Rêber Apo, içinde bulunduğumuz dönemi “stratejik mücadele” dönemi olarak tanımlıyor. Stratejik mücadele döneminin temel politik yönelimi, Kürtleri tamamen soykırım kıskacından çıkartmak, soykırım kıskacını tamamen parçalamaktır. Bu açıdan Kürtler, karşılarında kırım sisteminin olduğu gerçekliğinden hareket ettiği oranda stratejik mücadele dönemine göre politika geliştirebilir.
Soykırım kıskacı gerçekliği, Özgür Kürt olmanın kolay olmadığı gerçeğini göstermektedir. Fakat imkânsız olmadığı da bir gerçektir. Rêber Apo’nun geliştirdiği hamle Kürtler için soykırım kıskacını tamamen parçalama ve özgür varlığı sağlama fırsatı açığa çıkarmıştır. Aslında bu fırsat yeni değildir. Yarım yüzyıllık Özgür Kürt inşası sürecinde ortalamaya vurulduğunda on yılda bir böylesi fırsatları açığa çıkarttı. Ancak biz değerlendiremedik.
Politika imkân yaratma sanatıdır
Rêber Apo’nun stratejik, kritik özelliğiyle geliştirdiği her hamle büyük fırsat olmuştur. Yalnız her fırsat aynı zamanda riski de içinde barındırıyor. Zaten her hamle riskleri göze alarak gerçekleştirilmiştir. Hiçbir şey yapmamak, alışılagelen rutini sürdürmek risk olmadığı gibi fırsatı da yaratmaz. Rutin risksizdir ama fırsat da yaratmaz.
Demokratik toplumun/ulusun inşa hamlesi, inşası da risk ve fırsatı iç içe barındırıyor. Bu sefer rolümüzü layıkıyla oynamak için hem riski hem fırsatı dikkate alıp stratejik mücadele dönemine yüklenirsek varlığın özgürlüğü sağlanabilir. Sadece fırsata veya sadece riske odaklanmak da kaybettirebilir. İkisine de eşit oranda ağırlık verilerek yol alınabilir. Bu noktada Rêber Apo, “risk ve fırsata doğru odaklanmak için soykırım kıskacında olduğunuzu bir an için bile unutmayacaksınız; yüreğinizde ve beyninizde her an hissedip yaşayacaksınız; ikincisi, politikanın fırsatı değerlendirme sanatı olduğunun bilinciyle politika üreteceksiniz.”demektedir.
Aslında bizim kaybettiğimiz nokta tam da burasıdır. Soykırım kıskacının iliklerimize kadar yaşayamıyoruz, politikayı imkân yaratma, fırsatı değerlendirme sanatı olarak ele almıyoruz. Dahası Rêber Apo’nun çözümlediği gibi “politika yapıp yapmadığımız belli değildir.” Bu tespiti oldukça sarsıcıdır. Biz politika yaptığımızı varsayarken, cesaret edip baktığımızda, ölçülerine göre politika yapmadığımızı sarsılarak görüyoruz.
Politika uzun soluklu ve çare üretendir
Rêber Apo hâlâ kendisinin politik ölçülerini ve tarzını anlamaktan uzak olduğumuzu belirtirken, “Politika damarda akan kandır. Bu kadar telaşlı olmamın nedeni kanın akışını sürekli sağlamak içindir. Siz aylarca, yıllarca duruyorsunuz, umurunuzda olmuyor.” diyor. Duruşumuz kanın akışını durduran tarzdadır. Kan akışı durursa ölüm gerçekleşir. Politika ölümüne çok koşuşturma ile gerçekleşmez. Kan kalbe, beyne gerekeni sağlayıp çare üretir. Politika uzun solukludur ve çare üretendir. Ne kadar çare ürettiğimiz tartışmalıdır.
Yıllardır politikanın ne’liği üzerine tartışıyoruz. Ancak bu konuda eksik kaldığımız noktalar var. Rêber Apo politikayı çözümlerken “Temel ders Kürdi politikada usta olmaktır. Eğer bu önderlik dersini geçerseniz soykırım kıskacını tamamen parçalayabilirsiniz” der. Bu dersin değeri şu açıdan hayatidir: Birincisi, Kürdi politika “aslanın sırtında politika yapmaktır.” İkincisi ise Kürdi politika icazetle, ondan şundan imkân beklenerek yürütülemez. Aslan sırtında politika asla düşmemeyi gerektirir. Düşmek aslana yem olmaktır. İcazetli politika, özgür iradeye, özgüç ve özgürlük ilkesine aykırıdır. İcazetli politika köleleştirir, çürütür.
Her iki husus politikanın gerilimli bir alan olduğunu göstermektedir. Gerilim politikanın özüdür. Ancak politik alan geriliminin nasıl bir mücadeleye sahne olacağını somut koşullar belirler. Bu yüzden mutlak uzlaşma veya mutlak çatışmaya indirgenemez. Kendini her iki uçtaki mutlaklara mahkûm etmek, politikanın özünü kavramamak ve çözümsüzlüğü beslemektir. Rêber Apo’nun geliştirdiği politikaların her defasında bizi “şok” etmesi bizim uçlarda yaşamamızın sonucudur. Rêber Apo uçlarda yaşamıyor. Son derece realisttir. Bu nedenle politik gerginliği yaratıcılığa ve çözüme evriltiyor. Uçlara savrulduğumuz için politik gerginliği yönetemiyoruz. Özellikle diyaloğun olduğu dönemlerde mutlak uzlaşmaya ya da mutlak çatışmaya kendimizi yatırdığımızdan, olup bitenleri anlamakta zorlanıyoruz. Dolayısıyla politikanın özünde olmayan hallerimizle “neden böyle yapıyorlar, neden böyle söylüyorlar” şikâyetçiliğimiz başlıyor. Rêber Apo bu hallerimizi çözümlerken, “hala politikanın A, B, C’sini anlamaktan uzaksınız.” demektedir.
İdeoloji ve politika karmaşası
Bu eleştiri tüm politik yaşamımızı sorgulamayı gerektiriyor. Bizimkisi daha çok gerçekleri kavramadan, hatta politikanın gerçek sahasına girmeden oradan oraya doğruculukla koşuşturmak oluyor. Ölümüne çalışıyor olabiliriz, en zor koşullardan direnç içinde yaşamış veya yaşıyor olabiliriz, tarihin en vahşi işkencelerine maruz kalmış olabiliriz, tüm bunlar politik ölçülerin gerisinde kalışımızı ne izah eder ne de değiştirir. Rêber Apo bizim politika yapma tarzımızı “trajik politik” olarak tanımlarken, “Bir türlü trajik politikadan çıkamıyorsunuz.” der. Politik yapma tarzımızın arkamızda büyük trajediler bıraktığı ortadadır.
Rêber Apo, gerek politikanın A, B, C’sini anlamama gerekse de trajediler üreten politik duruş ve tarzımızın nedenlerini çözümlerken, “ideoloji ile politika ilişkisini doğru kuramıyorsunuz, ikisini karıştırıyorsunuz” der. Yenilgi ve kaybedişlerimizin temel nedenlerinden biri budur. İdeolojik olmamız gereken yerde politik, politik olmamız gereken yerde ideolojik oluyoruz. Bu ilişki doğru kurulmadığında ne ideolojik ne politik çizginin gereğini yapıyoruz. Ortaya çizgi dışılığın yarattığı trajedi çıkıyor. İlginç olan bu konuda kendimize öylesine sevdalıyız ki, yarattığımız trajedinin farkında olmadığımız gibi, yarattığımız trajedilerin yükünü de Rêber Apo’ya yüklüyoruz. Tüm çabası ise bu trajedilerimizden çıkış araması oluyor. Gerek politikanın A, B, C’sini doğru öğrenme ve kavramak gerekse de trajik politik duruş ve tarzdan kurtulmak için politika ile ideoloji ilişkisini doğru kurmamızın zamanı gelmiş, geçiyor. Tarihimizin bu önemli döneminde geçmişin alışılagelen politikasıyla yol alamayacağımız açıktır.
Bu noktada kendisinin ideolojik-politik çizgisini çözümlerken, “İdeoloji ile politika iç içedir. Fakat politika farklıdır. Ben yüzde seksen politika ile çalışıyorum, siz ise ideoloji ağırlıklı çalışıyorsunuz. Yüzde beş ya da on ile politikayla çalışıyorsunuz.” demektedir. Rêber Apo ile aramızdaki bu politik fark aynı zamanda aramızdaki mesafeyi ve politika açısından hangi konumda olduğumuzu gösteriyor. Ayrıca bu çözümleme Rêber Apo ile ilgili temel yanılgımızı da gösteriyor. Biz tam tersine, ideoloji ağırlıklı çalıştığını sanıyoruz. Bizdeki bu ciddi yanılgı ideoloji-politika ilişkisindeki kafa karışıklığımızın ifadesidir.
İlkede katılık, politikada esneklik
İdeoloji ışık ve ilkedir. Politika ışığın aydınlığında ilke doğrultusunda pratiktir. Işık ve ilke olmadan pratik olmaz. Pratik olmadan da ışık ve ilke kendi başına bir şeyi inşa edemez. Fakat politikanın kendine özgü kuralları vardır. Politika özgürlük alanıdır. Özgürlük ancak politikayla gerçekleşen bir olgudur. Bağlantılı olarak politika özgür insanların eyleyiş yeridir. Politik yoğunlaşma, gerçekleşme düzeyi derinleştikçe özgürleşir.
Rêber Apo’nun “ilkede katılık, politikada esneklik” perspektifini bilmeyenimiz yoktur. Ancak mesele pratiğe gelince ikisini karıştırıyoruz. Politikada esneklik payı sınırsızdır. Hatta çoğu zaman ilkeyle çelişiyormuş gibidir. Rêber Apo’nun politik esnekliği karşısında şok olmamızın nedeni budur. Çünkü biz ilkeyi kalıplaştırmışız. Bu açıdan, “ideolojik katılık ve politik esneklikte kaybediyorsunız” diyor. Bu konudaki kaybedişlerimizin tüm olumsuz sonuçlarını Rêber Apo’ya yaşatıyoruz. Politikanın temel kurallarından olan ilkeyi gözetip esnekleşemiyoruz. Deyim yerindeyse taş kesiliyoruz. Kuramadığımız, ilke ile esneklik denkliğidir. Zaten bu o kadar kolay değildir. Ancak eğer politikada iddia sahibiysek bu zor olanı da gerçekleştirmek zorundayız.
Bu noktada politikanın gerçeklik sanatı niteliği ortaya çıkıyor. Rêber Apo “politikayı sanat düzeyinde yürütmelisiniz” derken, bizim politikadaki kaba ve rastgele tarzımıza işaret etmektedir. Sanat kendi başına ustalık ve incelik olayıdır. Hele söz konusu Kürdi politika olunca daha fazla sanatkâranelik gerektiriyor. Çünkü soykırım kıskacında olduğu için politikanın Kürdi pratiği dünyanın en zor mücadelesidir. Bizim bu zorluk karşısında tavrımız ya pes etmek ya da “ya herro ya merro” tarzı oluyor. Ya kırılmamız ya da kırmamız, gerçeklik sanatı olarak politikayı uygulama düzeyini yakalayamamış olmamızdandır.
Tüm bunların ortaya çıkarttığı sonuç ise, ideolojik dogmalarla politika yaptığımızdır. İdeolojik dogmayı ilke sanıyoruz! İlke geliştiren, dönüştüren, fark yaratandır. Dogmatizm gelişme, dönüşüm, fark yaratmaz. Dahası felç eder. Aslında politika alanında felçliyiz. Fakat bunu örtmek için dogmatizmin diğer bir özelliği olan doğruculuğa sarılıyoruz! Ne kadar doğru ve haklı olduğumuzu ideolijiye sarılıp anlatıyoruz!
Yaşamın ve Anın Politikasını Yapmak
Bu da bir sol hastalığıdır. Sol ideolojik doğruluğa sığınıp, politik alanda başarısızlığını örtüyor. Oysa politik açıdan başarılı olunmadığı sürece ideolojik olarak doğru olmanın hiçbir anlamı yoktur. Sol doğru ve haklı olduğunu istediği kadar anlatsın, marjinalizminden kurtulamamaktadır. Maalesef bu hastalıktan epey şey kaptığımızı politikadaki düzeyimiz gösteriyor.
Politika akışkandır. Her toplumsal kesime akar. Bunun için de anlık-günlük olarak yeniden üretilmesi gerekmektedir. Rêber Apo, Lenin’in, “24 saat taktik değiştirmezseniz yenilirsiniz” ilkesine dikkat çekerek “Her an tetikte olmalısınız, her an yöntem değiştirmelisiniz.” der. Güncel olarak sorunların çözümüne, gereksinimlerin karşılanmasına odaklanır. Lenin politikanın güncelliğini tanımlarken, “dün erken, yarın geç, şimdi zamanıdır” der. Politikada o an yakaladığında gelişme yaratılır. Bizim o anı yakalayamayışımızın nedenlerden biri de politikayı, kitabi ele almamızdır. Rêber Apo, “Politika tecrübeye dayanır. Kitaplarda yazıldığı gibi değildir.” der.
Maalesef tecrübe denilen yaşamdan öğrenme yönümüz oldukça zayıftır. Rêber Apo’nun politika tecrübesinden ne kadar öğreniyoruz? Bu soruya rahatlıkla cevap veremiyoruz. Politikada düz şabloncu oluşumuz kitabiliğimizle ilgilidir. Kitaplardan öğrendiklerimiz politikayı uygulamaya çalışıyoruz. Zorlandıkça tekrar tekrar kitaba bakıyoruz. Oysa olgunun kendisine bakmalıyız. Politika kitabi değildir, kitap genel olanı tanımlar. Politika özgünlüktür. Genel perspektifi özgünlüğe uygulamadır politika. Rêber Apo için politika öğrenme yeri pratiktir, yani yaşamdır. Teoriyi de pratikten üretiyor. Başarısının sırlarından biri de budur. Sonuçta politika halk için yapılır. Halkın öz bilince sahip olması, örgütlenmesi ve eyleyişli kılınması politikanın özüdür. Özellikle içinde bulunduğumuz stratejik mücadele ve soykırım kıskacını tamamen parçalama dönemi için bu daha fazla geçerlidir.
Toplumsal kapsayıcılık ve demokratik inşa
Politik esneklik bu noktada geçerlidir. Ülkede ve Türkiye’nin Batı’sındaki tüm Kürtlerle ilişkilerde ideolojik sınırları aşmak ve demokratik toplum/ulus inşasına dahil olmalarının önünü açmak politikanın gereğidir. Böyle bir potansiyel vardır. Yeter ki ideolojik kalıplarla uzaklaştırıcı olunmasın. Herkesle, her kesimle ilişki politik esnekliğin zorunluluğudur. Bunun için de kaçırtan, karşıtlaştıran, çatıştıran kişiliği aşmalıyız. Mevcudun sınırlarında kalan ideolojik doğruculuk ve kalıpçılığın konforunu kırmalıyız. Benzer şekilde emekçi, köylü, gençlik, dindar, sosyalist, sosyal demokrat kesimlere yönelik de politika üretmeliyiz.
Demokratik Cumhuriyet ve demokratik toplum perspektifiyle böylesi bir politik yönelim zorunludur. Her birimiz çözüm bekliyoruz. Ancak çözüm herhangi bir yerden gelmeyecek. Çözüm politik yaratıcılıkla demokratik cumhuriyet ve demokratik toplumun inşasını gerçekleştirecek özgün ve özgür irade olmaktadır.
İmralı Hapishanesi