ve ihtiyaçlarının büyük bölümünü karşılama bu demokratik toplum örgütlenmesi ile sağlanacaktır. Devletin bazı resmi kurumları olsa da toplum kendi örgütlenmesi ile yerel demokrasiyi ve yerel sistemini kurmaya yönelmesi önemli olacaktır. İfade ve örgütlenme özgürlüğü temelinde toplumun her konuda kendini örgütlemesi ve kendi sorunlarını çözmesi bir toplumun en doğal hakkıdır. Tarihsel toplum bu gerçekliğin somut ifadesidir. İnsanlık tarihinin büyük bölümü toplumun kendi ihtiyaçlarını kendi örgütlenmeleri ile karşıladığını gösterir. Devletlerin varlığı ortamında bile insanlığın yüzde sekseni ihtiyaçlarını kendi örgütlenmeleri ile karşılamışlar, kendi yönetimleri altında yaşamışlardır. Kapitalizm ve ulus devletle birlikte toplum yaşamının her alanına el atılmıştır. Bu toplumların öz karakterine ve tarihsel topluma ters bir durumu ifade etmektedir. Bugün insanlığın derin ve çoklu bir kriz içine girmesinin nedeni toplumun öz örgütlenmelerine yönelik bu ulus devletçi totaliter müdahalelerdir. Son birkaç yüzyılda ulus devlet toplumun her türlü yaşamına müdahale ettiği için sanki tarihin tümünde toplumsal yaşam ve siyasi sistem böyle olmuş gibi bir algı yaratılmıştır.
Bir yerde devlet var olsa bile toplum, komünlere dayalı olarak kendini örgütleyerek devletin yanında kendi demokratik sistemini kurabilir ve sorunlarını çözebilir. Toplum, kapitalizmin toplumu tümden dağıtıp bireyleri iradesiz kıldığı bu zamanda var olmak için komünal yaşamı yaratmak zorundadır. Yoksa toplum olarak yok olup devletçi ve kapitalist modernist yaşamın iradesi altında yaşayan ölüler haline gelir. Bu açıdan toplum var olmak için komünal yaşamı yaratmak zorundadır. Bu, Kürt halkı için ise var olma sorunudur. Kürtler bu toplumcu yaşamı var etmezlerse sadece toplumsal varlıkları yok olmaz, dil, kültür ve kimliğini kaybetmiş olarak başka toplumsal varlıkların malzemesi haline gelir. Bu açıdan komünal yaşam aynı zamanda Kürt varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama modeli olmaktadır.
ABD bütünlüklü ama işbirlikçi bir İran istemektedir
Şu anda İran’daki siyasal gelişmeler her bakımdan yeni durumlar ortaya çıkaracaktır. 47 yıldır Ortadoğu’nun siyasi karakterinin oluşmasında İran’ın önemli bir yeri vardır. İran’ın varlığı siyasal ilişki ve dengelerde çok yönlü etkide bulunmaktadır. İran Ortadoğu’daki siyasal dengelerin bir tarafı olduğundan dünya siyasi dengelerinin oluşmasında da önemli bir etkide bulunmuştur. ABD’nin Saddam rejimini yıkması İran’ın pozisyonunu daha da güçlendirmişti.
İran kendisine yönelik saldırıları dışarda karşılama politikası yürütünce İran varlığı sürekli gerilim yaratan bir etken olmuştur. İran’ın bu pozisyonu Hamas’ın 7 Ekim saldırısına karşı İsrail’in Gazze’ye saldırısıyla birlikte bir baş aşağı gidiş yaşamıştır. Hamas’ın ezilmesi, Lübnan’da Hizbullah’ın ağır darbe yemesi, Suriye’de Baas iktidarının yıkılması İran’ın bölgedeki etkisini ve politik gücünü önemli oranda zayıflatmıştır. İsrail ve ABD’nin 2025 yılında 12 günlük saldırısı İran’ı sarsmış, sadece dışarda değil, içerde de ciddi düzeyde zayıflatmıştır.
İsrail ve ABD’nin İran’ı güçten düşürmesi 2025 Aralık ayında içerde de siyasal patlamalara yol açmıştır. İran on binden fazla insanı katlederek, on binlercesini zindana atarak ve idam sehpaları kurarak halk ayaklanmasını durdurmaya çalışmıştır. Bu politika ve uygulamalar İran rejiminin meşruiyetini ve toplumsal desteğini tümden kaybetmesini sağlamıştır. Hala belli bir destekçisi kalsa da artık rejim yıkılma aşamasına gelmiştir.
İsrail ve ABD İran rejimini değiştirmek istediğinden 28 Şubat’ta tekrar saldırıya geçmişlerdir. Ali Hamaney ve onlarca yönetici vurularak İran yönetim sistemi krize sokulmuştur. İran her ne kadar direnmeye çalışsa da mevcut baş aşağıya gidişi durdurmak zordur. İran rejimi büyük olasılıkla yıkılacaktır. Bu, rejim içinde işbirlikçilerin çıkmasıyla mı sağlanacak; yoksa İran içindeki muhalefetin etkili olduğu bir mücadele sonucuyla mı olacak? Bunu süreç içinde yaşanan gelişmeler belirleyecektir. ABD bütünlüklü ama işbirlikçi bir İran istemektedir.
Demokratikleştirme stratejisi tek çözüm projesidir
Kuşkusuz bu savaş başta Rojhılat olmak üzere Kürdistan’ın bütününü etkileyecektir. İran’da gerçekleşecek bir iktidar değişikliği Ortadoğu’da siyasal dengeleri değiştirecektir. Bunun yanı sıra İran’daki durum Türkiye’yi de yakından etkileyecektir. Aslında İran’ın varlığı Türkiye’de otoriter baskıcı politikalara güç veriyordu. ABD karşısında önemi artıyordu. Bu da Türk devletine Kürt soykırımını yürütme imkanı veriyordu. İran’daki otoriter rejim yıkıldığında Türkiye’nin baskıcı ve otoriter rejimini eskisi gibi sürdürme durumu zayıflayabilir. Bu bir olasılıktır. Öte yandan İslam Cumhuriyetinin saf dışı edilmesi İsrail’i daha da güçlendirecektir. Türkiye’nin jeopolitik konumu daha da zayıflayacaktır. Bu durumda son yıllarda İsrail ile bir güç mücadelesi yürüten Türkiye, ABD ve İsrail’in birlikte oluşturduğu bölge politikasının uzantısı haline gelecektir. Eğer Türkiye mevcut konumunda ısrar ederse Ortadoğu’daki siyasi operasyonun İsrail, Kıbrıs, Yunanistan ve arkasındaki destekçiler üzerinden Türkiye’ye uzanması söz konusu olacaktır. Türkiye bir taraftan ABD-İsrail’in İran saldırısından rahatsızmış gibi gözükse de esas olarak İsrail-ABD politikasına uyum sağlama yaklaşımı içindedir. İran’ın devrilmesiyle birlikte bu çok daha net görülecektir.
İran’daki rejimin yıkılması Irak’taki dengeleri de etkileyecektir. Bunun da yarattığı sonuçlar olacaktır. Özcesi önümüzdeki dönemde hızla değişimler görülecektir. Şu anda tüm Kürdistan halkı açısından önemli ve belirleyici olan Barış ve Demokratik Toplum sürecidir. İbrahimi Anlaşma sonrası İsrail’in 7 Ekim Hamas saldırısına karşı yürüttüğü kapsamlı saldırı Türkiye’yi ürkütmüştür.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısı bir yönüyle de ABD ve İsrail’in Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme hamlesine karşı demokratik temelde Ortadoğu’ya bir müdahale yapma hamlesidir. Onların gerilim ve çatışma üzerine kurulu stratejilerine karşı demokratikleşme stratejisi ile cevap vermiştir. Ortadoğu’da hem bölge ülkelerinin hem de hegemonik güçlerin sorunları çözme politikası ve projeleri yoktur. Bölge ülkeleri ve hegemonik güçlerin politikaları sorunları daha da ağırlaştırıp çözümsüz kılmaktadırlar. Bu açıdan demokratik ulus ve demokratik topluma dayalı demokratikleştirme stratejisi tek çözüm projesidir. Gelecek bu projenindir. Bu projenin gelişme ve büyük kazanma imkanı fazlasıyla artmıştır. Türkiye’nin değişimi, bu temelde Ortadoğu’nun değişimi anlamına gelecektir. Buna öncülük yapacak olan da örgütlü Kürt toplumu olacaktır. Böylelikle Ortadoğu’yu değiştiren ve dönüştüren temel bir güç haline gelecektir.